erhantigli günlüğü

İNSANLIK NEREDE?

İNSANLIK NEREDE?

            Bir türküde, “İndim dereye, taş bulamadım / Gönlüme göre eş bulamadım” deniliyor.

 Eş yerine iş, aş da diyebiliriz. Taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bu devirde

Zalime atmak için taş da yok. Lokantalarda, çarşı ve pazarda sağlıklı yiyecek bulmak o kadar zor ki... Yani eş bulmakla bitmiyor iş. İyilik, güzellik azaldı ama çevre kirliliği, gürültü, anarşi, terör bol miktarda var. Yaşamak pahalı, ölmek ucuz. Üstelik kötülüğe, çirkinliğe alıştık, göz yumarak, aldırmayarak daha da çoğalmaları için var gücümüzle çalıştık...

ŞİİR GENÇLİK

             Gençlik bir şiirdir ama kimi kişiler bu şiirin değerini bilmezler, har vurup harman savururlar, sonra da ah vah edip dururlar. Cahit Sıtkı Tarancı boşa geçmiş gençliğinin acısını şiirlerine dile getirmiş, “Abbas” adlı şiirinde, “Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan/ Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” demiştir. “Otuz Beş Yaş Şiiri”nde ise, “Delikanlı çağımızdaki cevher/ Yalvarmak yakarmak nafile bugün,/ Gözünün yaşına bakmadan gider” diye uyarıyor bizleri. “Gençlik Böyledir İşte” şiirinde gençliğini iyi değerlendirememenin acısı, gençliğini harcamanın hüznü şöyle anlatılır:

            “İçimi titreten bir sestir her gün,

            Saat her çalışında tekrar eder:

SEVENLER AĞLAMASIN

AĞLATMAMALI AŞK

 

Ağlatmamalı aşk

Güldürmeli yüzümüzü

Gül bahçesine çevirmeli

Özümüzü...

Dağıtmalı kara bulutlarımızı

Yeşertmeli gönlümüzü

Aşkın güzelliği

Öyle bir yerleşmeli ki benliğimize

Üzüntü, acı girememeli içeriye

Başımızda esen sevda yeli

ŞİİRLERDE ŞİİR ANNELER

ŞİİRLERLE ANNE- ŞİİR ANA

Şiir anamız şiirlere konu olmuş, ozanların diliyle şiirleşmiştir. Namık Kemal bir şiirinde vatanı anneye( mader) benzeterek, “Düşman dayamış vatanın bağrına hançerini/ Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini” diye feryat ediyor. Atatürk bu şiirdeki “yok imiş” sözcüklerini silmiş, “bulunur” yazmış ve bulunabileceğini kanıtlamıştır. Namık Kemal bir başka şiirinde ise valide sözcüğünü kullanmıştır: “Cümlemizin validemizdir vatan/ Bastı düşman göğsüne biz sağ iken.” Eskiden ana sözcüğü kaba görülmüş, onun yerine Farsçadan alınan mader, Arapçadan alınan valide sözcükleri kullanılmıştır. Bugün mader diyen yok ama valide sözcüğü kimi yerlerde kullanılıyor. Anne, ana sözcüğünün İstanbul ağzında kullanılış biçimidir. Kaynana sözcüğü kayın ve ana sözcüklerinden meydana gelmiştir.

Nisan Mayıs Ayları- Gevşer Gönül Yayları

Nisan mayıs ayları: Doludizgin koşar doğaya mutluluğun doru tayları

Nisan mayıs ayları: Coşar ırmaklar, taşar duygular, çiçeklerin kokuları

                               Kendilerinden geçirir bayanları bayları

Nisan mayıs ayları: Unutulur mu hiç balkonda sevgiliyle içilen

                                Akşam çayları

Nisan mayıs ayları: Aman bozulmasın, dikkat! Mutluluk treninin rayları

AŞK Bu Mu?(Mizah öyküsü)

             Zengin adam pastaneden içeri girdi. Oturacak bir yer aradı. Garsonlar koşuştular, “Hoş geldiniz efendim. Şöyle buyurun!” diye karşıladılar, oturacak yer gösterdiler. Adam onları eliyle selamlayıp, “Ne emredersiniz? “ diye garsona, “Bana küçük bir dilim pasta getir, yeter. Biliyorsunuz perhizdeyim. Yanında da meyveli soda istiyorum” dedi ve bir sandalyeye oturdu. O sırada pastaneye genç bir çift girdi. Garsonlar oralı bile olmadılar. Gözleri zengin adamdaydı. Biri pastasını, öbürü meyveli sodasını getiriverdi. “Başka bir emriniz var mı efendim?” diye sordular. Adam gülümseyerek hayır anlamında başını salladı. Pastasını yerken bir kenarda oturan genç çifte baktı, “Birbirlerine ne kadar da yakışmışlar” diye mırıldandı.

            “Burası lüks bir yer. Keşke daha ucuz bir yere gitseydik” dedi genç erkek.

ŞİİRLİ BAHAR...

BAHAR GELDİ- HOŞ GELDİ, SAFA GELDİ!

 

            Bahar geldi bahar! Ne duruyorsunuz? Bir karşılama töreni hazırlasanız ya! Hani bando mızıka, hani orkestra? Bahar geldi bahar! Ne bekliyorsunuz delikanlılar, kızlar? Kırlara, doğanın kucağına koşsanıza. Düğün dernek yapsanıza. Gülüp oynasanıza.

            Bakın ne diyor bir şarkı: “Bahar geldi, gül açıldı/ Ruhuma neşe saçıldı...”

ŞİİRLİ BAHAR...

BAHAR GELDİ- HOŞ GELDİ, SAFA GELDİ!

 

            Bahar geldi bahar! Ne duruyorsunuz? Bir karşılama töreni hazırlasanız ya! Hani bando mızıka, hani orkestra? Bahar geldi bahar! Ne bekliyorsunuz delikanlılar, kızlar? Kırlara, doğanın kucağına koşsanıza. Düğün dernek yapsanıza. Gülüp oynasanıza.

            Bakın ne diyor bir şarkı: “Bahar geldi, gül açıldı/ Ruhuma neşe saçıldı...”

Turist Tavuk mu Kaz mı?

            Turist altın yumurta yumurtlayan tavukmuş ama biz sanırız onu kaz, yolmak isteriz biraz. Dinlemeyiz ne itiraz ne ikaz, atarız kazıkları. Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis tereyağlı(!) yemekler pişiririz, zorla yediririz. Üstüne de sunarız ekşimiş ayran, kurtlu kiraz. Çalar teneke orkestra, söyler kurbağa solist; deriz buna caz!

            Çok severiz biz turistleri, bağrımıza basmak isteriz karısını kızını. Turizm gönüllüsü delikanlı alamaz hızını, biriyle dans ederken öbürünün avuçlar kalçasını. Plajda da yalnız bırakmaz, iyice yanına sokulur, onu kem gözlerden korur! Bu ekstra hizmetlerden asla para almaz, turist memnun oluncaya dek onu başka bir yere salmaz.

ARYA(Politik Taşlama)

ARYA

 

Öz yurdunda paryasın

Öz yurdunda üvey...

Kovanın yağma ediliyor ama

Bir parmak bal çalınıyor ağzına

Göz bağı, sus payı...

Oy verip de seçtiğin

Mucize beklediğin

Dışı ak, içi kara siyasetçilerin

Yoldaş olmuşlar global sermayeyle

Ve de gelin güvey...

ALİ ile VELİ(Mizahi Diyalog)

ALİ ile VELİ- İKİSİ DE BİRBİRİNDEN DELİ

 

            Ali, arkadaşına, “Bugün bir kız gördüm azizim. O ne güzellik, o ne boy bos, endam, onu görünce aklım başımdan gitti, deli oldum deli!” dedi.

            Veli kendi kendine, “Sanki deli değilmiş gibi” dedi ama dışından, “Sahi mi? Hadi anlat şu dilberi, gel beri, aydınlat beni de unutayım karanlık gecelerimi” diye konuştu.

            “Seni gidi seni!” dedi Ali. “Lafıyla bile mest olmak istiyorsun değil mi?” diye güldü.”Neyse, anlatıvereyim de sen de deli ol benim gibi” diyerek sözlerini sürdürdü.

Yabancı Dil ve Yalancı Dil...

YABANCI DİL- YALANCI DİL

 

            Bir duvar yazısında “Kolay iş bulmak istiyorsanız, yabancı dil öğreneceğinize yalancı dil öğrenin” deniliyor. Okullarda öğretilen(?) yabancı dile bakıyorum da bu öğretim öğrencilere ne kadar yabancı ve ne kadar yalancı diye düşünüyorum. Laf salatasını bırakalım da yabancı dil öğretimiyle ilgili birkaç gülünç olayla, fıkrayla baş başa bırakayım sizleri.

            SEN KALK FİLİZ!

Kapalı Kapıları Açmak

KAPALI KAPILARI AÇMAK

 

            Kralın biri, adamlarını sınamak istemiş; onları kocaman bir kapının önüne getirerek açmalarını söylemiş. Adamlar kapının yanına gitmişler, böyle büyük bir kapıyı nasıl açacaklarını düşünmüşler. Kimisi anahtar uydurmaya kalkmış, kimisi var gücüyle yüklenmiş. Kapıyı kendine doğru çekmeye çalışmış. Ama hiçbiri kapıyı yerinden bile oynatamamış. Derken,  kimsenin tanımadığı, önemsemediği bir genç kapıyı ileriye doğru itince, kapı ardına dek açılıvermiş. Kral bu genci ödüllendirmiş ve onu yüksek bir göreve atamış:

KİTABIN DOSTLUĞU

KİTABIN DOSTLUĞU KALICIDIR

 

            Dost uzakta olsa bile yakınımızda hissettiğimiz, en soğuk bir günde dahi sıcaklığını duyabildiğimiz kişidir. Bizi doğruya, iyiye, güzele yöneltmek, yalnızlıktan, kimsesizlikten kurtarmak onun işidir. Kimi zaman kalabalıkta dertlerimizle baş başa kalırız, derdimize derman olacak bir insan bulamayız yanımızda, yöremizde. Dostumuz, arkadaşımız uzaktadır. Telefonlar gidermez özlemimizi. Oysa kitap her zaman, her yerde emrimizde ve hizmetimizdedir. Dostlarımızın da kendilerine göre dertleri vardır. Bizi dinlemekten sıkılabilirler. Kitap böyle değildir. Bizi karşılık beklemeden avutur, teselli eder, sıkıntımızı giderir. Arkadaşımız nazımızı, kaprisimizi çekemez, sabrı taşar, kızar. Kitap ise her şeyimize katlanır. Fırlatıp atmamıza bir şey demez. Donuk hayatımızı canlandırır, renklendirir. Onunla yaşamaktan zevk alırız, karamsarlıktan, kötümserlikten sıyrılırız.

En Güzel ÇİÇEK Hangisidir?

EN GÜZEL ÇİÇEK HANGİSİDİR?

           

            Sizce en güzel çiçek hangisidir; gül mü, karanfil mi, papatya mı, manolya, lale ya da akasya, menekşe mi?

            Şarkılarda, şiirlerde en çok gül geçer. Sevgili güle benzetilir. Belki de dikenli oluşundandır bu...Ne olursa olsun, gülü seven dikenine katlanır, gülün kokusuyla kendinden geçer, kanatlanır, sanki canına can eklenir. Özel günlerde daha çok gül beklenir. Gülün de kırmızısı istenir. Karanfil de güzel bir çiçektir. Yanık bir kokusu vardır. Ahmet Haşim’in dediği gibi, “Yârin dudağından getirilmiş/ Bir katre alevdir bu karanfil.”

LALE: Aşktır Dolar Kalbe

Lale: Aşktır Dolar Kalbe

 

Gözlerinin elinde alevdi lale

Gözlerimizi tutuşturdu el ele

Derken ellerimin gözüne

Geçti meşale

Yeşil ışıklar yandı gözde

Oldun benliğime gözde

Benlik gitti senlik başladı özde.

 

Yanalım kutsal közde birlikte

Hadi boy atsın lalemiz

NEVRUZ Nedir Ne Değildir?

NEVRUZ NEDİR, NE DEĞİLDİR?

 

            Nevruz sözcüğü Farsçadır. Nev yeni demektir. Ruz da gün anlamına gelir. Yani nevruz yeni gün demektir, kışın bitmesi, baharın resmen gelmesidir. Nevruzda güneş Koç burcuna girer. Pers hanedanı takvimine göre yılın ilk günüdür. Nasıl yılbaşında yeni yılın gelmesi kutlanıyorsa nevruzda da baharın gelişi kutlanır. Çünkü baharla birlikte doğa sanki yeniden doğar; ağaçlar ve bitkiler yeşerir, çiçekler çiçek açar, gelin olmuşçasına türlü renklere bürünürler. Kışın buruşan yüzler canlanır, doğamız allanır pullanır, mutluluk sarhoşu olur.

Vatan gazetesinde çıkan Fıkralarım

YABANSI FIKRALAR

                                               MEVAŞİ...

            Bürokraside Arapça, Farsça sözcüklerin çok kullanıldığı eski devirlerden birinde kaymakamlığa yukardan, “İlçenizde bulunan mevaşi adedinin bildirilmesi” diye bir emir geldi. Kaymakam mevaşinin ne olduğunu bilmiyordu. Sordu soruşturdu, bir bilen çıkmayınca, herhalde maaşlı yazacakken yazıcı yanlışlık yapmış olacak diye düşündü ve en başa kendisini koyarak devletten maaş alan memurların listesini gönderdi. Zehir zemberek bir yanıt geldi. Çünkü mevaşi büyükbaş hayvan demekmiş...

DOSTLUK Budur İşte

DOSTLUK    

ŞARKILAR SENİ SÖYLER(Kadın)

ŞARKILAR SENİ SÖYLER

 

Kadındır kalbimize düşen cemre

Kadındır yaşamı güzelleştiren ece

Severse güneşli sabahlara uyanırız

Sevmezse kaplar her yanımızı kapkaranlık bir gece

Ancak onunla çözülür aşk denilen bilmece

Kimi zaman bir kitaptır kadın sayfalar dolusu

Kimi zaman da bir hece...

Erkek kadınla çoğalır, kadınıyla büyür

Cüce olsa bile o yanındayken kendini yüce görür.

Neredesin Ey GÜZELLİK...

GÜZELLİK: CANA CAN KATAN ÖZELLİK

           

            Güzellik cana can katan bir özelliktir. Güzeli görmek, özümsemek, benimsemek için güzel bakmak gerekir. Güzellik bakanın gözündedir, yüzünde değil, özündedir.

            “Kuyu dibinde kuyu

            Kuyunun yoktur suyu

            Güzellik neye yarar

CEMRE Nereye Düşer?

CEMRE NEREYE DÜŞER?

            Takvimlere göre şubat ayının yirmisinde cemre havaya düşer ve baharın ucu gözükür. 27 Şubat cemre suya, daha sonra da 5 martta toprağa düşer, havalar ısınır, bahar kendini daha çok göstermeye başlar. Gerçi mart çıkmak istemez, mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, arada sırada soğuk olur, hatta kar bile yağar ama artık kışın can çekişmesinin önüne geçilemez, bahar yeli kış yelini kovar, çiçeklerin allı yeşilli açmasıyla gönlümüzde taht kurar.

            Cemre ateş demektir, bir simgedir. Bir yere düşmez, havaları ısıtır sadece. Çinlilere göre her cemre, güneşle doğanın zifaf gecesidir. Kuşlar bu buluşmayı kutlarcasına ötüşürler, böcekler, arılar, kelebekler düğün gününün muştucusudurlar. Güller tomurcuklanır, yüzlere bir sevinç gelir, içimizdeki duygular depreşir, güzelleşir, evrene mutluluk gelir, yerleşir...

Bu Nasıl AŞK?

AŞKIM!

 

            Aşk yere düştü, ayaklar altında kaldı. Aşkın kutsallığı yerle bir oldu.  O eski aşklara çocuklar bile gülüyor. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı gibi âşıkların sevdaları, çektikleri çileler herkese masal gibi geliyor ama “Aşkım” sözcüğü ağızlarda sakız oldu son zamanlarda. Aşkın içi boşaltıldığı, aşk sözde kaldığı halde, her gün kavga eden çiftler, hatta çoluk çocuk bile birbirine “aşkım” diye sesleniyor! Hadi karşı cinsten olanlar neyse, ya annelerin çocuklarına, kızların erkek kardeşlerine “aşkım” demelerine ne buyrulur?

            Bir de “aşk yapmak” diye bir şey çıktı. Aşk yapılmaz, yaşanır. Birbirini sevmeyen iki kişinin yaptığı cinsel eyleme “sevişmek” bile diyemeyiz. Sadece cinsel birleşmedir bu...

SEVGİnin GÜNÜ Var mıdır?

SEVGİLİLERİN GÜNÜ VAR MIDIR?

 

            Her yıl sevgililer günü olan 14 Şubat'ta, “Senede bir gün” şarkısı çalınır, hediyeler alınarak, yapmacık pozlar takınılarak gün kutlanır. Ertesi gün de eski hamam eski tas olur. Şu gerçek ne yazık ki atlanır: Sevgi her gün gösterilen ilgi ve özveriyle ikiye katlanır; bencillikten sıyrılınca karlı dağları aşar, doludizgin koşan bir ata dönüşür, kanatlanır.

Sigara İçme- Gök ekini Biçme!

SİGARA İÇME, GÖK EKİNİNİ BİÇME!

 

            Sigara ile ilgili şarkı ve türküler vardır epeyce. Bir türküde, “Bir ateş ver, cıgaramı yakayım” diye sesleniliyor. Halk arasında sigaraya cıgara denilmiş, çoğu kişinin sigara demeye dili dönmemiştir. Tütün deyip geçenler de vardır. Kimi kişiler tütün tabakası taşırlar, kendi sigaralarını kendileri sararlar. “Sigaramın dumanı/ Yoktur yârin imanı/ Altından köşk yaptırdım/ Gümüşten merdiveni” diyor bir başka türkümüz. Altından köşk yaptırsan ne fayda? İçtiğin sigara ömrünü kısaltır, o kökün sefasını süremezsin. Yâri değil, sigaranın yoktur imanı.

Kanamalı BirToplum İçin Kan Aranıyor!

KANAMALI BİR TOPLUM İÇİN KAN ARANIYOR...

 

Gazetelerden kan sızıyor

Ekranlar kanlı

Kan gövdeyi götürüyor

Yollar kan gölü yollar kan revan

Kan denizi dinlemiyor aman

Kanlı gözyaşları döküyoruz çaresizliğimize

Kan oturmuş gözlerimize...

Nereye saklayacağımızı bilemiyoruz kanlı ellerimizi

Dinmiyor hiç umduğumuz dağlara yağan kar

Dünya Kırk Kulplu Kazan!

KIRK KULPLU KAZAN

 

Dünya kırk kulplu kazan

Bir ucundan tut sen de kazan!

Kulplar çoktan tutulmuş deme

Bekle, elbet gelir senin de sıran

Sakın olma oyunbozan

Yoksa girersin okkanın altına

Hemen verilir cezan.

 

Ayaklar Baş Olunca

AYAKLAR BAŞ OLUNCA

 

Ayaklar başa geçince

Unutur bir zamanlar ayaktaş olduğunu

Unutur bastığı tahtanın yaş olduğunu

Hacıyatmazların alkışlarına aldanır

Hep böyle olacak sanır

Dev aynasında görür kendini

Tepeden bakar içinden çıktığı ayak takımına

Cüzdanı oturur koltuğa

Ayakta kalır vicdanı.

Kızar eleştirilere

MENDİL SATAN ÇOCUKLARIMIZ

MENDİL SATAN ÇOCUKLARIMIZ

 

Kızma sokakta mendil satan çocuklara sakın

Suç onların değil; devlet anayla devlet babanın

Sıkıysa sen de yağmurda çamurda karda

İndirmek mi Bindirmek mi?

ZANGO_1.JPG

Bir dağ köyünde köylüler gündüz çam kozalağı toplayıp gece de bu kozalakları ayıklamaktan çok yoruldukları için on rekat yatsı namazı kılmak kendilerine zor gelmiş ve hocaya bu rekatları indirmesini söylemişler. Hoca bu işi kendisinin yapamayacağını, kentteki müftüye danışması gerektiğini belirtmiş. Köylüler de para toplayıp hocayı müftünün yanına yollamışlar ve sonucu beklemeye başlamışlar.

            Hocanın gelmesi yaklaşınca köy halkı yola dizilip müjdeli haberi duymak için gözlemeye koyulmuşlar. Hoca uzaktan görününce daha fazla dayanamamışlar, heyecanla ona doğru koşarak, “İndirdi mi, indirdi mi?” diye bağırmışlar.

mental: Uğur haftalık raporu yayınlarken "çalıştırın klavyeleri" anlamına gelecek ufaktan sopa gösteren bir şeyler yazmış..
mental: Aman abiii deyip, hemen gönderdim yazıyı...
mental: Bu editör takımına bulaşmaya gelmez.
mental: adamı rezil de eder vezir de! ))))
ugur erhan: şu ana kadar kimi rezil ettik beyaa Mental)
mental: Yaa uğur her editör senin gbi mi!
mental: Sana laf etmek kimin haddine..
mental: Seni bu sitede en eski ve en yakın bilenlerden biriyim.
mental: Bu arada 3üncü yaşımızdan gün aldık...
mental: Kutlayan olmadı!... : )))
ugur erhan: Site sahibi pasta falan kesmiyor ki kim kutlasın kuru kuru))))))
hayattorlak: pastanın resmini koyup bilgilendirseydiniz bari)
SERDAR: arkadalar lutfen yazılarınızda en az 2.3 paragraf olsun ya
SERDAR: detaylandırın
SERDAR: evet diyenler neden evet dedigini
SERDAR: hayır diyenler neden hayır dedigini
SERDAR: linkler, referanslar uzerinden ornekler uzerinden tartıssınlar lutfen
SERDAR: yeni yasımız kutlu olsun, o kadar olmus mu ya? bence 2 senesi
SERDAR: dolmus gibi gelio bana
ugur erhan: Sayın editör yetkisi olan arkadaşlar kendi yazdığınız yazıyı manşete alıp diğer yazıları es geçmeniz doğru bir davranış değildir
ugur erhan: Ya hiç birine dokunmayın yada hepsine bir düzenleme getirin.
ZuhalVoigt: Onverita Onpunto'dan sonra yayın hayatına girmedi mi? Onpunto Temmuz 2008 de kapatıldı. Demek ki kaç yaşında?
ZuhalVoigt: Doüum günün kutlu olsun Onverita!
ZuhalVoigt: Mental de 3üncü yaşımızdan gün aldık demiş zaten))
deniz_seckin: Polyanna kaşarı bence psikopatın teki.
NautilusPro: Arkadaşlar siyaseti taşırmışız yine.Araya bişreyler karıştırayım...
yaban: selam dostum
yaban: sagmısın sen ))))
yaban: selam hayat torlak
yaban: ben bu ralardan uzaklaiınca bayagı bu sitede çok şeyler degişmiş
yaban: yazılar yazarlar daha bir çok nedenler
hayattorlak: yaban
hayattorlak: nerelersin )
yaban: selam nasılsın
yaban: bir süre uzaklaştım
hayattorlak: sağol şu kırık bir sevsa türküsü yazını güncellesen
yaban: hanı yaw kokerec yıcektık izmirde yunan ıstana ınadına
hayattorlak: yeriz yeriz )
yaban: o nasıl oluyor k güncellem ben bilmem ki söle bana hemen güncelleyım
hayattorlak: dediğimi anladınmı
yaban: hadı de be yaw
hayattorlak: yazıyı paylaş diyuor ya
yaban: haaa anladım hemen paylasırım
hayattorlak: orayı tıkla güncelle
yaban: bu teknolojıde geriyim dostum )))
hayattorlak: güzel bir makaleydi
yaban: tşk
yaban: izmire yol yokmu yakında
hayattorlak: valla hanım çocuk yarın çeşmeye geliyorlar ben istanbuldayım şuan
yaban: o zaman yol görülüyor demektır
hayattorlak: güncelledin mi
yaban: hayır sohbet ediyoruz dıye dokunmadım bile
hayattorlak: ben yazını okuyorum biraz eleştireyim seni)
hayattorlak: kırık bir sevda türküsü
hayattorlak: ))))
yaban: buna ıhtıyacım var eleştır
hayattorlak: chat için niye burayı kullanıyorsun ki yorumları kullansan)) herkes öyle yapıyor da)))
yaban: biz herkezden ffarklıyız
hayattorlak: Avcıyız diyosun yani))
yaban: onlar yazıları yorum alsın dıye yapıyorlardır
yaban: aynen öyle
hayattorlak: Tahtın sarsılıyo)
yaban: gecen gün attım oltayı cıke geldı guca bır dumuz gırav gırav dıye vurdım obı
hayattorlak: Hiç sorma bide safarideydik geyik vurduk
hayattorlak: ))
yaban: o ne ki ben gecen gun ayı avladım
hayattorlak: postunu sakla alırım izmire gelince
yaban: abı görüşmek üzere bır dortum geldı ona bakım sona tel görüşmesi yaparız
hayattorlak: biliyosun demi noyu 532 li
hayattorlak: İyi akşamlar adem
deniz_seckin: Allah'ım bir yol göster bana !
NautilusPro: Merhaba zuhal
ZuhalVoigt: Merhaba Nauti galiba geç gördüm mesajını((