BASKIN ORAN günlüğü
Bodrum anlatayım da accık gevşeyin
Memlekette olup bitenden benim aklım bulandı gari. Siz de aynı olmalısınız. Biraz Bodrum dinlemek ilaç gibi gelebilir. Manzaramızın bu yılki gediklisi Savarona’dan başlayayım. Ama, önce kısa bir şey:
Amirallere suikast ve Kafes dosyalarıyla birleştirilen Poyrazköy davasında, duruşmaya tek tip armalı ceketler giyinerek gelen sanıklardan bir deniz albay ifade verirken öyle kahramanlık öyküleri anlattı ki, az kalsın dava başlamadan beraat ediyordu:
- Yeni yorum ekle
- 58 okunma
Sivil topluma helal olsun
İki tarafın da, ‘kendi meşrebine göre’ diyerek söylüyorum, “devlet”i var. Bir de sivil toplumu var ki, umut onda.
Türklerin ve Kürtlerin “devlet”leri
Türklerin devletinden alalım. İkiye ayrılıyor: Derin Devlet ve Devlet. Derin Devlet’ten bahsetmeye bile gerek yok; ne mal olduğunu fazlasıyla biliyoruz. Kendi devletinin savcı ve yargıçlarının evlerine bile “adam olsunlar” diye bomba attırdıktan sonra (“Altay Tokat Paşa olayının şimdilik öyküsü”, Radikal İki, 25.11.07), daha ne olsun, tam işte “sözün bittiği yer”.
- 2 yorum
- 63 okunma
Kılıçdaroğlu ile Başbuğ, CHP ile Asker
Kılıçdaroğlu bana çok sempatik geliyor. CHP genel başkanı olmadan önce bir de umut verici idi. Özellikle, ABD’nin başına nasıl bir Siyah geldiyse CHP’nin başına da bir Dersimlinin gelmesi değişik bir devrin başlangıcı olabilir diye düşünmüştüm.
Genel başkan seçildiğinin ertesi günü (23.05.10) “Türkiye Türklerindir” Hürriyet’te çok anlamlı bir yazı çıktı. Soner Yalçın imzalı, “Kılıçdaroğlu hakkında bilinmeyen tek gerçek” başlıklı. Malzemesi, TRT Avrasya TV’de yapılmış bir programın 15 sayfalık çözümü biçiminde, yazara Kılıçdaroğlu tarafından iletilmişti.
Aslını inkar (veya) sübjektif kimlik (veya)?
- Yeni yorum ekle
- 360 okunma
Kürtlerin özerkliği meselesi
Sabahleyin gazeteleri okuyoruz, Taraf’ta sürmanşet: “Kürtler özerklik ilan edecek” (25.06.10). Feyhan, neler oluyor gibilerden baktı bana. BDP’li belediyeler “Merkezî hükümetten tamamen bağımsız hale gelmek için mücadele edilmesi” kararı almış. Bir de PKK liderlerinden Cemil Bayık’ın demeci: “Kürt sorununu Demokratik Özerklik temelinde çözmek istiyoruz. Türk devleti yanaşırsa, onunla gerçekleştiririz. Yoksa, yine çözeriz. Yakında bunun resmî ilanını yapacağız”. Dedim: “Yeni bir şey değil, temelde de haklılar. Ama elek istemenin bile bir usulü varmış. Özerklik başka, bağımsızlık bambaşka. ‘Yapın, yoksa…’ söylemi çok itici. İnsanlar üslup bilmedikleri ve/veya kavga istedikleri için böyle oluyor”.
- Yeni yorum ekle
- 173 okunma
PKK ve Yargı üzerine düşünceler
Son haftanın önemli iki gelişmesi: 1) PKK saldırılarının artarak kentlere inmesi; 2) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin (4. HD), Prof. Haberal’ı tahliye etmeyen 9 yargıca 1500’er lira şahsi tazminat yüklemesi ve sonuçları.
Göründüğü kadarıyla birinci gelişme anlaşılır gibi değil, ikincisi çok iyi. Oysa biraz yakından incelerseniz, iki olay da çok farklı görülebilir. 4. HD’nin kararından başlayalım.
“Ergenekon Davalılarına Mahsustur”
Türkiye yargısı tutuklamayı cezaya çevirmiştir; kronikleştirmiştir. Özellikle, sol ve Kürt davalarında. Örneğin Ercan Kartal DHKP-C davasından 13 yıl tutuklu kaldı. Bu türden sayısız örnek var. Onun için 4. HD kararı, yargıçları insafa getirmek açısından çok yararlı bir başlangıç olarak düşünülebilir. Ama, durun biraz:
- Yeni yorum ekle
- 186 okunma
Fahrenheit 451 (veya) Santigrat Eksi 18
Bu işin buraya geleceği belliydi. “Susma! Sustukça sıra sana gelecek!” kuralı yine doğrulandı. “Anayasa Mahkemesi [AYM], anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceleyebilir, esasa giremez” diyen Anayasa md.148, 5 Haziran 2008’de açıkça ihlal edildiğinde yani AYM üniversitelere başı kapalı girebilmeyle ilgili değişikliği iptal ettiğinde, laikiz ya, birkaç homurdanma dışında itiraz gelmemişti.
AYM, şimdi o ihlali “emsal” göstererek, bu sefer de çeşitli hukuk kurullarının üye sayısını artıran yeni anayasa değişikliğini esastan iptale hazırlanıyor. Bunu da tutturursa, 12 Eylül’ün darbe anayasasında değişiklik yapabilmek artık ham hayaldir. Anayasa ihlallerini önlemek için kurulmuş bir AYM’nin anayasayı ihlal etmesinden bahsediyoruz; yarabbi aklımı koru. Ben İzmir Atatürk Lisesinde okurken iki edebiyat hocamızdan biri, Allah rahmet eylesin, “Kalın Behçet” idi. Öğrenciler fazlasıyla temel bir hata yaptığı zaman gürlerdi: “Süpürgenin üstüne yaptın!” Son kelimeyi biraz farklı söyleyerek ve izahatını getirerek: “Şimdi süpürdüğün her yeri batıracaksın!”
Osman Can ölü toprağını kaldırdı
- Yeni yorum ekle
- 251 okunma
Türk Milleti Adına…
Türkiye’de mahkeme kararları büyük harflerle yazılmış bu ibareyle başlar. Yalnız, bu kararlardan bazıları bu ibareyi tartışmalı kılmakta. İnceleyelim:
- 1 yorum
- 153 okunma
İslam hakları yok, insan hakları var
Bizzat ABD’nin, hoşlanmadığı ülkeler için icat ettiği bir terim var: Haydut Devlet (rogue state). İsrail’in devlet terörü, silahsız sivilleri bu sefer de uluslararası sularda katletti. Tam bir Jüdeo-faşizm, tam bir “Deniz Haydutluğu” olayıdır.
Büyükelçi konutunun önündeki protestoda mikrofon uzattılar. Şöyle dedim: “Sözüm, konutta oturanlaradır. Sayın Büyükelçilik Mensupları. İsrail devleti, Filistinlilere bunları yapacak en son devlet olmalıydı. Çünkü 1948’de, Nazi mezalimine uğramış insanlar tarafından kuruldu, şimdi Filistinlilere ve onlar için konuşanlara mezalim yapıyor. Bu inanılacak şey değil. Ama belki de tıpta izahı var: Küçük erkek çocuklara tasallut edenlerin geçmişleri araştırıldığında, kendi çocukluklarında tasalluta uğramış insanlar çıkıyor karşımıza. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”
Bosna’ya benziyor ama…
- Yeni yorum ekle
- 432 okunma
Diyarbakır’ın güzel halleri
En mutlu bu sefer döndüm. En az iki sebepten: 1) Çocuklardan oluşan o dilenci orduları artık yok; 2) Konferanslardaki sorular güzeldi ve öğrenmek-tartışmak amacını taşıyordu. Bir üçüncü sebep tamamen şahsî: Hiçbir zaman ve mekânda bu kadar sıcak karşılanmadım. Yolda insanlar “Hoşgeldin, sefalar getirdin, seni devamlı okuyoruz” dediler. Gittiğimiz bazı kahveler “Bizden olsun” dediler. Önemli bir kısmı başı örtülü olan öğrenciler birlikte resim çektirdiler, kitap imzalattılar. Feyhan’a demişler: “Ne kadar şanslısınız!”; ben hayatta bu kadar büyük iltifat hiç almadım.
- Yeni yorum ekle
- 760 okunma
Akıntı doğrultusundayız
Dışişleri’nin “21. Yüzyılın Başında Türk Diplomasisi ve Bölgesel/Küresel Düzen” konferansındayız. Açılışın ön konuşmasını yapan, Princeton’dan Prof. R. Falk tam sözünü bitiriyor ki, takdim edeceği Davutoğlu’nun önüne o bitmez tükenmez kartlardan birini daha bıraktı Özel Kalem. Kısa bir fısıldaşmadan sonra profesör, Davutoğlu’nu kürsüye davet edecek yerde, kısa bir açıklama yapıyor: “Elimizde olmayan teknik sebeplerle bir kahve arası veriyoruz”. Oysa, daha başlayalı yarım saat olmamış. Sonradan öğreneceğiz ki kartta İran dışişleri bakanının mesajı var: “Tamam, kabul ediyoruz, gel.”
- Yeni yorum ekle
- 794 okunma
Danıştay başkanı: İnsan<Millet<Devlet mi?
Danıştay’ın 142. yıldönümünde Başkan Mustafa Birden çok önemli şeyler söyledi. Ama doğru şeyler söylediğinden emin değilim.
- Yeni yorum ekle
- 602 okunma
Eksen kaydırma meselesi
Kırk küsur yıldır yazı yazarım, bugün ilk defa iktidardaki bir devlet adamını öveceğim. Ama, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundan iki asır önce eğitime başlayan Oxford’daki “Değişen Dünyada Türk Dış Politikası” konferansında verdiğim tebliğ bununla ilgili, önce onu özetleyeyim.
- Yeni yorum ekle
- 680 okunma
1839’dan 1915’e yuvarlanan süreç
Resmî ideolojinin kalesi Ankara’da 24-25 Nisan’da yapılabilen ilk Ermeni konferansında verdiğim bildirinin adı buydu. Çok kısaca özetleyeyim.
- 2 yorum
- 541 okunma
Maksimum rezillik: Nefret suçu
Şimdi de Bakan Taner Yıldız’ınkini kırdılar. Büyük geçmiş olsun. Ama belki de bu sayede bu rezillikler nihayet gerektiği gibi, yani “Nefret Suçu” olarak cezalandırılmaya başlanacak.
- Yeni yorum ekle
- 496 okunma
Habitus’un dayanılmaz yükü
1299’da (veya 1303’te) Osmanlı Beyliği’ni kurdu. 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni. Baştan büyük itibar sahibiydi. Şimdi bu itibarı imhayla meşgul. Ama oraya geçmeden, yakın tarihte kısa bir ufuk turu.
- Yeni yorum ekle
- 954 okunma
Türk adaletine Leeds United isyanı
Leeds United’ın başkanı çok sert konuşmuş: “Bu şekilde bir adalet sistemine sahip olan Türkiye’nin AB’de yeri yok!” (Radikal, 05.04.10). Sebep: 10 yıl önce Taksim’de bıçaklanarak öldürülen iki taraftarın katilleri hâlâ bulunamamış. İngiliz başkan, Türk adaleti hakkında bizim bildiklerimizin binde birini duysa herhalde konuşmazdı. Çünkü dili tutulurdu. Yerime sığdığı kadarıyla birkaçını hatırlatayım.
1) Milletvekili Süleyman Sarıbaş bana ve Prof. Kaboğlu’na “Babanız kimmiş, ananıza sorun” dedi, Yargıtay “ifade özgürlüğüdür” diye beraat ettirdi (bkz. B.Oran, Radikal-2, 19.07.09).
- 1 yorum
- 435 okunma
Türkiye’yi kurtarabilecek adam
İçeride yattığına bakmayın. Dün gece rüyama geldi, bütün gece konuştuk. “Kurtarıcı”lığı şuradan: Türkiye’yi içine battığı Kürt sorunundan ancak Abdullah Demirbaş’ın yaklaşımı kurtarır. Bu devlet, biraz aklını başına alsa, ona en büyük madalyayı verir. Çünkü o milliyetçilik yapmıyor. Milliyetçiliğin milliyetçiliği azdırdığı bir ortamda insancıllık yapıyor. Birçok Kürt’ün aksine (ve, tabii, Türk’ün aksine; söylemeye bile lüzum yok) milliyetçi değil, sadece yurtsever.
Milliyetçi ile yurtsever farkı
- 2 yorum
- 502 okunma
Ulusalcılık mitomani midir?
Büyük Larousse bu terimi şöyle tanımlıyor: “Yalanlar ve hikayeler uydurmaya yol açan yapısal eğilim”. Dil-Tarih mezunu bir kadın bakanımızın eşcinsellik için “Hastalıktır!” buyurması üzerine, tıpta çoktan halledilmiş konu yine ısıtılıp gündeme getirildi. Oysa medya bir bilse sorgulanacak daha ne ilginç şeylerin olduğunu güzel vatanımızda! Aralarından iki örnek vereyim.
Sierra Leone’deki hain büyükelçi
- Yeni yorum ekle
- 617 okunma
Milli onur asıl nasıl korunur?
Biz milli onuruna düşkün milletiz. Baskıyla bir şey yaptırılmaktan hoşlanmayız. Ama zaman zaman elimizde olmayan durumlar oluyor. Garanti Antlaşması md. 4’e dayanarak, “Bozulan anayasal düzeni yeniden kurmak” amacıyla 1974’te Kıbrıs’a çıkıp soydaşlarımızı kurtardık. Kurtardıktan sonra, ordumuz, milli onuru korumak için orada kaldı. Loizidu adlı bir Rum kadın, kuzeyde bıraktığı mallarına ulaşmasını Türk askerleri engelliyor diye bir dava açtı. 1998’de AİHM 700 bin dolar tazminata hükmetti. Bunu, muhatap kabul edilmeyen KKTC değil, adada ordu bulunduran Türkiye ödeyecekti.
- Yeni yorum ekle
- 1188 okunma
Maçlarda psikolojik harekât: İstiklal Marşı
Çok değil, on beş yıl öncesine kadar İstiklal Marşı sadece milli maçlarda söylenirdi ve fevkalade anlamlıydı. Şimdi, birkaç yüz kişinin gittiği altküme maçlarında bile söyleniyor. Daha doğrusu, çalınıyor. Çünkü
- 10 yorum
- 532 okunma
Doğramacı & Doğramacı
Biri, Hacettepe ve Bilkent üniversitelerinin yoktan var edicisi olarak gazetelerde günlerdir övülen. Öteki, bu işleri yapış yöntemleri “açık sır” olarak yıllardır bilinen.
- 4 yorum
- 955 okunma
Asker ve Yargıç: İki öykü, bir not
Baskın Oran
Önce, 1975’ten bir anı: 1974’te ilk defa dört aylık yedek subaylık çıkmış, o sırada Cenevre’ye bir yıllığına doktora-sonrası araştırmaya gitmişim, o zamanlar için büyük olanak, ama kaçırmamak için yarısında döndüm ve Kırkağaç’taki alaya teslim oldum.
Birkaç hafta sonra, bir haber fırtına gibi dolaştı yedek subay taburunda: “Acemi erlerden birini hırsızlık yaptı diye ayağından tavana asıp işkence yapmışlar!”. Çocuğu gidip görenler gelip gelip öğürüyordu tuvalette. Astsubay okulundan henüz gelmiş kısa boylu bir astsubay asmış oğlanı yukarıdaki kirişe ayağından, basmış sopayı, üzerinde de sigaralar söndürmüş. Sadece sonucu hatırlıyorum: Alay komutanı albaya gittik, bizi savdı, sonunda hiçbir şey olmadı, olay kapatıldı. Biz dört ayı bitirip terhis olduk.
- Yeni yorum ekle
- 1217 okunma
Yargıtay 4. Hukuk Dairesini takdimimdir
Baskın Oran
Yargıtay’ın 4. Hukuk Dairesi (4. HD), Türkiye’de bağımsız olmak isteyen yargının tarafsızlığı açısından herkesin bilmesi gereken bir örnekolay. Son kararından başlayalım.
- 2 yorum
- 364 okunma
Yavaş yavaş neler oluyor
Şu anda Habur sınır kapısında iş makineleri toprağı deşiyorlar. 200 faili meçhulün kemikleri aranıyor. Aslında aranan kemik değil, korkunç zincirin yeni baklaları.
Susurluk “kaza”sı. Savcısını açlığa mahkum ettiren Şemdinli bombalaması. Ümraniye gecekondusundaki mühimmat. Firari Bedrettin Dalan’ın Poyrazköy arazisindeki silahlar. Ankara Zir vadisinde Albay Mustafa Dönmez’i 4 yıla mahkum ettiren cephane. Denizden çıkanlar. 1993-1995 arasında Şırnak’ta görev yaparken 23 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan ve mahkeme masrafları şu anda Jandarma bütçesinden karşılanmakta olan (Milliyet, 08.10.09) Albay Cemal Temizöz. Oramirallere suikastla ilgili Karargah Evleri davası. Org. Başbuğ’un “boru” dediği LAW silahları. Yine Başbuğ’un “kağıt parçası”, Adli Tıp’ın “ıslaktır” dediği Albay Dursun Çiçek imzası. E. General Levent Ersöz’ler, Amiral Özden Örnek’ler. Kapağı önce GATA’ya sonra tahliyeye atan E. General Şener Eruygur’lar, Hurşit Tolon’lar. Aklanan Ramazan Akyürek’ler. İntihar eden albaylar.
Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetlerinden “operasyon” diye bahseden, 1927 sayımında nüfusumuzun elli beşte bir’i iken şu anda binde bir’e düşen gayrimüslimleri temizlemeye yönelik Kafes Planı. İçinde yok yok Balyoz Planı. Şimdi arşivime baksam en az yarım sayfa daha başlık sıralarım.
Artık savunma, üniformasızlarda
Peki, bunca olayın dökülmesi karşısında son durum nedir? Askeriye geriye çekildi. Şu anda üniformasızların kimi “eylem”lerini alt alta koyarsanız ilginç bir süreç tablosu çıkabilir:
1) İngiliz gazeteci Gareth Jenkins’in uluslararası faaliyetleri. Ergenekon’un içinin boş olduğuna ilişkin İngilizce bir rapor yazdı, aylardır başkentleri dolaşıyor (bkz. Y. Oğur, Taraf, 01-03.12.09). Acaba Jenkins durup dururken bu raporu pir aşkına mı yazdı ve dolaşıyor?
2) Ağca ve tahliye şovu. Avukatlarının, gariban kardeşi tarafından ödendiğini belirttiği Ankara Sheraton kral dairesi ikametleri, reyting artırsın diye TV dans jürisi yapılmak istenme haberleri, otoyolda gazeteci yolu kesmeler, köpek tekmelemeler, araba değiştirmeler. Bütün bunlar, tetikçimizin bir zamanlar Maltepe Askerî Cezaevinin kapısına cemse dayanıp kaçırılmasından daha anlamsız olaylar değil. Avukatlarının yerinde ben olsam, katiyen böyle reklamsal işler olsun istemezdim; nitekim bunlar yapılıp bittikten sonra pısss, sırra kadem bastı.
Yoksa, Ağca üzerinden bir mesaj mı veriliyor? Hem başka “meslektaşlarına” (“Sağlam durmaya devam; elinizi bırakmayacağız!”), hem kamuoyuna (“İstediğiniz kadar zırlayın, biz bu çocukları çıkartacağız!”), hem de Hrant’ın ailesine (“Kendinize gelin; hangi ülkedesiniz!”) ?
Tuncel ve Samast
3) Erhan Tuncel’in gardiyanlık sınavı. Başka bir memuriyet kalmamış gibi. Üniversite öğrencilerinin yılsonu sınavlarına katılmalarının bir hadise olduğu Türkiye’de müthiş bir olay. Tutuklu, gardiyan olmak istiyor! Artık bu kadarı da kimin, hangi mastermind’ın aklına geldiyse, helal-i hoş olsun! Hrant cinayetinde azmettiricilikten yargılanan, hatta Başbakanlık raporuna rağmen 19 polisi aklayan İçişleri raporunda tek suçlu gözüken kişiden bahsediyoruz (M. H. Benli, Radikal, 06.02.10). Kazansaydı, belki de kendi tutuklu olduğu cezaevine çıkardı tayini? Ağca üzerinden verilen mesajlar bir de Erhan üzerinden tekrarlanıyor olmasın?
4) Ogün Samast’ın cezaevinde everilişi. Evlenmedi; everildi. Kendisinden 16 yaş büyük Selma Şahin yengeyle. Cezaevinde niye Land Rover’lı bir muhtar çağrılıp everilir bir ağır tutuklu? (Radikal, 06.02.10) Sakın, Ağca ve Erhan üzerinden verilen aynı mesajlar bir de Samast üzerinden pekiştiriliyor olmasın?
Ulema cihetinden takviye
5) Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın MHP’deki dersi. İlber, Mülkiye’de benden bir yıl sonradır. Kendisini yakından tanırım. Üç İlber’i de: a) Olağanüstü donanımlı, olağanüstü bellekli, olağanüstü iyi konuşan, ağzının içine baktıran, uluslararasınca tanınmış tarihçi İlber; b) Bilmediği şeyleri aynen bildikleri kadar kendinden emin anlatan, bu nedenle de konunun uzmanları dışında kimseyi şüphelendirmeyen İlber. Bir doktora yeterlik sınavında “Lozan Antlaşmasında Yahudi, Ermeni ve Rumlara verilmiş olan azınlık hakları” üzerine bir soru sordu adaya. Çocuğu bir bahaneyle dışarı aldık, ben İlber’e Lozan’da bu üç azınlığın adlarının geçmediğini, hakların “gayrimüslimler”e ilişkin olduğunu nazikçe hatırlattım, çok sinirlendi. Birkaç ay sonraki bir master sınavında aynı şeyi yapınca tekrar hatırlatmak zorunda kaldım; o günden sonra pek görüştüğümüz söylenemez; c) Son yıllarda sağ cenaha hızlı ve düzenli biçimde kaymakta olan İlber.
Ama darbe rasyonalizasyonu ve legalizasyonu yaptığına ilk defa tanık oluyorum; demek ki buraya kadar ulaştı: “Sivil siyasetin kendini geliştiremediği ortamda darbe kaçınılmazdır”, “Ordunun siyasete karışması kaçınılmazdır”, “Din, devletin bir parçasıdır”, “Açılım boş laftır. Açılım isteyenler gitmez de durmaz da” (Radikal, 07.02.10) gibi sözlerine asla inanamazdım, eğer o düzenli kayışı yakından izlememiş olsaydım. Bu sözler, bir ulemadan gelmekle, tam bir fetva. Klasik fetva formunda okuyalım: “Sual: Başıbozuk eşhasın gayri ehil olduğu bir memlekette askerin darbe icrası caiz olur mu?” “Elcevap: Allah daha iyisini bilir ki, olur!” Zaten, öğrencisi Mümtaz’er Türköne bugünkü yazısında ulemanın tipik mollalığını yapıyor. İlk cümlesi: “İlber Hocamız buyurmuşsa, haklıdır.”; gerisini siz tahmin edin (Zaman, 09.02.10).
Son olarak…
6) Yargıtay’ın yeni kararı. Bunu çok kısa geçeceğim çünkü gelecek hafta enine boyuna yazmak istiyorum. Ama burada listeye koyacağım çünkü “süreç”in yargı baklası çok önemli.
Benim yabancı devletler tarafından satın alındığımı TV’deki “Ankara Rüzgarı” programında açık açık ilan etmekten manevi tazminata mahkum olmuş Mustafa Balbay’ın bu kararını Yargıtay bozdu. Gerekçesini dikkatinize sunuyorum:
““Dosya içeriğinden, davacının, Agos gazetesinde Ermeni sorunu hakkında yazılar yazdığı anlaşılmaktadır. Dava konusu yayın bir bütün olarak incelendiğinde, davacının Agos gazetesinde yayınlanan yazılarına tepki olarak ve gündeme uygun biçimde yapılmış konuşmanın bir bölümünün dava konusu edildiği sonucuna varılmaktadır.”
Eskiler, “Mademki Ermenisin…” derlerdi. Açık açık “Mademki Ermeni gazetesinde yazıyorsun…” diyen bu yeni Yargıtay kararı hakkında gelecek hafta buluşmak üzere.
- Yeni yorum ekle
- 339 okunma
Protokollerde tek kusurlu: Türkiye
Üç şey söyleyerek başlayayım: 1) Davutoğlu’nun Türk dış politikasını çeşitlendirme girişimleri ve “Komşularla sıfır sorun” ilkesi A’dan Z’ye doğrudur; 2) Bu ilke Ermenistan konusunda bizzat Erdoğan tarafından perperişan edilmiştir; 3) Yakında, Rum gemileri konusundaki inat yüzünden Kıbrıs üzerinden AB konusunda da aynı perişanlık tekrarlanabilir. Bir dördüncü: “Ben kendi devletime kusur bulmam” demek vatana ihanettir.
- 1 yorum
- 613 okunma
Bye bye, askerî vesayet…
Bu yazıda, basında çıkmış şeyleri tekrar edecek değilim. İnanmamakta direnenlere sadece şunu söylemekle yetinirim: Bütün bu “Plan”ların binde biri doğru olsa, bunun kadar büyük rezaleti Türkiye Cumhuriyeti henüz yaşamamıştır. Kaldı ki, orayı burayı bombalayacak askerî personelin sicil numaraları bile ortalığa dökülmüş durumda,
- Yeni yorum ekle
- 897 okunma
LA-HA-SÜ-MÜT A-ya-lon!
Mülkiye’deki öğrenciliğinden tanırım ve severim; dünyanın gerçekten en efendisidir. Dökülen saçlarını saymazsan 35 yıldır değişmemiş olacak ki, koridorda TV kameraları önünde ayakta bekletilirken hâlâ tebessüme çalışıyor. Olay, bize Heron uçakları satsın da PKK’ya karşı kullanalım diye kapısını aşındırdığımız İsrail’den gelen Kurtlar Vadisi protestosu. İçeride de Derin Devlet özentisi yaratan başbelâsı.
- Yeni yorum ekle
- 347 okunma
Dünyanın üçte ikisini gebertecek aşı!
Fakat Ankara’ya gelişimizin yaklaşık onuncu günü, internette okuduğumuz haberlerle resmen yıkıldık. Çünkü bu aşıyı yaptırarak hem tıbbi olarak aldatılmışız, hem de uluslararası emperyalizmin kurbanı ve aleti oluvermişiz. Basınımızda da çıkan ve İstanbullu bir öğretim üyesi tarafından da internete yansıtılan haberi sanal dünyadan özetliyorum:
- 3 yorum
- 555 okunma
Ankaralı bir Ermeni’nin mektubu
1920’lerden beri devlet büyüklerimizin ettiği lafları hiç karıştırmayacağım. Sadece son 1 yılı alacağım. Dışişleri bakanı “Bizim tarihimizde ve geçmişimizde hiçbir zaman çarmıh olmamıştır, olmayacaktır da” dedi (Radikal, 20.12.09). Cumhurbaşkanı “Sayın Dışişleri Bakanı gayet güzel söylediler. Söyleyecek başka bir şey yok konuyla ilgili” diye arka çıktı (Radikal, 22.12.09). Diyanet başkanı “Dini azınlıklar özgürlüklerden yararlanmaktadır” dedi (Hürriyet, 02.01.10). Başbakan “Tek dil, tek millet; beğenmeyen çeker gider” dedi (Milliyet, 13.03.09). Milli savunma bakanı “Rumlar ve Ermeniler devam etseydi, bugün acaba böyle milli bir devlet olabilir miydik?” dedi (10.11.08). Hükümet sözcüsü “Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar’’ dedi (E. Berberoğlu, Hürriyet, 31.03.09). Son 1 yıl kuralını biraz bozayım: En harbisi de, doğrusu, bir kadın bakanın ağzına yakışmıştı: “Ermeni dölü” (27.03.1997).
“Ulus-devlet”in tanımı bu olduğu için, dert değil; doğaldır. Ama dün gece TV kameraları olgun yaşta bir kadını sokakta konuşturdular. Aynen: “Ben ülkemizde gayrimüslimlere ayrımcı muamele yapıldığı kanaatinde değilim” dedi.
- Yeni yorum ekle
- 785 okunma
AYM kararının özü: Susmak suçtur
(yazı, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı açıklamasından önce yazılmıştır. Ama sonra yazsaydım da aynı şeyleri yazacağım anlaşılıyor)
- 3 yorum
- 881 okunma



12 saat 54 dak önce
13 saat 47 dak önce
18 saat 19 dak önce
18 saat 32 dak önce
20 saat 34 dak önce
21 saat 40 dak önce
23 saat 15 dak önce
1 gün 10 saat önce
1 gün 13 saat önce
1 gün 13 saat önce