Doğramacı & Doğramacı

Biri, Hacettepe ve Bilkent üniversitelerinin yoktan var edicisi olarak gazetelerde günlerdir övülen. Öteki, bu işleri yapış yöntemleri “açık sır” olarak yıllardır bilinen.

Mevtanın ardından konuşulmazmış. Ben müsaadenizle konuşacağım. Bir kere, vaktiyle önünden çok konuştum/yazdım. Dahası, Üniversite’yi tarumar etmek için askerî darbenin hizmetine koşmuş bir kişiyi otopsiye yatırmak, temel vatandaşlık görevimin yanında, bir numaralı hocalık vazifemdir. Yatırmazsak, ileride yenileri kalkabilir. Yeni Doğramacılar ve darbeciler.

12 Eylül’ün üniformasız generali

“YÖK benim büyük eserimdir” dediğine göre oradan başlayalım: Org. Kenan Evren’e göre, darbeyi meşrulaştırmak için cuntacıların ülkede bizzat körükledikleri kaostan temelde 4 kurum sorumludur: Siyasi partiler, sendikalar, dernekler, üniversite. İlk üçünü kapatıyorlar. Dördüncüsünü Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya teslim ediyorlar. Doğramacı 1981’de tam diktatör yetkileriyle YÖK’ün başına geçiyor. Seçtiği rektörler dekanları, onlar bölüm başkanlarını, onlar anabilim dalı başkanlarını tayin ediyor; zaten gerisi parya. Tam bir emir-komuta zinciri. “Hocabey”in haberi olmadan kuş uçmuyor. Üniversite de kışlalaşıyor.

Fakat üniversite 1946’dan beri özerk. Yöneticilerini on yıllardır seçiyor. 03.01.1982’de bizzat “Üniversitelerde tensikata gidilmeyecektir” dedikten sonra muazzam bir tensikat başlatıyor Doğramacı. İşten atıyor bütün demokrat hocaları. Üç temel yöntemle: 1) YÖK Yasasıyla: Kadroluları “sözleşmeli” sayıp, görevlerini uzatmayarak; 2) 1402 s. Sıkıyönetim Yasasıyla: Sıkıyönetim komutanlarına yazı gönderterek; 3) Rotasyonla.

Ben size iyi bildiğim SBF’den sayılar vereyim. YÖK yasasından önce 147 olan öğretim üyesi sayısı, tasfiyeden sonra 78’e düşüyor. Emekli olanları saymaksızın yüzde 47’lik bir tasfiye. Bu arada, halkı memnun etmek için yüzde 41 daha fazla öğrenci alıyor YÖK ve başlıyor ilkokullardaki gibi çifte tedrisat. 6 doktora programından 3’ü kapanıyor. Ama Doğramacı çıkardığı “Beyaz Kitap”ta başarı oranının arttığını iddia etmekte. Çok doğru, çünkü aynı yarıyılda yönetmelik iki kez değiştirilerek geçme notu 5’e indiriliyor. Ara testte 9 alan öğrenci, finalde sıfır alsa bile geçiyor. Bunun adı: “Üniversite Reformu”.

Bu arada, okulda tam bir YÖK Dekanı diktatörlüğü. Kapıda sakal kontrolü. Yemek boykotundan atılan öğrencilerin bazıları, bir de bakılıyor, dekanın bir önceki şikayetinden zaten cezaevinde o sırada. Yılanların Öcü’ne toplu bilet alanları da sıkıyönetime tutuklatıyor dekan.

Dahiyane atma yöntemleri

Rotasyona gelince: Azgelişmiş yörelerde açılan yedi üniversitenin bildirdiği eleman açığı: 303. Gönüllü gitmek isteyenler: 350. Ama bazı hocalar zorla yollanıyor ve gidince de atılıyor. Üç örnek: Doç. Bülent Tanör Diyarbakır’a gitmeye gönüllü oluyor, ama gidemiyor çünkü hareketinden önce atılıyor. ODTÜ’den Elazığ’a atanan Doç. Nazif Tepedelenlioğlu ile Gaziantep’e atanan Doç. Güney Gönenç aynı akıbetle altışar ay sonra buluşuyor.

Doğramacı’ya “Sizinle meslektaş olmaktan gurur duymuyoruz” diye telgraf çekenler, 1402’yle ilk atılanlar oluyor. Bendenize ise büyük şeref tanıyorlar; önce YÖK, sonra 1402’yle atıyorlar. YÖK atınca dava açıyorum, 21.07.1983 günü 2 telgraf birden geliyor. Birincisi “Acele”. Meali: “Açtığınız davayı kazandığınız için gelip göreve başlayın”. Çekildiği saat: 21.50. İkinci telgraf: “Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı kararı gereği 1402’yle görevden alındınız, hiç gelmeyin”. Çekildiği saat: 22.00. İkisinde de imza: Dekan Prof. Necdet Serin. Üç kere seçimlere girip her defasında sembolik oylar almış, Doğramacı gelince dekan atanmış kişi. Ben davayı kazanınca 1402’ye başvuruyor, kararı aldırıyor. “Göreve başla” telgrafını 10 dk. önce çekmiş gözüküyor ki tazminat davası açılmasın. Zaten, 1987’de mükafat olarak Ankara Üniversitesi rektörü yapılacak.

Hoca kıtlığı başlayınca Doğramacı Dr. Asistan’ları (atmadıklarını), icat ettiği “Yd. Doç.” kategorisine geçirip öğretim üyesi ilan ediyor. Böylece hoca sayısı, bir gecede, tasfiye öncesini bile aşıyor. Tabii, bunlar da “sözleşmeli” statüsünde; ipleri elde. Arkasından, 1988’de çıkan 3455 sayılı geçici yasa, profesör olamamış üç bin kadar doçenti yine bir gecede profesör ilan edecek. Tekrar, bütün bunların adı: “Üniversite Reformu”.

Kimin malını kime: “Küçük Eserler”

Sanırım, “Büyük Eser” yeterince anlaşılmıştır. Gelelim “küçük”lere. Hacettepe ve Bilkent’e. Amaçlarına varmak için her şeyi yapabilen bir tabiat karşısındayız: YÖK başkanı iken, bir imzayı da, 1984’te kendi özel üniversitesi Bilkent’i kurmak için atıyor.

Şöyle kuruyor: Buranın ilk arazilerini, devlet üniversitesi Hacettepe’ye istimlak ettiriyor. İlk binalarını, T. Özal’la anlaşarak, “asistanları dil öğrenmek için yurtdışına göndereceğimize burada öğretelim” diye devlete yaptırıyor. Bittiğinde de “Türkiye’de dil öğretilemez” diye Bilkent’e kiralıyor (A. Güçlü, Milliyet, 27.02.2010). YÖK adına istimlak ettiği arazilerin üzerine Bilkent için Ankuva AVM’si, Metaksan Holding, Tepe Mobilya gibi rant tesisleri inşa ettiriyor. Ayrıca, herkesin öğretim üyesi lojmanları sandığı lüks Bilkent Konutlarını. Şu anda buralar Orman Gn. Md.’yle davalı. Orman içi, tahsis amacı dışı. 

Devamı var. 1991 seçimleri gelmiş, 12 Eylül yönetimi sona yaklaşmakta, YÖK yasası değişecek haberleri. Kendisinin görevi de 1992’de sona erecek. YÖK Yönetim Kurulu toplanıyor ve YÖK’ün, yani devletin 208 dönüm arazisini, üzerindeki tesislerle birlikte Bilkent’e devrediyor. Çünkü o sırada çıkıveren 3708 s. yasanın ek 18. maddesi buna olanak tanımıştır. Karar, aynı gün, yetkili iki bakana imzalatılıyor. Milli Eğitim Bakanı A. Akyol, haberi ortaya çıkaran Cumhuriyet muhabirine şöyle diyor: “Yapılan işlem yasaldır. Hele siz bir yazın, tepkilere bakarak durumu değerlendiririz”. 10.10.1991 günü de Doğramacı açıklama yapacaktır: “Bu arazilerin alınması ve YÖK’e devrine ben önayak olmuştum. Artık ihtiyaç kalmadığından, gittikçe genişleyen Bilkent’e devredilmiştir”. Yani, bu devlet arazi ve tesisleri, kendisinin çeyizidir; her gittiği yere götürmekte, nikah bozulurken geri almaktadır.

Bu, Bilkent’in öyküsü. Şimdi Hacettepe’ninkini dinleyin. Çünkü, bu tepede Ankara Üniversitesine bağlı bir Çocuk Hastanesi kurduğunda (1957), Doğramacı Ankara Tıp’ta profesör. Burayı 1963’te ikinci bir tıp fakültesine dönüştürdüğünde de Ankara Ü. rektörü (1963-65). 1967’de burayı ayrı bir üniversite (Hacettepe Ü.) yapıyor ve oranın rektörü oluyor. Bir Ankara Ü. rektörü bunları nasıl yapabiliyor? Yoksa, önce “Aynı üniversitede 2 tıp fakültesi kurulabilir” deyip, arkasından “Aynı üniversitede 2 tıp fakültesi olmaz” mı dedi? Çünkü benim belleğimde (çok net ayrıntıları olan) böyle bir şey var.

Anlatılacak şey çok

Yer bitti ama, hikaye bitesi değil. Daha, Dr. Spock’un dünyaca ünlü kitabı ile Doğramacı’nın “Annenin Kitabı” arasındaki birebir benzerliklerden –olay halen AİHM’de- bahsetmedim. Daha, AKP yüzde 47 oy alınca Bilkent’e bir “Doğramacızade Ali Paşa Camii” yaptırdığını hatırlatmadım. Daha, 12 Mart Muhtırası öncesinde üniversite meydanında “Devrimi birlikte yapacağız arkadaşlar!” dediğini aktarmadım. Daha, Muhtıra sonrasındaSizce Kürt var mı yok mu?” diye sorduğu üç asistandan, “Dernekleri var” cevabını alınca bağırdığını, sonra (bugün Milliyet’te yazan) bir gazeteciye: “Üç asistan bana Kürtçülük propagandası yaptı!” dediğini anlatmadım. K. Iraklı olduğu için, hep Kürt zannedilme korkusu taşıdığı söylenir, demedim. Üniversitelere her yıl, “Zaza ve Kurmançlarda halk hekimliği terminolojisi ve diğer Türk boylarıyla mukayesesi”nin incelenmesini isteyen “Gizli” damgalı genelgeler yolladığını belirtmedim.

Allah rahmet eylesin. Yaslı ailesinden ve özellikle de, sevdiğim kız kardeşi hanımefendiden bağışlanmayı dilerim. Ama birilerinin yazması şarttı. 

 

 

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.
Kalemiti kullanıcısının resmi

Yaptığı şeyler ortada. İyi şeyler yapmış olsaydı, tarih ona kim ne derse desin laf söyletmezdi. Körün öldüğü zaman mutlaka badem göz olduğu ülkemizde , körün, elinin körü olduğunu anlatacaklara ihtiyacımız var. Bu sebeple çok teşekkür ederim...

kırlanqıç kullanıcısının resmi

Doğramacı & Doğramacı
...
Yurt içi ve yurt dışında bir çok mağdur tarafından çok çok güzel şeyler söylendi, imamın "Merhumu nasıl bilirdiniz?" sorusuna cevaben,
1402 kez hatim indirenlerde vardır mutlaka...

kırlanqıç

asivemavi36 kullanıcısının resmi

İki elim yakasında olacak daima!

...

mental kullanıcısının resmi

Hani derler ya; bozuk bir saat bile günde iki defa doğru gösterir diye...
Bu da öyle bir durum.
Baskın Oran ile kırk yılda bir aynı düşündüğümüz bir şey de çıktı.
Eee kırkı devirdik ya o kadar da olsun.
Bir tane "ortak görüş hakkı" kendiliğinden doğmuş...
Bu aralar, gazetelerin insan kaynakları sayfalarında/ eklerinde Doğramacı vakfının okullarına eleman aranıyor ilanları boy boy...
Gözlerden kaçmıyor.
Başta; Erbil'de!
.
Eeee, memleket orası ya!
Belki bir hayrı dokunur, ama ben; Doğramacı aktiviteleri için:
"şeytanın dikenli değneği" nereye değse yakmadan bırakmaz. Kanaatindeyim.
.
* * * * *
.
Bu arada Hacettepe ile Bilkent'i aynı kefeye koymamakta yarar var.
Biri devlet üniversitesi ve Doğramacı bu yapılanmanın bürokratlarından biri...
Ama diğerin bilmem..
.
Hep sevgi ile kalın.
.
Murat SEVGİ

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

yaban: Neden agır açıyor bu site bilen vamı
ugur erhan: site ağır ağebey sınıfına girdi ya belki de ondandır ağır açılması))))
masterverita: test
ugur erhan: masterverita sanırım bir test çözeceğiz ama testi sorularını vermemişsin))))))
ugur erhan: bu arada eski yazılanlar sıcaktan buharlaşıp uçtular mı?
NautilusPro: bEN DAHA FAZLA TEST İSTEMİYORUM
NautilusPro: büyük olmuş kusura bakmayın )
Kerim baydak: bu ne ya bazı yazılar ekleniyor bazıları eklenmiyor
masterverita: hangi yazilar buradan bildiirn, herkes tatil havasinda gozden kacan olabilir
ugur erhan: bu aralar biraz işim var site ile pek ilgilenemiyorum.
ugur erhan: Bende farkındayım anasayfaya alınmayan bazı yazılar var.
ugur erhan: Ben sadece kendi yazımı anasayfaya alıyorum, belki diğer arkadaşlara haksızlık oluyor ama
ugur erhan: şimdiye kadar yaptığım çalışmanın bir kıyağı olsun bu bana)))))))
Kircicegi: yine gec kaldim
ugur erhan: neye geç kaldın kırçiçeği
Kircicegi: yazi düzenlemeye:9
ugur erhan: aman boş ver zaten yazı gelmiyor ve gelenlerlede kimse ilgilenmiyor site kendi kendine yuvarlanıyor gidiyor işte
Kircicegi: ben yazmak istiyorum ama Tezimi hazirliyorum 5 haftam kaldi ancak biter
Kircicegi: bittince bol bol yazarim
Kircicegi: yine reklam da yaparim
ugur erhan: kolay gelsin umarım tez konusunda başaraılı olursun
ugur erhan: bir tezim bile olmadı)))))))
Kircicegi: insallah olursam uluslar arasi egitmenim
Kircicegi: tüm dünya da yardim kuruluslari arasinda
Kircicegi: söz sahibyim o zaman cünki diplomayi berlin verecek
ugur erhan: tezin geçerse bunu ıslatırız artık
ugur erhan: bir kova su ile))))))
Kircicegi: benim tez aralikda belli olur canin sagolsun ne istersen
Kircicegi: ben icmem icki ama sana ismarlarim
Kircicegi: niyetli degiliz galiba
ugur erhan: canım bende her zaman içeceğim diye bir şey yok.
ugur erhan: yok ben oruç tutmuyorum
Kircicegi: ben tuttuyorum
ugur erhan: ne güzel inançlarını yaşayacaksın
Kircicegi: olsun söyle bir sarköy sarapina hayir demezsin herhalde
ugur erhan: oooffffffff ne biçin gider hem de
Kircicegi: tamam bitsin tezim söz özelden adres bildirirsin getririm
Kircicegi: ya da gönderirim
ugur erhan: şarabın yanında et yerler genelde ama ben et yemeyenlerdenim
ugur erhan: vejeteryan değilim ama
Kircicegi: sende ne yemek istersen onu yersin sorun degil ki
ugur erhan: sen geç de onların hepsi hal olur
Kircicegi: neyse benim cikmam lazim treni kacircam yoksa tekrar
Kircicegi: görüsmek dilegi ile
Kircicegi: kendine iyi bak
ugur erhan: ok
ugur erhan: hoşçajakl
ugur erhan: ama yazdım iyimi?
Kircicegi: sende
Kircicegi: olsun ben anladim
ugur erhan: ok
AYKIZ: aaaaaaaaay.nihayet gelebildim....
AYKIZ: kırçiçeği-Uğur Erhan , Serdar Bey, Suat bey..merhaba...
AYKIZ: yönetime bi mesaj atmıştım-dikkate almayınız..buldum nihayet şifremi-geldim işte.)
AYKIZ: sağım şimdilik-hele şu referandum "hayırlı"sıyla bitsin de daha sık gelmeye çalışacağım...
AYKIZ: sadece seçim hazırlıkları yüzünden yine yoğunum-ve bağımsız yargı yoktu ya hepten yokolacak kaygısından uykula
AYKIZ: rım gitti yine-dönem dönem uykusuz kalırım da-bu aralar daha fazla oldu işte..hayır çıksın-azıcık kendime ve sitelerime zaman
AYKIZ: ayırabileyim...evette daha da farklı sorunlar olacak-onlarla uğraşmalıyım o zaman...beni unutmayanlara sevgi ve selamlar.
ZuhalVoigt: Merhaba Aykız, son zamanlarda ben de pek yoktum, yaz dolayısile
ZuhalVoigt: Sizi gördüğüme sevindim. İşlerinizin yoğunluğu azaldığında daha sık görüşmek ümidiyle.
AYKIZ: merhaba Zuhal hanım , ne güzel..tam kapatacaktım-bir de fotoğraflayayım dedim sayfamı
AYKIZ: ben de çok sevindim sizi görünce...sevgilerimle..umarım her şey yoluna girer-çok çıktı çok...hayırlısı )
AYKIZ: size ve tüm dostlara sevgi ve selamlarımla.
ZuhalVoigt: "Hayır" lısı)) Benden de çok sevgi ve selamlar
AYKIZ: )) iyi geceler dileğimle.hoş ve sağlıkla kalın emi.
ZuhalVoigt: İyi geceler. Siz de aynen..Görüşmek üzere..
AYKIZ: Serdar bey teşekkürler..anımsayabilmiş ve düzeltmiştim girip.) sağolun..
Kircicegi: merhaba aykiz aramiza ne güzel bir dönüs bu
Kircicegi: sevindim valla
yaban: abooo sevinenler bir arada bende sevindim ))
AYKIZ: Kırçiçeği sağol..ooooy.Yaban da sevindi..sağol yaban.teşekkürler.
yaban: selam dostlarımı yakaladım ne?
yaban: kır çiçegi selam nasılsın uzun zamandan beri
Kircicegi: valla dostunu bilmemde yaban iyiyim arkkadasim
Kircicegi: dogru uzun zamandir görüsemiyoruz cünki senin
Kircicegi: özel mesajlara verecek vaktin yok sanirim
Kircicegi: ama iyiyim belirli bir süre daha böyle sürecek haril haril tezimi
Kircicegi: hazirliyorum
Kircicegi: Sevgiyle
yaban: hadi bakalım çok çalış kırçiçegi