Pelin Çizgi Film Yorumlarsa
Bu çizgi filmde; Tweety’nin hep “dişi”, Sylvester’ın “erkek” olarak lanse edildiğini düşünürsek...

Yıl..
New Kids On The Block, Beach Boys, Metallica, Gun’s & Roses, Rolling Stones falan dinlediğimiz yıllar. Henüz Sezen Cumhur Önal’ın sunduğu “Müzik Yelpazesi”ni izlemekten yeni yeni uzaklaşmaya, yeni başlayan “Rock Market”e yönelme zamanlarımız. Çiğ ve ergeniz yani...
Bacağımızda şimdilerin “skinny” dediği bizim zamanımızda “strech kot” denen jean pantolonlar, paçalar bilek üstüne kadar kıvrılmış ve artık 3-5 yaşındaki kız çocuklarının giydiği dantelli beyaz çorapların fistolu dantelli kısımları Converse ayakkabılarımızın boğazından dışarı serilmiş vaziyette geziyorduk ama rezilliğimiz bununla da sınırlı değildi.
Düdük kadar boyumuz ve suratımızdaki ergenlik sivilcelerimize bakmadan uzun kulaklı, koca vatkalı tunik gömlekler ve üzerinde kocaman “Tweety” baskısı olan iğrenç kazaklar da vardı. (ama benimkinde “Tazmanya Canavarı” vardı, hala favorim odur. Blaaa blaaaaaa puuuufffffttt)
Neyse ki, hayatının 1-2 yıllık döneminde öyle iğrenç giyinen biri olarak, sonunda doğru yolu buldum ve uzun saçlı, yırtık jean pantolonlu, yaz kış ayağından asker postalı kılıklı botlarını çıkartmayan, sahip olduğu yüzüklerin ve küpelerin hepsini aynı anda takabilen, walkman’i beline, kulaklıkları kulağına geçirip, üniversite kantininin duvarına yaslanmak suretiyle pillerini şarj eden bir rocker hatta sıkı bir metalci oldum.
Siz demeden söyleyeyim, başım da göğe erdi. Artık biraz ehlileştirilmiş durumdayım ama içimdeki öz aynı öz...
İşte yukarıda bahsettiğim kabus kıyafetlerin moda olduğu dönemde, kazaklarımızın önünü işgal eden, tez vakitte bir kedinin midesine gidesi, iki yüzlü, terbiyesiz, art niyetli ve hatta günün moda tabiri ile “şerefsiz” yaratık “Tweety” ile tanıştık.
Bu Tweety dedikleri kanaryadan bozma, civciv kılıklı sarışın kuş, taaa o, yüzyıl önceki dönemlerde bile benim sarışınlardan (saçı yada teni değil, ruhu sarışınlardan, misal; Banu Alkan, Şebnem Şefırlıbişe vs) nefret etmeme neden oldu. Duygu Asena okuyan ama erkeklere acıyan garip bir tür haline geldim.
Tweety, yaratıcısı Bob Clampett tarafından ilk başlarda, vahşi, saldırgan, uyuz, aksi bir kuş olarak tasarlanmış, fakat yönetmen ve öykü yazarı tarafından sevimli (!) bir kuş oluvermiş. Burada dip not olarak belirtmeliyim ki, bu adamlar acaba hakikaten musibet bir kuş hikayesi yapmaya çalışsalar sonuç ne olurdu çok merak ediyorum. Freddy Kurumuşgır’ın Kabusları ile daha erken tanışırdık herhalde. Neyse ki söz konusu uçamayan kanarya 1950 model ve o vakitler “Kuşlar” filminden daha korkutucu filmler yapılmaya başlanmamıştı.
Tweety, çizgi filminde tek başrol oyuncusu değil, bu filmin bir de ezilen, hakir görülen kahramanı var ki, ona içim acır her seyredişimde, Sylvester...
Gariban kedi, yaradılışı gereği kuşların peşinde koşup yemesi gereken bir varlık, en azından besin piramidinde öyle görünüyor fakat filmde öyle değil.
Sylvester, ne zaman musibet kuşun yanına gelse “bir kedi gördüm galiba” lafından sonra ya kafasına örs yiyor, ya dinamit yutuyor, ya bilmem kaçıncı kattan aşağı uçuyor, ya bık bık bık...
Her halükarda Tweety denen manyak, ezilmiş, hayati tehlike yaşayan gariban ayağına yatıp en az %47 ile sandık başından galibiyetle dönüyor ve “halkım beni seçti” demek suretiyle, sadist eylemlerine devam ediyor.
Bu çizgi filmde; Tweety’nin hep “dişi”, Sylvester’ın “erkek” olarak lanse edildiğini düşünürsek (filmin görünen yüzünde her ikisi de, Sütaş’ın memeli öküzleri gibi cinsiyet yoksunu ama neyse) >“işte hayatın gerçeği budur” diyoruz.
Bir kadın olarak bunu itiraf etmekten pek haz etmesem de, hayatın içinde de sarışın ruhlu kadınlarla karşı karşıya kalan erkekler yeniliyor, eziliyor. Her ne kadar kendileri bunun farkında olmasalarda.
(Yolların ustasıyım, Sylverter’ın hastasıyım)
- epelin's blog
- 3177 okunma
- Yaziyi paylaş



:))))))))
Galiba kedilerin kaderi yok..
Çizmeli kediyi saymazsak. O ayrı bir fenomen!
Mesela TOM! Dedim ya 50 yaşında zengin olunca ben:))))))))) bir kez olsun Tom'un Jerry'i benzettiği bir film çizdireceğim. Bu içimdeki saldırganlığın bir yansıması ya da ilahi adalet arayışım olabilir bilemiyorum..
Bu arada burada ileri düzeyde bir psikolojik tahlil var. Zekice bir gözlem. Kadınlar ve erkekler. Tweety her zaman madur pozisyonunda. Doğa kanunlarına ters bir şekilde her seferinde sözde "güçlü" olanı yeniyor. Ama yanında bir güç var: BÜYÜKANNE!
Kapitalist düzen. Sözde zayıfın ardında hep bir güç var, dengeyi sağlamak!ve asıl gücü ezmek için..
Çizmeli kedi..
Evet, dediğin gibi o başlı başına bir fenomen ve bakarak kaşık eğmesine gerek yok :))
Tweety'nin Sylvester'a yaptığının aynını Jerry faresi de Tom'a yapıyor ama en azından Jerry, Tweety gibi aptal ayağına yatmıyor.
"Kızzz, ben seni zekaaaamla doverim ayoooool" şeklinde Şahika Koçarslanlı uçuşu yapıyor :))
Mehmet Bey, umarım 50 yaşında o filmi yaptırtacak gibi olursun.. Dört gözle bekleyeceğim..
Kaderin ağlarını örmesine müdahale eden tanrısal bir dokunuş lazım artık
:)))))))))
epelin
Heidi, Peter'e mahkum değil başlıklı bir yazı yazacağım ama yorgunum Pelin.
Yeterli para olmasa korsan kendim çizip yayınlayacağım o çizgi filmi sen merak etme..
Çizmeli kedi.. Charles Perrault dehası. Beni hep korkutmuştur. Mutant canlıların ilk yansımaları. Aslında çocuk edebiyatında ne kadar hoş yansımalar var değil mi? Öylesine okuduğumuz ya da bize anlatılanlar da bile. Üzerinde düşününce çok şey görebiliyorsun. Bizim çizerlerimizi de yabana atmamak lazım. Çok özel isimler var aslında..
işten çıkmadan bir yorum yazmıştım...int.gidince...kaydedemedim...şimdi unuttum..aynısı olmayacak...
kılık kıyafet tanımına bakınca...oldukça gençsin sevgili Pelin...ben de Tom ve Jery kuşağı izleyiciyim..ama bir çocuk olarak değil tabi...çünkü biz ne bulursak tek kanalda izleyen yetişkin gençlerdik onlar yayımlanırken...
güzel yormuş'sun çizgi filmleri..bu yıorgunlukla artık Silvester kazanamaz..ömrü billah..ya da Twety de...
hele Kırımlı'nın hiç şansı yok...kırka kadar olamamış zengin..bu ekonomik gidişatta ne yapıp da zengin olmayı ve Tom'a kazandırmayı başaracağını düşünüyor ??
sahiiiii.en erken çizgi filmlerde iki fare vardı..Tom işe daha sonra karıştı...aaaaaaaaay..ben daha iki gün oldum yaşlanalı..unuttum o fareciklerin adını :))))))))))
bu arada...sarışın ruh..oldukça güçlü bir imge...o kadar da **yoksuuuuuuuuuuuuuuuuuun**değilsin biliyorum...içindeki küçük kız çok zeki..çok şirin...hoyratça davranıp, saklamaya çalışma bence..:))
Ünsal Çankaya
Sevgili Pelin.. Beach Boys deyince Kokomo diye bir şarkıları vardı. Biz çok severdik. Sen doksanların en hoş zamanını anlatıyorsun. O süreçten öyle hoş çıkmışsın ki.. Ne mutlu sana.
Hep böyle kal e'mi.. Kendin gibi.
İhtilal sonrası apolitik akranlarım gibi olmamak için epey çaba sarf etmek zorunda kaldım ama sonunda yırtık kot ve pis postal huyumu bıraktım
Artık i-pod dinliyoruz ve duvara dayanıp pilleri şarj etmek gerekmiyor :))
Kokomo'da süper bir şarkıdır ama favorim "california dream"dır :))
Dinlerken kendimi otomatikman 70'lerde gibi hissederim..
ruhum da kocamış yav :))
epelin
Aykız..
oldukça genç dediğimiz şahsiyet 30 lu yaşları sürüyor, pek de taze sayılmaz yani :))
uzay yolu 1999'u ve Mr. Spak'i hatırlicak kadar yaşlanmışım :)
içimdeki çocuğun sorunları var, cüssenin ebadı dar geliyo :))
o çocuk zaten direkt showroomlardaki teşhir ürünleri gibi ortalıkta dolanıyor yaw, bir yere saklamıyom ki :)))
epelin
olsun Pelin..olsun...tüm yaramazlıkları yapabilsin..böylesi güzel...bana göre yepyeni çağ olarak tanımlanır o dediğin yıllar :)))))))))
Ünsal Çankaya
Demek ki ben çok yaşlanmışım; izlediğim kareleri anımsayamıyorum...sadece bazıları isim olarak kalmış aklımda...bir de çok fazla çizgi film izlemezdim galiba ben:)))senle birlikte anımsadım biraz biraz
Beran Uzer
Yeni yorum gönder