Halk, Hukuk, Demokrasi, Ve saire... Halk, Hukuk, Demokrasi, Ve saire... Fatih Altaylı bugünkü köşe yazısında Ankara’da yaygın bir dedikodudan söz ediyor. Buna göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının eline AKP’nin Siyasal Partiler Yasası’na aykırı olarak finansmanını kanıtlayan yurt dışı kaynaklı bir belge geçmiş ve belgenin gerçekliği araştırılmakta imiş. Eğer belgenin gerçek olduğu anlaşılırsa AKP hakkında dava açılacakmış ve genel kanı oymuş ki, “Eğer bu belge ile dava açılırsa 11 – 0 kapatma kararı çıkar” deniliyormuş dedikodu kulislerinde. Yani Haşim Kılıç’ın bile kapatma yönünde oy kullanacağı denli önemli bir belge söz konusu.  
  • Hırsız Gardeş, Kusur   Şimdi haberlerde; Semra Özal'ın evine giren hırsızların savunucuları konuşuyor.Savunucular kimdir?Maalesef "Muhabirler".   Semra Özal'ın evine hırsızlar giriyorlar, mücevherlerini çalıyorlar.Yalnız dikkatinizi çekiyorum, Semra Özal'ın kendi evine.Semra Özal'a ait bir ev yani yanlış anlaşılmasın; ev hırsızlara ait değil.Şimdi hırsızları yakalamışlar ve muhabirlerin sordukları soru şu; "Siz geldiğinizde bu güvenlikçiler burada mıydı?"Karşı taraftan sinir bozucu sorunun sinir bozucu cevabı geliyor: "Yoktu, bu güvenlikçiler olsa girer miydik?". Doğru her yerde güvenlik olacak, güvenliği olmayanı hapse atsınlar zira suçlu onlar.Yazık bu hırsızlara be gardeşim.Adamlar binbir emekle, sizin yıllarca çalışıp -genelde- aldığınız şeyleri gelip alıyorlar.Ne diye uğraştırıyorsunuz adamları?Hayret birşey, adamın asabını bozmayın.Güvenlik olsa ne olmasa ne?O hırsızın orada olmasını haklı mı çıkarır bu?Semra Özal'ın daha dikkatli korunması konusuna parmak basmak istiyorsan, açık açık parmağını bas gardeşim.  
  • Sigara İçme- Gök eki SİGARA İÇME, GÖK EKİNİNİ BİÇME!               Sigara ile ilgili şarkı ve türküler vardır epeyce. Bir türküde, “Bir ateş ver, cıgaramı yakayım” diye sesleniliyor. Halk arasında sigaraya cıgara denilmiş, çoğu kişinin sigara demeye dili dönmemiştir. Tütün deyip geçenler de vardır. Kimi kişiler tütün tabakası taşırlar, kendi sigaralarını kendileri sararlar. “Sigaramın dumanı/ Yoktur yârin imanı/ Altından köşk yaptırdım/ Gümüşten merdiveni” diyor bir başka türkümüz. Altından köşk yaptırsan ne fayda? İçtiğin sigara ömrünü kısaltır, o kökün sefasını süremezsin. Yâri değil, sigaranın yoktur imanı.
  • Spoiler, spoil, spoi   - Şu filmi izledin mi? - Hayır, izlemedim... - İyi ki izlemedin, beş para etmez valla. Zaten filmin başında şöyle şöyle oluyor, sonunda da böyle böyle oluyor... - Hadi ya...   - Şu kitabı okudun mu? - Hayır okumadım... - İyi ki okumadın... On para etmez valla. Zaten yazar kitabın ortalarına doğru şöyle şöyle yazmış, sonunu da böyle böyle bağlamış... - Hadi ya...   - Duydun mu? - Neyi? - Hani canım, o var ya o. O şunu şunu söylemiş, bunu bunu söylemiş. Sonunda da şöyle şöyle olmuş... - İyi de daha ben onunla konuşmadım ki? Bir de onun ağzından dinleseydim... - Senin konuşmana ve dinlemene gerek yok. Ben sana anlatarım... - Şey... Bir de ondan duysaydım bu olup biteni... - Gerek yok dedim ya... - İyi anlat bakalım... - Vıdı, vıdı, vıdı... Bla, bla, bla... - Hadi ya...  
  • İNTİHAR HABERLERİ, G   Günümüzde intihar vakaları ciddi oranda artıyor. Medyadaki intihar haberleri, gençlerin bunu bir seçenek olarak görmesine neden oluyor. Yaygın medya araçlarında yayınlanan intihar haberlerine bakan, okuyan, duyan gençleri olumsuz etkilemektedir. Özellikle televizyonun insanın psikolojik, sağlığına fizyolojik zararları olmakta, yeni yetişen genç nesil, ne olduğunu anlamadığı/anlayamadığı bu ölüm şeklini kendine model kabul ederek, geri dönüşün imkânsız olduğu bir yola tevessül etmektedir. İlimizde, memleketimizde, tüm dünyada bu böyledir. Bazen inançsızlığında etkisiyle, “hızla yaşa, genç öl” felsefesini kendine rehber edinerek, tüm dünyada kötü bir ölüm sendromuna sebep oluyorlar. Bu sendromda en üst seviyede etkilenerek medyanın da ısrarlı yayınlarının sürekli etkisinde kalan toplumlar, insanlar, dünyayı farklı algılıyorlar ve ve çeşitli intihar şekilleriyle ölümü bir kurtuluş olarak görüyorlar.
  • Biyolojik Savaş (Kozmik Savaşları – II)            Silahlı savaşların sebepleri ekonomidir. Ekonomi, para kazanmanın ve hakim olmanın görünen şeklidir ve bunun ispatı rakamlardır. Dünya üzerinde, bütün ekonomilere hakim olmanın iki yolu vardır. Birincisi; silah zoruyla oralara itaat ettirmek. İkincisi; hedefin istediği bir şeylere sahip olmak. Birincisinin dönemi, 19. yüzyıl ile birlikte bitti. İkinci yöntemin başarılabilmesi için ekonomik savaşta güçlü bir destek mekanizmasına sahip olmak gerekiyor. Bu destek mekanizmasının adı: üretim.  
  • Sefir biraz beklesin           ‘Sefire Yolu Gösterin’  (http://www.onverita.com/yazarlar/b_ozgeturk/sefire_yolu_gosterin) başlıklı yazı hakkında:            Önce;            Yazıda verilen, güzel bir anekdot. Sayın Zeybek’in TV konuşmasından alınma bu anekdotu ben de yayınlamıştım. (2008’de onpunto’da) Yazının içindeki yaptığım bazı yazın hataları [“koca birer kelit”: ‘kilit’ olacak], o günkü ‘yazımdan’ yararlanıldığını ispatlıyor.  Ama yazının altına kendimden de bir şeyler -daha- eklemiştim:  
  • Sol'un Kendini Sorgu Solun artık kendini sorgulama zamanı geldi? Türkiye’de yaşanan bunca olayları sadece çıkardıkları dergi ve gazetelerinde bir iki sayfalık yazılar ile çözebileceğini sanıyorsa, eski alışkanlıklarımızdan hala kurtulamadığımızı gösteriyor tüm bu yaşananlar. Türkiye işçi sınıfı tarihindeki 15-16 Haziran yürüyüşü ve eylemleri bile spantone gelişen bir takım hareketlerdi. Ama nedense kendilerini sosyalist veya devrimci olarak adlandıran örgütlenmeler, böylesi bir takım olaylardan kendilerine hiçbir zaman bir ders çıkartmadılar. İşçi sınıfının ideolojisini savunup, işçi sınıfı ile hiçbir iletişim kuramayan örgütlenmeler ne kendilerine nede ülkesinin ezilenlerine hiçbir katkı da bulunamaz. Şimdiye kadar da öyle oldu zaten.
  • SEFİRE YOLU GÖSTERİN   Fransa'da çok meşhur bir sözlük vardır, Larousse. Burada bir kelime var, "dÃ(c)capiter". Bu kelime 1931 yılındaki sözlükte boynunu vurmak diye ifade ediliyor. Kelimenin bir başka anlamı daha var. Kazığa oturtmak, yani sivri bir kazık hazırlamak ve insanları kazığın bir ucu ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak. Vahşi bir uygulama. Burada kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor: "Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar." Atatürk bunu öğrenince Fransız büyükelçisini yemeğe davet ediyor. Elçi diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor Atatürk tarafından davet edildiği için. Köşke geliyor, yemekler yeniyor. Atatürk tabii bir şekilde elçiye bu kelimenin anlamını soruyor. O da bildiği anlamı söylüyor.  
  • atalet momenti atalet momenti Dün geceye kadar evet. Aynen böyle. Yani dün geceye kadar. Böyle öğrenilmiş çaresizlik gibi bi şi. Öğrenilmiş atalet diyelim biz buna. Silkindim ama hala toz toprak mevcut üstümde başımda. Ama atmam gerektiğinin azıcık da olsa farkındayım.
  • Hırsız Gardeş, Kusura Bakma Hırsız Gardeş, Kusura Bakma   Şimdi haberlerde; Semra Özal'ın evine giren hırsızların savunucuları konuşuyor.Savunucular kimdir?Maalesef "Muhabirler".   Semra Özal'ın evine hırsızlar giriyorlar, mücevherlerini çalıyorlar.Yalnız dikkatinizi çekiyorum, Semra Özal'ın kendi evine.Semra Özal'a ait bir ev yani yanlış anlaşılmasın; ev hırsızlara ait değil.Şimdi hırsızları yakalamışlar ve muhabirlerin sordukları soru şu; "Siz geldiğinizde bu güvenlikçiler burada mıydı?"Karşı taraftan sinir bozucu sorunun sinir bozucu cevabı geliyor: "Yoktu, bu güvenlikçiler olsa girer miydik?". Doğru her yerde güvenlik olacak, güvenliği olmayanı hapse atsınlar zira suçlu onlar.Yazık bu hırsızlara be gardeşim.Adamlar binbir emekle, sizin yıllarca çalışıp -genelde- aldığınız şeyleri gelip alıyorlar.Ne diye uğraştırıyorsunuz adamları?Hayret birşey, adamın asabını bozmayın.Güvenlik olsa ne olmasa ne?O hırsızın orada olmasını haklı mı çıkarır bu?Semra Özal'ın daha dikkatli korunması konusuna parmak basmak istiyorsan, açık açık parmağını bas gardeşim.  
  • Cesetlerle Resim Çizmek: Ejder Kapanı Cesetlerle Resim Çizmek: Ejder Kapanı   Uğur Yücel'in yönettiği Ejder Kapanı gösterimde.   Bir röportajında film yapmak için popüler filmler yapacağını söylemişti. Bu film onun bir örneği mi yoksa Uğur Yücel'de alıştığımız sonra Mahsun'un devraldığı ve bu sıralar pek çok yönetmen ve senariste bulaşan bir filmde bir çok şey anlatalım derdinde olan bir film örneği mi karar veremedim. Umarım gişede Uğur Yücel'e para kazandırır ve Yazı/Tura gibi bir filmle bize geri döner.   Film "af" sorununu konu almış. Medyadaki adı ile "Rahşan Affı" nı pedofili üzerinden eleştirerek, adalet anlayışımızı sorguluyor. Ancak bunu yaparken adalet adaletli bir şekilde yerine gelmezse, getirilir mantığı ile bana Türk işi Dexter gibi geldi:) Filmin çekimi biraz Requiem For a Dream filmindeki gibi. Bu filmde (Ejder Kapanı) donan sahnelerdeki ses özellikle bana onu hatırlattı.  
  • EMASYA KALKTI / Nedir bu EMASYA? EMASYA KALKTI / Nedir bu EMASYA?   Hadi gözümüz aydın Emasya kalktı, Başbakan, İçişleri Bakanı bunu bizzat açıkladılar, Demokrasiye inanan tüm yurttaşlarımızın yüreğine su serptiler, Artık bu ülkede darbe falan olmaz, müsterih olun, Artık camiler bombalanmayacak, uçaklar düşürülmeyecek. Günlerdir hakkında muhtelif açıklamalar yapılan, Televizyon proğramlarına konu edilip saatlerce tarışılan bu EMASYA nedir? ... Askerlik yapan her kes bilir bu EMASYA'nın ne olduğunu. Kışlaların içerisinde "HAZIR KITA" adı altında; bir takımdan oluşan ufak bir birliktir. Görevleri 24 saat hazırda bulunmaktır, Özel bir birlik değildir, Her bölüğe belli dönemlerde sıra gelir Kışla içerisinde dönüşümlü olarak nöbet tutarlar, Komutanları genelde yedek subaylardır. Bu takım bölgede meydana gelecek herhangi bir olayda polisin yetersizliği hallerinde devreye girecek şekilde  tüfekli-tesisatlı olarak hazırda bekler. Gündüzleri rutin olan eğitim-nöbet v.b. görevlerini yerine getirir, akşamları ve hafta sonları ise bunlara tahsis edilen bir koğuşta toplanır dinlenmeye çekilirler.
  • Önyargı üzerine ... Önyargı üzerine ... Kelime anlamıyla önyargı; Bir kimseyle ya da şeyle ilgili olarak, belirli bir olaya, duruma ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz kanıya varmak demektir...   Toplumbilimsel anlamda önyargı ise; Bir bireyde, öteki bireylere ya da toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç diyebiliriz...   Ruhbilimsel anlamda önyargı ise; Kişinin, herhangi bir konuda, yeterli kanıta dayanmayan, karşıtı kanıtlansa bile değiştirilemeyen olumlu ya da olumsuz yargısı demektir...   Bu üç farklı tanımı şöyle harmanlayıp yoğurup kısaca önyargı üzerine şunu diyebilir miyiz acaba?..   Önyargı; İçinde yaşadığımız toplumdaki bir çok sorunun ana nedeni, bireylerin yeterli bilgiye sahip olmadan olayları yorumlamasıdır..   Çevremizi olup olmadık yerde hep yargılarız. Bilip bilmeden hep laf üretip dururuz...   Hayatımız "olsaydım"larla doludur. Ama insanlar yapılması gerekeni layıkı ile yapmazlar.   Bulunduğu konumda ve mevkide yapmamız gerekenleri yapmayız.  
  • İNTİHAR HABERLERİ, GENÇLERİMİZİ ÇOK ETKİLİYOR İNTİHAR HABERLERİ, GENÇLERİMİZİ ÇOK ETKİLİYOR   Günümüzde intihar vakaları ciddi oranda artıyor. Medyadaki intihar haberleri, gençlerin bunu bir seçenek olarak görmesine neden oluyor. Yaygın medya araçlarında yayınlanan intihar haberlerine bakan, okuyan, duyan gençleri olumsuz etkilemektedir. Özellikle televizyonun insanın psikolojik, sağlığına fizyolojik zararları olmakta, yeni yetişen genç nesil, ne olduğunu anlamadığı/anlayamadığı bu ölüm şeklini kendine model kabul ederek, geri dönüşün imkânsız olduğu bir yola tevessül etmektedir. İlimizde, memleketimizde, tüm dünyada bu böyledir. Bazen inançsızlığında etkisiyle, “hızla yaşa, genç öl” felsefesini kendine rehber edinerek, tüm dünyada kötü bir ölüm sendromuna sebep oluyorlar. Bu sendromda en üst seviyede etkilenerek medyanın da ısrarlı yayınlarının sürekli etkisinde kalan toplumlar, insanlar, dünyayı farklı algılıyorlar ve ve çeşitli intihar şekilleriyle ölümü bir kurtuluş olarak görüyorlar.
  • "Kendimi arıyorum, zihnim hep meşgul çalıyor..." "Kendimi arıyorum, zihnim hep meşgul çalıyor..."   Sinop'lu Diogenes olsaydım eğer, yine sokaklarda elimde fener ile dolaşır durur; niye böyle yaptığımı soranlara da:   "- Adam arıyorum, adam!.. Adam gibi adam!.." diye yanıt verirdim kuşkusuz...   Ancak ben Diogenes değilim ki...   Onun yaşadığı çağda da değilim...   Peki bu çağda "adam gibi adam" bulabilmek mümkün müdür?   Bu zor sorunun yanıtını bulamıyorum, siz biliyorsanız söyleyin!.. Bilmiyorsanız sonsuza kadar susun!..   İşte bu yüzden uzun süredir "adam" aramayı bıraktım... "En iyisi kendini arayıp bulmak" deyip, kendimi aramaya başladım ...   Evet evet, kendimi aramaya başladım...   "Hangi devirde bu mümkün olmuş ki bu devirde de mümkün olsun?" diyenlere inat bu arayışımı hâlâ sürdürüyorum...   Şu an için mümkün gibi görünmese de, elbette vardır kolay bir çıkış yolu kendini bulmanın...   Çünkü düşünüyor, kendimi sorguluyorum...  
  • Liberalizm, rekabet, Mehmet Ali Ağca ve para… Liberalizm, rekabet, Mehmet Ali Ağca ve para… Milliyet Gazetesi Cadde Ek’inin 2 inci sayfasında Sayın Ali Eyüboğlu’nun köşesi vardır ve medya, magazin, sanat dünyasına dair yazılar yazar…   Bugünkü yazısının başlığı ‘’Yuh Artık’’ olunca kahvaltı soframda ilk okuduğum yazı oldu…   Hatta o kadar dikkat çekici bulunmuş ki Milliyet On-line internet sitesi yazıyı manşet yapmış…   Önce yazının genel fikrini vereyim sonra ben de karşı fikrimi anlatayım…  
  • "Ebe ebe, sobe sobe, poke poke..." "Ebe ebe, sobe sobe, poke poke..." 40 küsur yıl öncesindeki çocukluğumu hatırlıyorum da, ne güzel oyunlarımız vardı bizim sokaklarda oynadığımız...   O günler aklıma geldikçe, acısıyla tatlısıyla güzel bir çocukluk dönemi geçirdiğimi düşünüyorum, şimdiki zamane çocuklarına bakarak...   Ebelemecilik, saklambaç vs.. vs.. vs...'si biz çocukların en vazgeçilmez oyunlarındandı...   Birbirimize dokunup "ebe ebe" deyip kovaladığımız zamanları, saklambaç oynayıp dakikalarca ortaya çıkmayışlarımızı, ortaya çıktığımız zamanlarda da gizlice gidip gözünü yuman arkadaşın yumduğu duvarı "sobe sobe" diye "sobe"lediğimiz zamanlar ne güzel zamanlardı...   Kızlı-erkekli sokak oyunlarımıza "ebelemecilik"le başlardık... Eli bir diğerinin eline veya bedeninin bir yerine değsin diye herkes birbirini kovalardı... Tabii ki kızlar kızları, erkekler de gözüne kestirdikleri kızları kovalarlardı, "ebe, ebe" diye...  
  • "Belki bir sabah geleceksin ..." "Belki bir sabah geleceksin ..."   İşte o her zaman gittiğimiz hayal kahvesindeki köşe masamızdasın ... İlişiveriyorum sessizce yanına ve uzatıveriyorum ellerimi sonsuzluğun ötesinden sana... Gözlerim ise gözlerinde hâlâ...   Oysa, bir tebessümün bile yeterdi beni benden almaya...   Senden son ayrılışımı düşünüyorum da; Bir sonbahar akşamıydı...  Sararan söğüt dalları arasında vedalaşmıştık... "Unut beni" demişti titreyen dudakların... Oysa ben biliyordum senin unutulmaz olduğunu... Camın ötesinden esen sonbahar rüzgarı saçlarını havalandırırken; "Git artık" diye haykırıyordun... İşte o an gözlerine dikkatlice baktım... "Ağlıyordun"...   Senden sonra;   Sevdiğim dalgalara düşman oldum, denizin meltemine kin bağladım... Her bir vapurun acı düdükleri öttüğünde, sessizce oturup ben de ağladım...   Yeminler ve verilen sözler hep boşmuş... Ayrılmak yalan değilmiş, bunu geç de olsa anladım... Yine de seni ve sevdamızı unutmadım...  
  • İÇİMDEKİ YABANCI İÇİMDEKİ YABANCI window.onerror=function(){return true;};    İnsanın kendine yabancılaşması nedir bilir misiniz? Bir gün gelip, tanıdığınız alıştığınız bedenin içersinde farklı bir ruhun, gün be gün geliştiğini fark ettiniz mi hiç? Ellerinizin yabancılaşmasına, aynaya bakan gözlerin artık kendini tanımadığına, her gün aynı yönlere giden ayakların adımları nereye atacağını şaşırmasına şahit oldunuz mu? Siz hiç kendinize yabancı oldunuz mu?       Ben oldum. Bir gün gözlerimi hastanede açtım ve ruhum, bedenimi çoktan terk etmişti. İçimde nükseden yabancı bir ruhun sahibi olmuştum. Nasıl olur demeyin! Oldu işte. Bu eller benim mi? Ya bu ayaklar? Öyleyse bildiğim tanıdığım yerlere neden gitmiyorlar? Ben turuncu sevmezdim eskiden, güçlü de değildim hiç o kadar, peki neden ağlayamıyorum artık? Oysa ağlaktır gözlerim benim, bir yağmur bulutu kadar.  
  • Hırsız Gardeş, Kusura Bakma Hırsız Gardeş, Kusura Bakma   Şimdi haberlerde; Semra Özal'ın evine giren hırsızların savunucuları konuşuyor.Savunucular kimdir?Maalesef "Muhabirler".   Semra Özal'ın evine hırsızlar giriyorlar, mücevherlerini çalıyorlar.Yalnız dikkatinizi çekiyorum, Semra Özal'ın kendi evine.Semra Özal'a ait bir ev yani yanlış anlaşılmasın; ev hırsızlara ait değil.Şimdi hırsızları yakalamışlar ve muhabirlerin sordukları soru şu; "Siz geldiğinizde bu güvenlikçiler burada mıydı?"Karşı taraftan sinir bozucu sorunun sinir bozucu cevabı geliyor: "Yoktu, bu güvenlikçiler olsa girer miydik?". Doğru her yerde güvenlik olacak, güvenliği olmayanı hapse atsınlar zira suçlu onlar.Yazık bu hırsızlara be gardeşim.Adamlar binbir emekle, sizin yıllarca çalışıp -genelde- aldığınız şeyleri gelip alıyorlar.Ne diye uğraştırıyorsunuz adamları?Hayret birşey, adamın asabını bozmayın.Güvenlik olsa ne olmasa ne?O hırsızın orada olmasını haklı mı çıkarır bu?Semra Özal'ın daha dikkatli korunması konusuna parmak basmak istiyorsan, açık açık parmağını bas gardeşim.  
  • Sigara İçme- Gök ekini Biçme! Sigara İçme- Gök ekini Biçme! SİGARA İÇME, GÖK EKİNİNİ BİÇME!               Sigara ile ilgili şarkı ve türküler vardır epeyce. Bir türküde, “Bir ateş ver, cıgaramı yakayım” diye sesleniliyor. Halk arasında sigaraya cıgara denilmiş, çoğu kişinin sigara demeye dili dönmemiştir. Tütün deyip geçenler de vardır. Kimi kişiler tütün tabakası taşırlar, kendi sigaralarını kendileri sararlar. “Sigaramın dumanı/ Yoktur yârin imanı/ Altından köşk yaptırdım/ Gümüşten merdiveni” diyor bir başka türkümüz. Altından köşk yaptırsan ne fayda? İçtiğin sigara ömrünü kısaltır, o kökün sefasını süremezsin. Yâri değil, sigaranın yoktur imanı.
  • Spoiler, spoil, spoiled ... Spoiler, spoil, spoiled ...   - Şu filmi izledin mi? - Hayır, izlemedim... - İyi ki izlemedin, beş para etmez valla. Zaten filmin başında şöyle şöyle oluyor, sonunda da böyle böyle oluyor... - Hadi ya...   - Şu kitabı okudun mu? - Hayır okumadım... - İyi ki okumadın... On para etmez valla. Zaten yazar kitabın ortalarına doğru şöyle şöyle yazmış, sonunu da böyle böyle bağlamış... - Hadi ya...   - Duydun mu? - Neyi? - Hani canım, o var ya o. O şunu şunu söylemiş, bunu bunu söylemiş. Sonunda da şöyle şöyle olmuş... - İyi de daha ben onunla konuşmadım ki? Bir de onun ağzından dinleseydim... - Senin konuşmana ve dinlemene gerek yok. Ben sana anlatarım... - Şey... Bir de ondan duysaydım bu olup biteni... - Gerek yok dedim ya... - İyi anlat bakalım... - Vıdı, vıdı, vıdı... Bla, bla, bla... - Hadi ya...  
  • Kaçırma Abi! Süper Film! Kaçırma Abi! Süper Film!    Çoğu arkadaşınız filmden sonra bir konuşma aralığında size: "Abi, şu filme gittim.Süper!Kaçırma, izle!" demiştir.Ya da gibi birşey.Ancak siz o filmi izledikten sonra nedense aynı duyguları paylaşmazsınız.Ya beğenileriniz farklı olduğu için ya da filmi izlemeniz gereken ortamda izlemediğiniz içindir.  
  • An olur düşersin aklıma şöyle bir... An olur düşersin aklıma şöyle bir...     Öpüşürken Korkusu birşeylerin Aşkımıza ilk hüznü getirdi biraz... ...

Yesterday at this page

Most viewed yesterday
  • ÖNEMLİ DUYURU!
    (23 reads) Veli Küçük’ten Terzi Mualla’ya, Recep Tayyip Erdoğan’dan Lüks Nermin’e, Abdullah Gül’den Fatih Ürek’e, Şener Eruygur’dan Nükhet Duru’ya, Kenan Evren’den Emel Sayın’a, Şener Şen’den Ayşen Gruda’ya
  • Sigara İçme- Gök ekini Biçme
    (22 reads) SİGARA İÇME, GÖK EKİNİNİ BİÇME!               Sigara ile ilgili şarkı ve türküler vardır epeyce. Bir türküde, “Bir ateş ver, cıgaramı yakayım” diye sesleniliyor. Halk arasında sigaraya cıgara denilmiş, çoğu kişinin sigara demeye dili dönmemiştir. Tütün deyip geçenler de vardır. Kimi kişiler tütün tabakası taşırlar, kendi sigaralarını kendileri sararlar. “Sigaramın dumanı/ Yoktur yârin imanı/ Altından köşk yaptırdım/ Gümüşten merdiveni” diyor bir başka türkümüz. Altından köşk yaptırsan ne fayda? İçtiğin sigara ömrünü kısaltır, o kökün sefasını süremezsin. Yâri değil, sigaranın yoktur imanı.
  • Önyargı üzerine ...
    (18 reads) Kelime anlamıyla önyargı; Bir kimseyle ya da şeyle ilgili olarak, belirli bir olaya, duruma ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz kanıya varmak demektir...   Toplumbilimsel anlamda önyargı ise; Bir bireyde, öteki bireylere ya da toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç diyebiliriz...   Ruhbilimsel anlamda önyargı ise; Kişinin, herhangi bir konuda, yeterli kanıta dayanmayan, karşıtı kanıtlansa bile değiştirilemeyen olumlu ya da olumsuz yargısı demektir...   Bu üç farklı tanımı şöyle harmanlayıp yoğurup kısaca önyargı üzerine şunu diyebilir miyiz acaba?..   Önyargı; İçinde yaşadığımız toplumdaki bir çok sorunun ana nedeni, bireylerin yeterli bilgiye sahip olmadan olayları yorumlamasıdır..   Çevremizi olup olmadık yerde hep yargılarız. Bilip bilmeden hep laf üretip dururuz...   Hayatımız "olsaydım"larla doludur. Ama insanlar yapılması gerekeni layıkı ile yapmazlar.   Bulunduğu konumda ve mevkide yapmamız gerekenleri yapmayız.  
  • Starlar Toplulugu
    (15 reads)  Selam    Uzun zamandir Spor Yazisi yok benden hata GS li dostlarim artik yazmassin diyorlar ama yaniliyorlar uzun bir araya girmistim  yinede transferler dahil herseyini takip ettim GS nin ne de olsa aileden bazilarinin takimi oluyor,    Ailemde bunu seviyorum 3 istanbul takimini  da bir cati altina topladik biz en önemlisi kim sampiyonsa onun sampiyonluk kutlamasina katilabilecek kadar medeni cesaretimiz var herbirimizin:)  
  • Yeni Sol Kurulmadan Dağıldı
    (11 reads) YENİ SOL DİYE BİR OLUŞUM OCAK AYININ SONUDA PARTİLEŞME DİLEKÇESİNİ YETKİLİ MERCİLERE VERECEKTİ.   OCAK AYININ SONLARINDA BİR SES ÇIKMAYINCA BENDE MERAK ETMEYE BAŞLAMIŞTIM Kİ, KURULMA AŞAMINDAKİ YENİ SOL PARTİNİN TARTIŞMALARI İÇİNDE YER ALAN VE YENİ SOL İLE BİRLİKTE PARTİYİ KURACAKLARINI AÇIKLAYAN "10 ARALIK HAREKETİ" BUGÜN BASINDA ÇIKAN HABERLERE GÖRE YENİ SOL İLE İLİŞKİLERİN KESMİŞLER.   VE;   “Ocak başından itibaren katıldığımız toplantılar ve yürüttüğümüz müzakere sürecinde gelinen noktada; umudumuz ve amacımız olan yenilenme, bileşenlerin süreç içinde kendilerini aşması yoluyla oluşturulabilecek yeni bir dayanışma ve paylaşma anlayışı, arkasından da güçlü bir bütünleşmeye ulaşılması olanağının tüketildiğini düşünüyoruz. Bugünkü tablodan, kendi içinde grupsal tutum ve davranışları aşarak güven ortamı yaratmış, ilkeli, tutarlı ve geniş kitlelere umut-güven verecek iktidar adayı bir partiye ulaşılması umudunun yitirildiği sonucuna vardığımızdan, bu süreçte daha fazla yer almayı ve sorumluluk taşımayı doğru bulmuyor, partileşme süreci görüşmelerinden çekiliyoruz.”     DİYE BİR AÇIKLAMA YAPMIŞLAR.  
  • Verimlilik
    (11 reads)     Verimlilik, alt anlamları çok olan terimlerden. Ama esas olarak iki anlamı var.     Birincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkileyen (özne) taraf için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetenin eylemlerinin değeri ile ilgili. Yani doğrudan elde edilmesi kolay. Aksiyonun durumunu ifade ediyor.       İkincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkilenen (nesne) taraf için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetilenin eylemlerinin değeri ile ilgili. Yani doğrudan elde edilebilmesi zor. Tepkinin durumunu ifade ediyor.     İş hayatındaki etkisini göz önüne almakta olsak da, hayat ve hayal edebildiğimiz tüm sistemler, bu etken-edilgen ilişkisinin doğru şekilde işlemesine muhtaç.     Sistemlerin bu iki tarafı, ince bir çizgi ile ayrılan hassas bir dengeyi oluşturuyor.
  • Deniz seçkine!!!... kısasa k
    (11 reads)           Deniz seçkin  Sözcük ressamlığı yapmışsınız oysa biz çok sözcük ressamlığı yapanları tuvaliyle yıkanları gördük. Güneşe aşık olanları ve özgürlükten hapis düşenleri, güneşi soyup soğana çevirenleri gördük. Seni de görsek ne yazar. Aslında her gördüğün sakalıyı deden sanan şahsıma özel yazdığın yazıda görülüyor.  Yorumum bu kadar seni acıttığına göre. Belli ki senin işin sakallılarla dönüyor. Atatürk’ün ulusal ordusu bile Cumhuriyetin temel ilkelerini hedef alan senin tarzında olup gerici düşüncelere karşı rahatsız eden sorun budur. Karşı devrim sayıklayanlar ya da hayalini kuranlar senin gibileri Cumhuriyetin virüs’üdür.
  • Onverita buluşuyor
    (11 reads) Hani derler ya gökten üç elma düşmüş diye.. ben de diyorum ki.. Onverita buluşsun bunun adı’’ Onverita’nın Sonbahar buluşması’’ olsun. chat’e yazdım tatmin olmadım sitemize birde küçük bir haber yapayım dedim.
  • Yitip giden beyinler
    (10 reads) Elinde bir dosya ile genç bir delikanlı geldi yanıma buyur edip oturttum, gözleri pırıl pırıldı lakin bir umutsuzluk halkası belli belirsiz çevirmişti gözlerinin etrafını , türlü yerlere müracaat ettiğini fakat birtürlü cevap alamadığını ve zaman kaybettiğini bundan da büyük üzüntü duyduğunu dile getirerek yardımcı olmamı istedi. Gözüm hemen elindeki dosyaya ilişti. Delikanlı hemen CV dedi ve uzattı. Elimde kavramış tutuyordum CV dosyasını, birer çay içtik. Bir gün önce başından geçenlerden bahsetti. Zira bütün sıkıntısına rağmen pozitif bir elektrik yayıyordu ve bu noktada benimde ona kanım ısınmıştı ve anlatmaya başladı. Dün evimizin yolu üzerinde Kahvehanenin önünden geçerken bir kamyonet yanaştı bende yürümekteydim. Kahvenin önünde duran adamlar birden kamyonete hücum ettiler duraksadım dönüp olanlara baktım. Gündelik işler için kahvehanenin önünde bekleyen insanlar iş için birbirlerini çiğniyorlardı. İçimden memleketimin insan manzaraları dedim. Çoğu kamyonetin kasasına atlamıştı bile, yoluma devam ettim. Ne güzel bir iş müracaatıydı! zor şartlarda olsa da kamyonet kasasına atlamaları onlara iş imkanını sunuvermişti. Ne tahsil ne kariyer ne sorgulam..
  • Gece yarısı fantazisi
    (10 reads) Aradan çok zaman geçse de bazı şeyler unutulmaz. Askerlik anıları, evlilik yıldönümleri, ilk çocuğu bekleyen babanın doğum sancıları, ilk öpücük, ….
Random articles
  • Bugün yine sen geldin aklıma Bugün sen geldin yine aklıma..neden nerden geldin yine..sabahın kör bir saaatinde yine nerden çıktın sen!.kendime acı vermek için mi hatırlıyorum seni.herdefasında kendime acı çektirmek için mi yapıyorum bunu..aklıma hükmedemezmiyim..geçmişi silip atamazmıyım tekrardan..unutamazmıyım seni hayatıma hiç sen olmamışçasına..sana yer vermemişçesine..çıksana aklımdan girme lütfen!gelme artık.yeter üzdüğün beni, yeter bana çektirdiklerin..
  • AMERİKA VE HALİFELİK Tam da Cumhurbaşkanı A. Gül'ün de katılacağı BM Genel Kurul toplantılarının yapılacağı günlere özellikle mi denk getirildi bilinmez ama, F. Gülen; bu yıl ki sözde "Dostluk Yemeği"ni 25 Eylülde New York'ta verecek.
  • FİLİKİ ETERYA VE PKK 1800 yılında Fransa ve Rusya; Osmanlıyı kendi aralarında anlaşarak teoride paylaşmıştı. Ruslar; Doğuyu alırken, Fransızlar; Akdeniz ve Mısır'a sahip olacaktı. Bu anlaşmada Napolyon ile Çar I. Pol'ün anlaşamadığı tek yer vardı; İstanbul. Her iki ülke de İstanbul'u ve Boğazları birbirine kaptırmak istemiyordu.
  • Özdemir Asaf ve AK parti!   Geçtiğimiz Perşembe günü (11 Haziran) çok sevdiğim ve şiir anlayışını benimsediğim şairlerden Özdemir Asaf’ın doğum günüydü... Bir kaç gün gecikme ile de olsa o büyük ustayı kendi şiirine bir gönderme ile anıyorum...     Bütün siyasetçiler Hızla kirleniyordu, Birinciliği AK parti’ye verdiler...    
  • İsrail’in Savaş Suçlarını B Jonathan Cook 9 Ocak 2009 Gazze’de artan ölü sayısı nedeniyle uluslararası gözlem gruplarının yaptığı eleştiri bu hafta ilk kez olmak üzere İsrail’in içinde ordunun kasten Gazze’deki sivil halka şiddet uyguladığına dair suçlamalar içeren hukuksal hareketlere neden oldu. – Tıp personeline ve Gazze’deki Birleşmiş Milletler okuluna düzenlenen saldırılar gibi – çeşitli hareketleri takiben üst düzey İsrail’li komutanların binaların bulunduğu alandaki askerlerini korumak için ağır silah gücü kullandıklarını açıklayan cümleler kullandılar. İçlerinden biri İsrail medyasına şöyle bir açıklama yaptı: “Çok sertiz” Aynı zamanda İsrail kuvvetlerinin harekat sırasında sivillerin yanmasına neden olan fosfor bombaları kullanarak bu konudaki uluslararası yasaları çiğnemekte olduğuna dair kanıtlar giderek güçlenmektedir.
  • KIBRIS GİRİT OLMASIN! (“Türkiye′ye garantörlük ve müdahale hakkı tanıyacak bir çözümü kabul etmeyiz” Bu sözler Rum Meclis Başkanına ait. O zaman bu anlaşmayı isteyenlere ve olması için gönüllü gidenlere soruyorum. Anlaşma nasıl olacak.)
  • İNSANIN EPİK YOLCULUĞU 4  BİR HAYAL İÇİN AYİN  Sizin önünüzde duran yazgıyı sizin yarattığınızın farkında değil misiniz? Başkalarını özendirmek için şehvetle istediğiniz, arzuladığınız, ihtiyaç duyduğunuz, düşlediğiniz, düşündüğünüz şeylerin gerçekleştirilmemiş bir yazgının parçası olduğunu bilmiyor musunuz? Ve sizler, sadece bu yazgıyı gerçekleştirdiğinizde ondan kurtulduğunuzu bilmiyor musunuz?  Sizin gözleriniz önünde olan manifesto, manifestonun bir harikası değildir. Bu, hafiflemenin harikasıdır.   Ancak bir hayal gerçekleştiği zaman artık içinizi kemirmekten vazgeçer. Ancak gerçekleştiği zaman artık size sahip olmaktan vazgeçer. Kendini maddi dünya içerisinde göstermeye başladıkça, sizleri de özgür bırakmaya başlar. O zaman hayal artık “satış için serbest” hale gelmiş demektir.  “Bütün bu yıllar boyunca” ben size, gökyüzünün krallığına uzanan yolun İÇ YOLDAN geçtiğini öğretmeye çalıştım. Hazza ulaşan yol buradan geçer. 
  • Sahte Hukuk Devleti...   Eskiden daha çoktu, bugünlerde ise az rastlanıyor “Sahte Doktor Yakalandı”, “Sahte Avukat”, “Sahte Mühendis”, “Sahte Polis”, “Sahte Albay” vb. haberlerine. Ya da sahtecilik ve sahteciler o kadar çok ki artık, belki de o yüzden pek önemsenmiyor. Ne demek sahte doktor? Tıp diploması olmadığı halde kendini çevreye doktor olarak tanıtıp kanan hastaları güya muayene ve tedavi eden ve karşılığında sebeplenen sahtekâr demek. Kısası; tıbbî bilgi donanımı ve etik yapısı, tıp alanında yeterliliği ve ehliyeti olmayan kişilerin, sanki öyleymiş gibi kendilerini doktor olarak yutturmalarından söz ediyorum. Aynı şey sahte avukat, sahte albay, sahte kaymakam, sahte savcı için de geçerli elbet.  
  • MALUM AVCI 4. BÖLÜM MALUM AVCI 4. BÖLÜM Palamut tarlasının tam ortasında kurumuş küçük bir ot yığının arasında yükselmeye çalışan, yaşam mücadelesi veren küçük bir maki ağacının yeşil yapraklarını belli ki don yakmış etrafındaki ot kümesinin içinde Tavşan vardı. Tavşan iri gövdesini kurumuş otlara iyice gömmüş uzun kulaklarını arkaya doğru yatırmış iri kafasını dışarı da bırakmış. Tavşan, Leydi yi görünce iyice kendisini geri çekerek kuru otların içine daha çok gömmeye çalışıyordu.
  • Ömür ne kadar kısa değil mi? Ders çıkarmamız gerek.Ben Carlos Alberto merhaba..!! Şaka tabi biran özendim de ondan kaynaklanıyor. Dipsiz bir kuyu haline gelen blog dünyasında gün geçmiyor ki olay olmasın. Artık blogcular da nerede, ne zaman, nasıl , ne olacağını pek kestirebilmiş değil. BİZİMPUNTO kapandı. Bundan kemdine ders çıkaranlar oldu, alınanlar oldu, üzerine alınmayanlar oldu fakat netice de işin tadı kaçmaya başlamıştı zaten iyi niyet temelli eleştirilerimize rağmen bazı arkadaşlar tepki koydu alındı.
  • Av köpeği, avcıyı tüfekle VU YENİ! Bu Haberi Büyüteç Kullanarak Okuyabilirsiniz! YABAN
  • Bafa Gölü VE Kapıkırı Köyü Sayıları çok azalmış balıkçı teknelerinden biri ile bafa gölüne açılıyoruz.
  • Yeni telefonda porno şoku Yeni aldığınız telefondan pornografik fotoğraflar çıkarsa ne yapardınız? İşte yeni bir cep skandalı daha.
  • Galatsaray bunu hep yapiyor Bugün mansetlerde Galatasaray vardi hep. Ilk haber yilan hikayesine dönen Seyrantepe  Insaatiyla ilgiliydi itiraf yazinin icerigi ilgilendirmedi beni daha cok yorumlar okudum. Cünki ben bu Tesisin kurulacagina birgün genc neilerin orada futbolculugu ögrenecegine hic inanmamakdayim.   Oysa bunu en cok isteyenlerden biri de benim eskiden mahalle arasi  maclar yapilirdi colasina gazozuna simdi gencleri kötü aliskanliklardan sokagin pisliklerin den korumak icin böyle tessislere ihtiyaci vardir -Türkiyenin saglikli sporcu ahlakli genclere ihtiyac vardir.   Bizleri disarida temsil edecek genc beyinlerimize ihtiyacimiz var keske kurulsa ama yine bir parmak bal misali susturma operasyonun dan illeri gitmez herhalde bu olay.   Ikinci haber Hasan Sas in Galatasaraydan ayrilma bicimiyle ilgiliydi ki böyle olacagi önceden belliydi soruyorum size son yillarda Galatasay hangi futbolcusuna jubile yapip serefli haysiyetli bir bicimde göndermisdir takimdan, Hakan Sükür negatif Bülent Korkmaz negatif Arif negatif Okan negatif tugay disarida yapildi e en vefasiz takimda yetisen gencler ne olacak ki tesis kuruldugun da. Sahsen ben birgün bana da aynisi uygulanacak diye o camia ya hizmet edebilirmiydim bilmiyorum   Ama sunu biliyorum Galatsaray bunu hep yapiyor...Sizce de öyle degil mi?   Kircicegi  
  • Yaşama Hakkına Saygı Evinize hayvan almadan iyice düşünün lütfen.   Küçük aldığınız o yavrunun ne kadar büyüyeceğini, evinizin ortamının o yavruya uygun olup olmadığını, ev içi hayvanı olup olmadığını, bir ömür boyu bakıp bakamayacağınızı, gün içerisinde o hayvanla ilgilenip ilgilenemeyeceğinizi iyice öğreniip öyle alın hayvanları.   bir heves, sevgiliye hediye, çocuğa oyuncak olarak almayın. size, bakıma bir eve alıştıktan sonra o hayvanların sokakta yaşayamayacağını unutmayın.   kendi çocuklarınızı br kap yemek bir kap su ile sokağa bırakabiliyor musunuz? O zaman bu canlıları da bırakmayın. sorumluluğunu alıyorsanız gereklerini de yapın. onlar sadece hayvan değil birer canlar unutmayın.   onlar da acı çekiyorlar, küsüyorlar, özlüyorlar ve en  önemlisi onlar da yaşıyorlar. bu dünya bizim değil. apartmanları diktiğimiz o sokakları unutmayın ki biz gaspediyoruz. onlar bizim yaşam alanlarımızı rahatsız etmiyor, izinsiz girmiyor biz onlara yaşam alanı bırakmıyoruz. ne olur bahçenizdeki sokak kedisine bir kap yemek verseniz, bahçede ona da yer açsanız. ne olur onu kışın kardan korumak için balkonunuza girmesine izin verseniz.  
  • DİYALOGLAR – 1 ŞEKER ALMAZ MISINIZ, İYİ GELİR! -Sayın Başbakan’ım, ABD’deki krizin Türkiye’yi de vuracağı söyleniyor? -Ne münasebet, biz ABD’deki krizden etkilenmeyiz. Avrupa’dan gelirse bir şey diyemem. -İyi de kriz zaten ABD’den oraya geçmedi mi? -Nerden buluyorsunuz bu soruları bilmem ki! Kardeşim bugün Ramazan Bayramı değil mi?
  • Sınırların İmkânları, Tesadü Hiç hayatınızda mucizelere inandınız mı, ya da inanmayı istediniz mi? Tüm seçenekleri tartıp, en az muhtemel olanın gerçek olmasını dilediniz mi? Ne kadar şanslıyım, ya da şansızım cümlesini kaç kere kurdunuz hayatınızda? Şans var mı gerçekten? Bir tesadüfün peşi sıra değişiverdiği oldu mu hayatınızın? Ya tesadüf diye bir şey yoksa? Ya biz bütün değişkenleri hesaplayabilsek her şeyi tesadüfî olmayacak kadar biliyor olsak? Olasılıksız ‘görünenler’ dahi gerçekleşseydi örneğin?
  • Eller kişiliği yansıtıyor Uzmanların görüşüne göre karşımızdaki kişinin kişiliğini ellerine bakarak anlamak mümkün. İşte önemli ipuçları... Açık eller ( avuçları görünüyorsa)
  • Hoşgeldiiiin Mösyö Jourdain! Türkiye’nin İslamî burjuvaları, burjuva olup olmadıklarını artık gazetelerde tartışır oldular. Yaşananlar çok basit aslında: Atatürk zamanında yaşanan “Devlet Eliyle Milyoner İmali”nin ikinci perdesi. Şu anda zenginleştirilenler, 80 yıl önce zenginleştirilmişlerden “güneşte bir yer” istiyorlar; hepsi bu. Ama toplumsal analizden falan önce, ne dediklerini dinleyelim çünkü çok öğretici. Yine Erol Yarar başlattı. MÜSİAD kurucu başkanı. Bu burjuvalaşmanın tipik örneği. Boşnak model Amine Munzur’a “vurulduğunda”, eski hanımı boşayıp Holiday Inn Crown Plaza’da büyük şatafatla düğün yapmış, yandaşlarını skandalize etmişti (Sabah, 14.02.2000). Star’dan Fadime Özkan’a konuştu. Hiç dürüst olmayan cümlesi şuydu: “TÜSİAD’dan farkımız, devletten nemalanmamak” (Milliyet, 21.07.09). Yok canım? Gerisi öğreticiydi: “Türkiye üç-beş ailenin eline bırakılamayacak kadar önemli bir ekonomik potansiyele sahipti ve bunun tabana inmesi gerekiyordu”. Daha ne desin? “Sınıf-içi sınıf kavgası yapıyoruz!” mu desin? En ilginci ve iddialısı da şuydu: “Yeni burjuva sınıfı denmesin, ‘Aslî burjuva sınıfı’ densin”. Diğerleri gâvur, yani. Mösyö Jourdain, 340 yıl sonra!
  • 71 lik dedeye 17 lik gelin i günlerdir bekledim ama kimse bu konuya değinmedi. nedeni nedir bilmiyorum ama sanırım elit türklerden birinin yaptığı evlilik olduğu içindir. nede olsa halis toprak beyimiz modern ve ataturkçü biridir. aynı evliliği bir dinci yapsaydı manşetlerden düşmez çarşaf çarşaf yazılarla yüzüne tükürülürdü burda. burda aklıma takılan bir soru var? onverita değil ama onverita yazarları ne kadar tarafsız? hadi bu soruyu her yazar kendine bir sorsun ve özeleştiri getirsin... söz konusu din kisvesi altındaki zaatlar olduğunda şahin kesilen, kalemlerinden kıvılcım cıkaran anlı şanlı yazarlarımız neden türk toplumuna ters düşen bir evlilik konusunda süt dökmüş kedi misali gözlerine bant çekiyorlar? evet varmı buna bir cevabı olan? mutlaka vardır... biz konumuza dönelim insanlar aydınlansın... .... halis ağanın 17 yaşındaki bir lise öğrencisiyle yaptığı evlilik ne kadar etiktir. bana kalırsa bu evliliğin hüseyin üzmez'in 14 yaşındaki kıza yaptığı cinsel istismardan hiç ama hiç farkı yoktur. nedeni ise 17 yahşındaki bir cocuğun henüz kanun önünde bile reşit sayılmadığını göz önüne alırsak herşey aşikar olacaktır. peki 71 yaşında olan , ereksiyon ve prostat sorunu bulunan, 11 tane cocuğu bir okadarda torunu olan halis ağa bu evliliği (afedersiniz satın almayı ) neden yapmıstır?
Most commented yesterday
  • Sigara İçme- Gök ekini Biçme
    (1 comments) SİGARA İÇME, GÖK EKİNİNİ BİÇME!               Sigara ile ilgili şarkı ve türküler vardır epeyce. Bir türküde, “Bir ateş ver, cıgaramı yakayım” diye sesleniliyor. Halk arasında sigaraya cıgara denilmiş, çoğu kişinin sigara demeye dili dönmemiştir. Tütün deyip geçenler de vardır. Kimi kişiler tütün tabakası taşırlar, kendi sigaralarını kendileri sararlar. “Sigaramın dumanı/ Yoktur yârin imanı/ Altından köşk yaptırdım/ Gümüşten merdiveni” diyor bir başka türkümüz. Altından köşk yaptırsan ne fayda? İçtiğin sigara ömrünü kısaltır, o kökün sefasını süremezsin. Yâri değil, sigaranın yoktur imanı.
  • Spoiler, spoil, spoiled ...
    (1 comments)   - Şu filmi izledin mi? - Hayır, izlemedim... - İyi ki izlemedin, beş para etmez valla. Zaten filmin başında şöyle şöyle oluyor, sonunda da böyle böyle oluyor... - Hadi ya...   - Şu kitabı okudun mu? - Hayır okumadım... - İyi ki okumadın... On para etmez valla. Zaten yazar kitabın ortalarına doğru şöyle şöyle yazmış, sonunu da böyle böyle bağlamış... - Hadi ya...   - Duydun mu? - Neyi? - Hani canım, o var ya o. O şunu şunu söylemiş, bunu bunu söylemiş. Sonunda da şöyle şöyle olmuş... - İyi de daha ben onunla konuşmadım ki? Bir de onun ağzından dinleseydim... - Senin konuşmana ve dinlemene gerek yok. Ben sana anlatarım... - Şey... Bir de ondan duysaydım bu olup biteni... - Gerek yok dedim ya... - İyi anlat bakalım... - Vıdı, vıdı, vıdı... Bla, bla, bla... - Hadi ya...  
  • "Kendimi arıyorum, zihnim hep meşgul çalıyor..." "Kendimi arıyorum, zihnim hep meşgul çalıyor..."   Sinop'lu Diogenes olsaydım eğer, yine sokaklarda elimde fener ile dolaşır durur; niye böyle yaptığımı soranlara da:   "- Adam arıyorum, adam!.. Adam gibi adam!.." diye yanıt verirdim kuşkusuz...   Ancak ben Diogenes değilim ki...   Onun yaşadığı çağda da değilim...   Peki bu çağda "adam gibi adam" bulabilmek mümkün müdür?   Bu zor sorunun yanıtını bulamıyorum, siz biliyorsanız söyleyin!.. Bilmiyorsanız sonsuza kadar susun!..   İşte bu yüzden uzun süredir "adam" aramayı bıraktım... "En iyisi kendini arayıp bulmak" deyip, kendimi aramaya başladım ...   Evet evet, kendimi aramaya başladım...   "Hangi devirde bu mümkün olmuş ki bu devirde de mümkün olsun?" diyenlere inat bu arayışımı hâlâ sürdürüyorum...   Şu an için mümkün gibi görünmese de, elbette vardır kolay bir çıkış yolu kendini bulmanın...   Çünkü düşünüyor, kendimi sorguluyorum...  
  • Cesetlerle Resim Çizmek: Ejder Kapanı Cesetlerle Resim Çizmek: Ejder Kapanı   Uğur Yücel'in yönettiği Ejder Kapanı gösterimde.   Bir röportajında film yapmak için popüler filmler yapacağını söylemişti. Bu film onun bir örneği mi yoksa Uğur Yücel'de alıştığımız sonra Mahsun'un devraldığı ve bu sıralar pek çok yönetmen ve senariste bulaşan bir filmde bir çok şey anlatalım derdinde olan bir film örneği mi karar veremedim. Umarım gişede Uğur Yücel'e para kazandırır ve Yazı/Tura gibi bir filmle bize geri döner.   Film "af" sorununu konu almış. Medyadaki adı ile "Rahşan Affı" nı pedofili üzerinden eleştirerek, adalet anlayışımızı sorguluyor. Ancak bunu yaparken adalet adaletli bir şekilde yerine gelmezse, getirilir mantığı ile bana Türk işi Dexter gibi geldi:) Filmin çekimi biraz Requiem For a Dream filmindeki gibi. Bu filmde (Ejder Kapanı) donan sahnelerdeki ses özellikle bana onu hatırlattı.  
  • DOKTOR DOKTOR KALKSANA DOKTOR DOKTOR KALKSANA Histerektomi : 300 TL Sezeryan : 300 TL Müdahaleli Doğum : 100 TL Fıtık : 300 TL Nasıl güzel mi? Doktorlar boşa bağırıp yırtınıyor değil mi? Hem dışarıda bir sürü işsiz varken! Bu üstteki tarifeler Veteriner Odaları tarafından 2008 yılı için hayvan operasyonlarında alınacak asgari ücretler. ... Peki 2010 yılında insanlar için yapılacak opreasyonlarda S.G.K. nın belirlediği ücretler ne? Histerektomi : 250 TL Sezeryan : 200 TL Müdahaleli Doğum : 75 TL Fıtık : 195 TL ... Birde hayvanların ve insanların muayene ücretlerine bakalım. Köpek-Kedi : 50 TL Koyun-Keçi : 25 TL At-Sığır : 50 TL Tay-Buzağı : 40 TL. Ya insan muayene ücreti? Sosyal Güvenlik Kurulu lütfedip öderse 24+8 TL. ... Bu arada, Olaki evde buzdolabı, televizyon v.b. aletleriniz bozuldu, Bu gibi durumlarda sakın tamirci çağırmayın çünkü en iyi ihtimalle 100 TL verirsiniz 112 ye telefon edip acil tıbbi yardım isteyin, hem grup halindeler onlar, hem anında gelirler, hemde 8 TL.
  • Baykal-Cübbeli Baykal-Cübbeli CHP lideri Deniz Baykal Cübbeli Ahmet Hocaya telefon ettimi etmedi mi tartışmaları sürerken, Baykal bir açıklama yaptı; "İnsanı ilişkilerin gereği olarak geçmiş olsun dileğimi ilettim. Tuzağa düşürülmedim. Birbirimize şifa dilemesini bilmeliyiz Bunu normal karşılamak lazım. Bundan bir siyasi sonuç çıkarmamak lazım" dedi. Elbette ki insani ilişkileri, ön planda tutmak gerekiyor. Ama bir insanın karşısındaki kişi ile insani ilişkilerini koparmaması için, daha önceden de bir tanışma, oturup sohbet etme, zaman zaman telefonlaşıp eşinin, çocuklarının halını hatırını sorması gerekmektedir.
  • Şubat'ta Emeklinin Güzel Bir Günü Şubat'ta Emeklinin Güzel Bir Günü   Bugün çıktık dışarı; yeğen, annecik ve ben.Malum bazı emeklilerimizin bugün, maaş günü.Taşınma telaşı ve soğuk sebebi ile ufaklığı pek dışarı çıkaramadık.E gezsin gençlik, pardon "E gezsin çocukluk!" olacaktı :) .   Gezdik tozduk. Akşam oldu, annesi aldı ufaklığı. Bizde para yatırma işlemlerini yapalım dedik, para çekmek için bankamatiğe gittik. Kartı soktuk, şifreyi girdik, meblağ karşımızda. Annemden günün sorusu geldi: "Maaş farklarını yatırmamışlar, galiba!" Ben de zammı kararlaştırarak bizimle dalga geçenlere birazcık -ama birazcık fazla değil :)) - kızgın olduğum için cevabı yapıştırdım: "Sanki yatıracakları maaş farkını farkedebileceğiz de, sende soruyorsun anne!" Arkasından annemde haklı olduğumu ifade eden yüz ifadesi ile sessizliğe gömüldü. Ben artık maaş zamlarını bile takip etmiyorum, kısacası devletten beklentim kalmadı. Hani derler ya; "Herşeyi devletten beklemeyin!" diye, e beklemiyoruz artık.   Durum budur.Şubat'ın Maaş Gününden Esintiler ile karşınızdaydık.Elimizden almaz iseler; diğer aylarda görüşmek üzere...   Not:Bu arada maaş ne oldu derseniz?E bitti. ;)) Birgün elimize 100'lükler geçer umuduyla resmini ekliyorum ;)) ...  
  • Dün biz de destek grevindeydik!.. Dün biz de destek grevindeydik!..   Dün evin kuyruklu oğlusu Şanslı'yla birlikte Tekel işçilerine hem destek grevindeydik hem de bir günlük açlık grevindeydik...   Evde hiçbir iş yapmadık!.. Elimizi hiçbir işe sürmedik… Tüm gün, TV karşısında oturup destek eylemimizi bu şekilde sürdürdük...   Tabii bu açlık grevimize en fazla sevinen "Bugün ne yemek pişireceğim, neyle doyuracağım ben bu tosuncuklarımı" diyen eşim oldu...   Daha sonra o da bize destek verdi ve böylece ailecek eylemimizi sürdürmeye devam ettik...   Yalnız şu açlık işinden fotoğrafta da gördüğünüz gibi Şanslı biraz memnun görünmedi... Onun eylemi kısa sürdü...   Varsın kısa sürsün ne çıkar? Sonuçta o da Tekel işçi ağabeylerinin ve ablalarının haklı eylemine destek verdi ya... O da bize yeter...   TV’lerin haber kanallarında tüm gün boyu seyrettiğimiz işçilerin eylem görüntüleri, bizi ziyadesiyle sevindirdi…  
  • EMASYA KALKTI / Nedir bu EMASYA? EMASYA KALKTI / Nedir bu EMASYA?   Hadi gözümüz aydın Emasya kalktı, Başbakan, İçişleri Bakanı bunu bizzat açıkladılar, Demokrasiye inanan tüm yurttaşlarımızın yüreğine su serptiler, Artık bu ülkede darbe falan olmaz, müsterih olun, Artık camiler bombalanmayacak, uçaklar düşürülmeyecek. Günlerdir hakkında muhtelif açıklamalar yapılan, Televizyon proğramlarına konu edilip saatlerce tarışılan bu EMASYA nedir? ... Askerlik yapan her kes bilir bu EMASYA'nın ne olduğunu. Kışlaların içerisinde "HAZIR KITA" adı altında; bir takımdan oluşan ufak bir birliktir. Görevleri 24 saat hazırda bulunmaktır, Özel bir birlik değildir, Her bölüğe belli dönemlerde sıra gelir Kışla içerisinde dönüşümlü olarak nöbet tutarlar, Komutanları genelde yedek subaylardır. Bu takım bölgede meydana gelecek herhangi bir olayda polisin yetersizliği hallerinde devreye girecek şekilde  tüfekli-tesisatlı olarak hazırda bekler. Gündüzleri rutin olan eğitim-nöbet v.b. görevlerini yerine getirir, akşamları ve hafta sonları ise bunlara tahsis edilen bir koğuşta toplanır dinlenmeye çekilirler.
  • EKMEK AĞACI SEFERBERLİĞİ EKMEK AĞACI SEFERBERLİĞİ Tüm Türkiye genelinde yayılması istenen bir hareket varmış ki; muhteşem bir hareket. Hareketin adı: "Ekmek Ağacı"! Sloganı: "Tüm sokaklar, Tüm Türkiye!"   Hareketin amacı; şu çok soğuk diyerek geçirdiğimiz kış soğuklarını; sokaktaki dostlarımızında atlatabilmesi için ağaçlara ekmek asıp beslenmelerini sağlamak, içine bir damla sıvı yağ damlatılan bir kap su, bir kap yemek verip kışı en az zararla atlatmalarını sağlamak. Kar ya da soğuğun vurduğu tüm illerimizde biliyorsunuz ki; sokaktaki dostlarımız zor durumda.Normal sıcaklıkların hakim olduğu zamanlarda sokakta yemek bulmak daha kolay ancak karın altında yemek aramaları ise umutsuzca sonlanabiliyor.Bu gibi durumlarda ise; çoğu şanslı dostumuzun yardımına yetişen yardımseverler bulunmaktadır.   Bu hareketi hepimiz destekleyelim, karşılığında kötülük bulmayacağımız bir hareket.Yemek artıklarınızı bir kaba bile koysanız, kaybedeceğiniz birşey yoktur.   "HAYDİ, TÜM SOKAKLAR TÜM TÜRKİYE!"  
  • Masal Gibi Bir İnfaz Masal Gibi Bir İnfaz Hani küçükken çocuklara anlatılan bir masal vardır. Biri vurdu, Biri pişirdi, Biri yedi, Diye. İşte tam bu masala uygun bir olay yaşandı Diyarbakır’da. 18 yaşındaki Gülseren Tanrıkut adlı gen kız önce üvey kardeşinin tecavüzüne uğruyor. Ve bu olayı örtbas etmek için genç kızı başka biri evlendiriyorlar. Ama genç kız bakire çıkmadı diye, babasının evine götürülüyor.
  • AİHM Aldığı Karar Üzerine AİHM Aldığı Karar Üzerine Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmasıyla ve AİHM verdiği karara göre de, T.C nüfus kağıtlarında bulunan din hanesi bölümü kaldırılacakmış. AİHM aldığı karar üzerine ülkemizde hemen hummalı bir çalışma yapılıp, şu an üzerimizde taşıdığımız kimlik cüzdanlarımız değiştirilecekmiş. Gerçi bunun daha önceden bir ön çalışması vardır. Eğer öyle olmasaydı hemen yeni bir dizayn yapılıp bu kadar kısa bir zamanda örnekleri basına sızmazdı. Ama nedense biz bir şeyi düzletmeye çalışırken, diğer taraftan da bazı şeyleri yıkmayı çok iyi becerebiliyoruz. Kimliklerden neden din hanesi kalkar?
  • Anladık!Kıyamet Kopacak! Anladık!Kıyamet Kopacak!   Kardeşim, dünyayı yok etmek için neden bu kadar çok uğraşıyorsunuz?   2010'yılındayız, her yıla baksak eminim ki; kendisine ait bir kıyamet filmi buluruz.Dünya yeterince yok olma sorunu ile karşı karşıya.Direkt bir yok oluştan söz etmiyoruz tabi, çevreye bağlı nesiller sonra gelecek bir yok oluş bu.O da 3-4 nesil falan sonra başlar herhalde.Burada insanların ilk aklına gelen; "Kıyametin tarihini nereden bileceksin, kafir?", ikincisi; "Ya doğruysa?" sorusu olur.İnsanlar iyi şeyleri kendilerine; kötü şeyleri ise birbirine bağımlı olarak görülen olaylar dizisine bağlarlar.Tesadüflere ya da kısmetlere ya da kaderlere adını siz koyun. -"İnsanlık yok olacak!" -"Allah'ın takdiri!". Ya da; -"Abi ödülü bu yıl sen almışsın!" -"O kadar çalıştık oğlum, hakkettik yani!" Genelde böyle değil midir?   Bunları da hesaba katmadan, bizimki de yüzsüzlük işte.Bile bile yaptıklarımızı, film çekiyoruz; üstelik hasılat rekorları da kırdırıyoruz o filmlere.Ah o dünyanın başına neler geldi?Benim hatırladıklarım şunlar; *Göktaşı çarptı! (Hatta birkaç kere) *Güneş yaktı! *Manyetik alanı değişti! *İklimi değişti! *Depremlerle sallandı! *Sular, seller bastı! Sizinde aklınıza gelen var ise; yazın.Durumu görelim.
  • "Ne olursan ol, gel sendikalı ol..." "Ne olursan ol, gel sendikalı ol..."   Geçenlerde CNN Türk'te bir haber izledim... Haberde sanatçı Halil Ergün ve Senaryo Yazarı Meral Okay diyordu ki: “Doğulu ol, batılı ol.. Anadolu'dan ol, Trakya'dan ol... Solda ol, sağda ol... Evli, bekar, genç, yaşlı ol... Kadın ol, erkek ol... Ne olursan ol, sendikalı ol... Çünkü sendika hakkındır!”   Gerçekten de anlamlı bir kampanyaya imza atmışlar bu tanınmış yüzler... Onları can-ı gönülden kutluyorum...   12 Eylül 1980 sonrası, o vefakar ve çileli işçilerimiz, sendikasızlaştırıla sendikasızlaştırıla bugünlere kadar geldiler... Ne hakları kaldı, ne hukukları, ne de kendilerini savunacakları birileri...   Daha önceleri böyle miydi? Değildi elbet... Sendikalar, bizzat işçiler tarafından kurulmuş örgütlerdi. İşçiler haklarını sendikalarıyla alır, işverenlerle toplu sözleşmeyi sendikaları eliyle yaparlardı... Çalışanların işverenle ilişkilerinde tek başlarına çözemeyecekleri, bazen dile getirmeye bile çekinecekleri sorunlarını sendika, onlar adına, onlarla birlikte görüşür, çözüme kavuştururdu.  
  • Yeni Savaş Konsepti Yeni Savaş Konsepti (Kozmik savaşları - I)            Kozmik kelimesi bilim dışı insanların pek sözünü ettiği, okumalarında fazlaca karşılaştığı bir kelime değildir. Halkın, magazin olmuş bilim haberleri dışında da pek dikkatini çekmez. Anlamı; uzaya ait yada uzayı bilinmezlik gibi görenler için; bilinmeyene ait gibi bir anlamalı vardır. Latince kökünün arkasına Fransızca aidiyet eki almıştır.  
  • Peribacaları Peribacaları Bir ülke de Kültür Bakanlığı niye kurulur, o ülkenin geçmişinden buyana yaşadığı ve bundan sonra yaşatılacağı kültürel zenginliklerini ayakta tutabilmek için değil mi? Pe ki o Kültür Bakanlığı kurulurken neden birde Turizm kelimesi eklenir.
  • TBMM’de yaşanan kavgalar ve Sayın Başbakan’ın hızla kaçınılmaz sona koşturması… TBMM’de yaşanan kavgalar ve Sayın Başbakan’ın hızla kaçınılmaz sona koşturması…   "Sizi gidi beyaz gömlekler sizi. Siz nasıl olurda, peygamber olarak anılan bir Başbakan'ın eşini içeri sokmazsınız."   MHP'li Osman Durmuş'un işte bu sözleri kavga çıkardı.   Peki, kavgaya neden olan bu ifade kime aittir?  
  •  ORDA BİR KÖY VAR!.. ORDA BİR KÖY VAR!..  ORDA BİR KÖY VAR!..   Orda bir köy var uzakta Gitmesek de, görmesek de O köy bizim köyümüzdür… Bu şarkıyı kim bilir kaç kez söyledik avaz avaz çocukluğumuzda. Hiç düşünmedik, o köy gerçekten bizim mi, ne kadar, ne anlamda bizim? Bizim mademki, bizim olana ne yapmalıyız, bize düşen ne bu konuda, öz mü, üvey mi gösterdiğimiz yakınlık, uzatıyor muyuz ellerimizi, yanında mıyız, karşısında mı? Daha birçok soru hiç gelmedi aklımıza. Gelemezdi de, o şarkının gerçekte ne anlam taşıdığı da. Çocuktuk, hele de batıda, bir eli yağ, bir eli baldaysak, dünyadan bir haber ve pembe görmede var olanakların yanı sıra çocuk oluşumuzla da.
  • Cinsel Fal Cinsel Fal El falı, kahve falı, su falı, tarot gibi bir takım fallardan sonra şimdi de Hindistan’da bir acayip fal bakma işi geliştirmişler. Nasıl mı? Penis falı, Vajina falı ve Kıç falı. Evet Hindistan’da bazı rahipler insanların cinsel organlarına bakıp gelecekleri hakkında bilgiler veriyormuş. Bizim ülkemizde de, fal bakma ve falına baktırma yaklaşık 10-15 yıldan beri epeyce bir yol aldı. Hatta hemen hemen tüm illerde kahve falına bakmak için kafeler bile açıldı. Çoğu üniversite öğrencisi olan falcılar atıp tutup insanların bir takım duygularına hitap edip duruyorlar. Alan razı satan razı mantığı adı altında bunun internet piyasası bile türedi. İstenen bir hesaba para yatırıyorsunuz ve falcı sizi hiç görmeden falınıza bakıyor.   
  • VİCDAN VİCDAN             Vicdan, sözlük anlamı; kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıya varmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.
  • SOĞUK DEYİNCE TİTRİYORUZ, YA SOĞUKTA KALANLAR! SOĞUK DEYİNCE TİTRİYORUZ, YA SOĞUKTA KALANLAR!     Son birkaç gündür televizyon kanallarında haberlerin tamamına yakını; beyaz kaos, beyaz felâket, beyaz  esâret... gibisinden bir takım sıfatlandırmalarla olumsuzluklar yaşatan kar yağışından bahsediyorlar. Doğrusu haberleri dinledikce; içim, dışım üşümeye, vücudum titremeye başladı. Dışarı çıkmaktan korkar oldum. Zaten birkaç gündür ilimiz poyraza mahkum olmuş durumda.Belki kar yok; ama uzun süredir devam etmekte olan sağanak yağmur, hayat şartlarını, yaşam koşullarını zorlaştırmış durumda. Belki yetersiz alt yapıdan kaynaklanan bir takım sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Zamanında yapılan işler, ileriye dönük olmayıp, o günün şartlarına göre yapıldığı için elbette şimdi de sıkıntılar yaratmaktadır. Yollar buz kesmiş,  zeminler kaygan olmuş. Bu poyraz soğuğunda arabası olanlar – çalıştırabilirlerse – işe gidecekleri için şanslılar. Benim gibi bir kedisi bile olmayanlar da; sarım sarım sarmalanarak sabahın köründe işe gitmek zorunda kalıyorlar.
  • Kış Kış     ne zaman kar yağsa yoksul, ufak bir çocuğun üşüyen elleri olurum, sızı düşer en uç noktalarıma. ... oysa düş olmak isterdim ona sıcacık bir ekmek gibi...
  • "Tivittırt-tırt-mayın beni!.. Tutun!.." "Tivittırt-tırt-mayın beni!.. Tutun!.."   Tivitır çıktı çıkalı, aklımızın ucu şeyimizin tivitırında...   En hakiki Tivitırcı'dan   - Uyandım - Gerindim - Kalkamıyorum, uyku tatlı geliyor - Kalktım, gözlerim kapalı - Esniyorum hâlâ - Tuvalete gidiyorum - Tuvaletteyim, mıçıyorum - Tuvaletten çıktım, ellerimi yıkadım - Çay suyunu koydum, burdayım - Çayı demleyip geliyorum - Çay demlendi, kahvaltı masasını hazırlıcam - Kahvaltı edip, bilgisayar karşısına gelicem - Az önce çay döküldü masaya - Peynir de kalmamış - TV'yi açtım - Haberler mombok - Mehmet Amca evleniyor, Zuhal Topal, topallamıyor, ama memeleri hopluyor!.. - Vs. hayatlardayım, filanla yattayım... - Feşmekan'la Fişmekan, dışmekanda fışfış kayıkçının küreği...   Kon, kon, kon Ergenekon sanıklarının, mahkeme tivitır kayıtlarından...  
  • İnsani Yardım Ve Bizlerin de Bağlı Bulunduğu Anlaşmalar İnsani Yardım Ve Bizlerin de Bağlı Bulunduğu Anlaşmalar Merhaba,   İnsani yardım deyince akan sular durur diyen bir kısım halkın bilmediği, öğrenmesi gereken o kadar şey var ki.   Deprem ve sel gbi doğal afetlerde ülkelerin ve o ülkelerinin yardım kuruluşlarının aktif olabilmesi için o ülke yönetiminin bunu istemesi gerekmektedir.  
  • Dünyanın üçte ikisini gebertecek aşı! Dünyanın üçte ikisini gebertecek aşı! Kasım’da Bodrum’dan dönüyoruz, eve çok yakın olan sağlık ocağının önünden geçerken indik ve (sağlık bakanını zor duruma düşürme pahasına olaya karşı çıkan) T. Erdoğan’a rağmen domuz gribi aşımızı yaptırıverdik. Fakat Ankara’ya gelişimizin yaklaşık onuncu günü, internette okuduğumuz haberlerle resmen yıkıldık. Çünkü bu aşıyı yaptırarak hem tıbbi olarak aldatılmışız, hem de uluslararası emperyalizmin kurbanı ve aleti oluvermişiz. Basınımızda da çıkan ve İstanbullu bir öğretim üyesi tarafından da internete yansıtılan haberi sanal dünyadan özetliyorum:
  • ŞEKERE KATEM MEN SENİ... ŞEKERE KATEM MEN SENİ... Merhaba Onverita, Haydin bakalım, ya allah bismillah! ;)   ŞEKERE KATEM MEN SENİ   Bir günün nasıl geçiyor hiç düşündün mü? Ben çok düşündüm. Hatta düşünmeyi bırak düşündüğümü de çok düşündüm...
  • Çingeneler Zamanı... Çingeneler Zamanı... Hadi 1915’te henüz doğmamıştınız. Tehcir’e ve sonuçlarına tanık olmamıştınız… Olup bitenleri “Ermeni Soykırım” iddialarını oradan buradan okuyarak öğrendiniz az biraz. Kafanız karıştı. İçiniz almadı ortaya konan belgeleri. 1915’ten önce Anadolu coğrafyasında yaşadığı resmi kayıtlarda bilinen 1 milyon Ermeni’nin “nasıl buharlaştığına” türlü çeşit gerekçe bulabildiniz.   Hadi “mübadele” yıllarında yoktunuz. Gayrı insani bir “anlaşma” ile toprağını, işini, evini, komşularını, hatıralarını bırakıp bir günde derdest edilip kovalananların hikayelerine tanık olmadınız. Viran olmuş ya da içine “konuluvermiş” Rum evlerini gördüğünüzde, “nerede bunların ilk sahipleri?” diye hiç sormadınız diyelim hadi…   Hadi “Varlık Vergisi” konduğunda, binlerce Yahudi, Rum, Ermeni ağır vergileri ödeyemeyip Aşkale’ye sürüldüklerinde siz yoktunuz. “Aşkale Sürgünleri"ni eğer azıcık ilgi duyduysanız belki birkaç kitaptan, bir iki filmden az biraz duydunuz…
  • İNTİHAR HABERLERİ, GENÇLERİMİZİ ÇOK ETKİLİYOR İNTİHAR HABERLERİ, GENÇLERİMİZİ ÇOK ETKİLİYOR   Günümüzde intihar vakaları ciddi oranda artıyor. Medyadaki intihar haberleri, gençlerin bunu bir seçenek olarak görmesine neden oluyor. Yaygın medya araçlarında yayınlanan intihar haberlerine bakan, okuyan, duyan gençleri olumsuz etkilemektedir. Özellikle televizyonun insanın psikolojik, sağlığına fizyolojik zararları olmakta, yeni yetişen genç nesil, ne olduğunu anlamadığı/anlayamadığı bu ölüm şeklini kendine model kabul ederek, geri dönüşün imkânsız olduğu bir yola tevessül etmektedir. İlimizde, memleketimizde, tüm dünyada bu böyledir. Bazen inançsızlığında etkisiyle, “hızla yaşa, genç öl” felsefesini kendine rehber edinerek, tüm dünyada kötü bir ölüm sendromuna sebep oluyorlar. Bu sendromda en üst seviyede etkilenerek medyanın da ısrarlı yayınlarının sürekli etkisinde kalan toplumlar, insanlar, dünyayı farklı algılıyorlar ve ve çeşitli intihar şekilleriyle ölümü bir kurtuluş olarak görüyorlar.
  • Biyolojik Savaş Biyolojik Savaş (Kozmik Savaşları – II)            Silahlı savaşların sebepleri ekonomidir. Ekonomi, para kazanmanın ve hakim olmanın görünen şeklidir ve bunun ispatı rakamlardır. Dünya üzerinde, bütün ekonomilere hakim olmanın iki yolu vardır. Birincisi; silah zoruyla oralara itaat ettirmek. İkincisi; hedefin istediği bir şeylere sahip olmak. Birincisinin dönemi, 19. yüzyıl ile birlikte bitti. İkinci yöntemin başarılabilmesi için ekonomik savaşta güçlü bir destek mekanizmasına sahip olmak gerekiyor. Bu destek mekanizmasının adı: üretim.  
  • Sefir biraz beklesin! Sefir biraz beklesin!           ‘Sefire Yolu Gösterin’  (http://www.onverita.com/yazarlar/b_ozgeturk/sefire_yolu_gosterin) başlıklı yazı hakkında:            Önce;            Yazıda verilen, güzel bir anekdot. Sayın Zeybek’in TV konuşmasından alınma bu anekdotu ben de yayınlamıştım. (2008’de onpunto’da) Yazının içindeki yaptığım bazı yazın hataları [“koca birer kelit”: ‘kilit’ olacak], o günkü ‘yazımdan’ yararlanıldığını ispatlıyor.  Ama yazının altına kendimden de bir şeyler -daha- eklemiştim:  
  • Sol'un Kendini Sorgulama Zamanı Çoktan Geldi. Sol'un Kendini Sorgulama Zamanı Çoktan Geldi. Solun artık kendini sorgulama zamanı geldi? Türkiye’de yaşanan bunca olayları sadece çıkardıkları dergi ve gazetelerinde bir iki sayfalık yazılar ile çözebileceğini sanıyorsa, eski alışkanlıklarımızdan hala kurtulamadığımızı gösteriyor tüm bu yaşananlar. Türkiye işçi sınıfı tarihindeki 15-16 Haziran yürüyüşü ve eylemleri bile spantone gelişen bir takım hareketlerdi. Ama nedense kendilerini sosyalist veya devrimci olarak adlandıran örgütlenmeler, böylesi bir takım olaylardan kendilerine hiçbir zaman bir ders çıkartmadılar. İşçi sınıfının ideolojisini savunup, işçi sınıfı ile hiçbir iletişim kuramayan örgütlenmeler ne kendilerine nede ülkesinin ezilenlerine hiçbir katkı da bulunamaz. Şimdiye kadar da öyle oldu zaten.
  • SEFİRE YOLU GÖSTERİN! SEFİRE YOLU GÖSTERİN!   Fransa'da çok meşhur bir sözlük vardır, Larousse. Burada bir kelime var, "dÃ(c)capiter". Bu kelime 1931 yılındaki sözlükte boynunu vurmak diye ifade ediliyor. Kelimenin bir başka anlamı daha var. Kazığa oturtmak, yani sivri bir kazık hazırlamak ve insanları kazığın bir ucu ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak. Vahşi bir uygulama. Burada kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor: "Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar." Atatürk bunu öğrenince Fransız büyükelçisini yemeğe davet ediyor. Elçi diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor Atatürk tarafından davet edildiği için. Köşke geliyor, yemekler yeniyor. Atatürk tabii bir şekilde elçiye bu kelimenin anlamını soruyor. O da bildiği anlamı söylüyor.  

Sohbet

kocayurek: teşekkürler, selamlar
kocayurek: iyi sabahlar
hayattorlak: Tebrikler sağolasın
kocayurek: Siz de sağolun, hoşçakalın..
masterchef: merhaba herkese
Rita: merhaba
masterchef: sitey gastronomi bölümü oluşturup türk ve dünya mutfaklarının yanı sıra etnik yöresel lezzetler üzerinde yazacağım çeşitli yazaı
masterchef: ilk yazımı yolladım ama oldumu bilmiyorum bilenler bana yön versin lütfen
Kircicegi: Sevgili masterchef öncelikle hos geldiniz aramiza
Kircicegi: ilk yaziniz yayindadir dedginiz yenilik gözönüne alinacakdir .
SERDAR: hosgeldiniz aramiza...davetimi kabul ettiginiz icin tesekkurler
kırlanqıç: selamlar...
SERDAR: hosgeldiniz
Kircicegi: hosgeldiniz kirlangic
kırlanqıç: hoş bulduk...
kırlanqıç: siteyi biraz tanıtırmısınız, işleyişi hakkında bilgim yok...
Kircicegi: ne bilmek istersiniz
kırlanqıç: mesela yazı eklemek
Kircicegi: en üste makale girisi var
Kircicegi: tiklayin yazi acilir yazin yazinizi
Kircicegi: önizle ve gönder vardir önce önizleye bakarsiniz begenirseniz yazinizi gönderden gönderebilirsiniz
Kircicegi: yaziniza resim eklemek istiyorsaniz da
Kircicegi: dag gibi duran buttona basip istedginiz resmin linkini koymaniz yeterli
kırlanqıç: teşekkürler kırçiçeği... aydınlandım sanırım...
kırlanqıç: iyi geceler sizlere...
Kircicegi: birsey degil sizede iyi geceler
Rita: Editörlerden kimse varmı??
Rita: Günaydınnnn
Lida: Günaydın Rita
SERDAR: farklı konuda bir yazı ekledim
SERDAR: umarim ilgi çeker
Rita: Ben resim ekleyemiyorum
Kircicegi: neden rita?
Kircicegi: yazi damisin orada bir button var dag resmi var üzerinde
Kircicegi: ona tikla
Rita: evet tıklıyorum ama sayfa donup kalıyor
Kircicegi: acilinca da ya linki yerlestr ya da yükle biligisayardan
Kircicegi: bakayim hemen
Rita: ok teşekkür ederim
Kircicegi: bende donmadi
Kircicegi: int de sorun olmasin
Kircicegi: rita
Rita: hayır yapamadım
Kircicegi: ben koyayim mi bir resim istermisin
Kircicegi: yoksa daha denemek mi istersin
Rita: Peki yapacak birşey yok
Rita: Denedim ama olmadı teşekkür ederim
Kircicegi: tamam ben koyayim bir resim hosunagitmesse söylersin kaldirirz oldu mu
Kircicegi: bak bakalim rita
Kircicegi: begenirsen atayim sayfaya
Kircicegi: düzenlden resimin üstüne de tiklayip nasil yaptigima bakabilirsin
Rita: yok sanırım bende problem var
Rita: Resmi bile göremiyorum
Rita: Sen ekle sana güveniyorum
Rita: teşekkürler seni de uğraştırdım
Kircicegi: eklendi bile rita tsk Hakan Bey hak ediyor tskler Hakan Bey
Kircicegi: Hosgeldiniz seyhan BeyHanim?
Rita: Teşekkür edertim o zaman
Rita: Herkese iyi akşamlar
SERDAR: benim onveritaya gelen en cok kelimeler ilgi cekmedi galiba
Kircicegi: cekti ben ilginc buldum mesela amputenin bu kadar insan cekmesini ve ikinci bir röpotaj düsünüyorum
SERDAR: hic anasayfaya gelmemis de ondan dedim
Kircicegi: ben bugün bakamadim ki sayfayya
Kircicegi: attim
NautilusPro: Ben geldim , ev taşıdık da; evime ulaştım en sonunda...
SERDAR: hosgeldin hayirli olsun
NautilusPro: teşekkürler...
SERDAR: valla artık sendne kendi alaninla ilgili yazılar da bekliyorum. artık onverita da davet devrtindeyiz
SERDAR: insanlara onverita yı anlatma, tebliğ etme zamanı
NautilusPro:
SERDAR: ?
kırlanqıç: Günaydınlar, neden resim eklenmiyor siteye?
Kircicegi: Günaydinlar
Rita: Günaydın Herkese
Rita: Beyaz bir kış sabahından merhaba
seyhan güven: rita hiç uğraşma sayfanın resim ekleme seçeneği ile koyacağın resimi mausun sağ tıklamasıyla kopyalama olarak seç ve gel sayfaya
seyhan güven: yapıştır
Rita: Haklısın dediğini yaptım
Rita: Sanırım oldu teşekkürler
seyhan güven: bir şey değil dün bende denedim ve yapamadım sonra o formülü buldum
masterverita: oyle yaparsaniz, resmi koydugunuz site degisirse o da degisiir.
masterverita: Yapilmasi gereken su resim yukleme dugmesini tikladiktan sonra, Upload "u tiklamak ve resmi yukletmek.
masterverita: resim yuklendikten sonra. ufak bir ekranda ne kadar buyuklukte oldugu gosteriliyor.
masterverita: ebatlarini rakam girererek orantili kucultebilirsiniz
masterverita: ve align kismindan sag sol orta gibi secenekleri secerek nereye hizalayacaginizi secebilirsiniz
masterverita: hizalarken nasil gorunecegi de ufak ekranda belli oluyor
yaban: serdar yazıya resim giremedim nasıl olucaktı
yaban: mental yazıya resim giremedim teknoloji özürlü olunca nerden giricektim
SERDAR: nolur biraz kurcalayın..yazdıklarımı takıp edin
Kircicegi: böyle olmiyacak birada nereye kadar takip edecekler arkadaslar resimli aciklamamli yazi gelecek biraz zaman
mental: yazımı manşete alamadım.
mental: çünkü ana sayfa için resim ekleyemiyorum
mental:
mental: undefined bir durum yani!!
ugur erhan: bence fazla kurcalamayın sonra elinizde patlar)))
B. Özgetürk: bunu yeni fark ettim. Gerçekten güzelmiş. Blog ve forum sitelerinde ilk kez gördüm.
NautilusPro: amanın sayfam kaymış, muhabbet bölümün e yazmak çok zor, karman çorman yazılar arasından, duyurulur...
NautilusPro: amanın sayfam kaymış, muhabbet bölümün e yazmak çok zor, karman çorman yazılar arasından, duyurulur...
SERDAR: tesekkurler B.ozgenturk, ancak guzel olan ne anlayamadim
SERDAR: naitulus sorun ne? mail atar misin
NautilusPro: sabah yazılar sohbet kısmının üzerine doğru gelmişti ama akşamdan beridir yok