hayattorlak günlüğü

Vah polisim vah

       Düşünüyorum da Emniyet mensuplarımız hani derler ya tam bir, iki arada bir derede süreci yaşıyor. Görevlerini yapıyorlar hayatları pahasına her gün çatışma içindeler. Hatay’ın Dörtyol ilçesinde 4 polisin şehit edilmesinin ardından yükselen gerilim yerini taşlı sopalı saldırılara bıraktı. Olan yine polise oldu çıkan olaylarda 1 polis de gözünü kaybetti. Öncelikle ölenlere Allahtan rahmet yaralılara geçmiş olsun diyoruz.
 

Doğu ve Güneydoğu ya futbol birliği

            Jet Fadılın futbol açılımı,  Doğu ve güney doğuda futbol birliği kuracakmış. Şimdi kızarmısınız yoksa şöyle bir durup düşünürmüsünüz. Ben ikisini de yaptım önce sinirlendim sonra da başladım düşünmeye aklıma bir çok soru geliverdi. Doğu ve güneydoğu da bulunan kulüplerimiz de diğer kulüplerimiz gibi sorunlara sahip, hava şartları ve deplasman durumları da bir o kadar zor. Ancak  Siirt spor başkanı Fadıl Akgündüz milletin zayıf karnını yine yakalamış zira yeni bir tartışma konusu Futbol federasyonunun yeterli olup olmadığı konusu gündeme her an oturabilir. Gerekçesi ise Türk Futbol federasyonu doğu ve güney doğu kulüplerini tasfiye etmek istiyor diyerek dolayısı ile bölge spor camialarını ayağa kaldırmak.
                                       
         

Kararsızım

          Millet zokayı yuttu galiba, Başbakan ağlayarak MHP ve CHP tabanlarına ilk gözünü kırptı. Eee.. tabi anayasa paketi içine bırakın taraftarlığı  hayır diyeceklerin bile içten içe evet dediği bazı maddeleri araya sokuşturursan olacağı bu Duygu sömürüsünü en iyi kim yapar? En iyi kim ağlar? Aklıma hemen geliveren üç isim Fettullah Gülen, Tayyip Erdoğan , Bülent Arınç.
 
Haber kanallarının çoğu  zaten emre  amade, yayın organları satın alınmış, sansür diz boyu velhasıl dört bir yandan saldırıyorlar. Göz ardı edilen en büyük kalkışma bu bana göre bakalım bunların altından önümüzdeki süreçte nasıl kalkacaklar.. Burası öyle bir Türkiye ki referandumun 12 eylüle  denk getirilmesi bile hesaplanmış. Demek ilerde daha çok 12 eylüller göreceğiz.
 

Şartlı refleks referandumu

Adını baştan bir koyalım. Bu referandum paketin de doğru maddeler varmı? var. Yanlış maddeler var mı? var. peki kişilere göre bu doğrular ve yanlışlar göreceli mi? Yani algılama noktasında farklılıklar gösterebilir mi tercih açısından !. Gösterebilir. Haa o zaman bir çelişkide var.
                                
   Susmak bazen iyidir. Susan taraf olabilmek, iradeni kullan kendini yok sayma tavrını koy, hangi düşünceden olursan ol, sandığa git ve oyunu kullan denir. Bu da bazılarımıza kendimizi sorgulatır.Gitmeliyim ve vatandaşlık görevimi yapmalıyım. Referandum hadisesi bu şartlar da ve bu maddelerle kesinlikle  öyle bir şey değil ve  sadece inatlaşma oylamasından öteye geçemez. Neden derseniz?
 
Bölük pörçük eğrisi doğrusu birbirine karışmış bir referandum saçmalığı. MHP hayır demekle Akp ye karşı duruşunu sergilemekle beraber geçmişte verdikleri önergelerin karşılıksız kalmasına misilleme olarak, anayasanın değiştirilmesine taraftar olmasına rağmen bu tuzak üslubu sezinlemiş tek parti.

Referandum süreci başladı

 Anayasa değişikliği referandumun da, Evet ve Hayır’ın yüzdesini bilemem ancak %100 olan bir şey var o da  HA +VET
 
Adama sormuşlar hangi takımı tutuyorsun diye adam demiş benim tuttuğum takım hiç yenilmez!. Herkes merak etmiş ardı ardına takım isimleri sıralamışlar o mu? Şu mu? Bu mu? Adam demiş hiçbiri. Tabi herkes meraktan çatlamak üzere hadi de bakalım hangi takımı tutarsın diye.. peki demiş adam ben yenilmeyen takımı tutarım. Yani hangi takım galipse onu. Burada galip olan takım HA+VET
 
HA+ VET nedir? Anlaşılacağı üzere hem hayır hem evettir. Böyle de olacaktır. 2+2=4 gibi

Ağustos günlüğü

Ben bitmişimde haberim yok
 
Uzatmaları oynarmışım meğerse,
 
Her yerden kitlenmiş bekler dururum.
 
Bir sağlığım kalmış elimde..
 
Onu da   bugün yarın kaybetmiş olurum
 
Bir süprüntü gibi ardına bir şey bırakmadan.
 
Sonrasını bilemem kalanların, bilir yaradan
 
Önümde kül tablası sağımda çayım,
 
Hemen ardında erişimsiz telefonum
 
Sağımda bir sehpa üstünde tebliğ tebellüğ belgesi
 
Belediye göndermiş boşaltın evinizi,
 
Akşam olmuş vurmuş binaların gölgesi.

Paylaşımın yan etkileri

        Dört yıla yakındır pc klavyelerine basar dururum genel de doğaçlama o an aklımdan geçiverenler, cümleleri seçip tarttığım, sözleri törpülediğim de olur tabi. Bazen beğenmem sil baştan yazarım. yok derim kendi kendime olaya öyle bakmayacağım ters açıdan bakacağım. Başka türlü yorum getireceğim makaleme diye kendimce çabalar dururum.Yazılanlara yorumlar yazar yanıtlar alırım. Yazdıklarıma yorumlar yapılır yanıtlarım.
 
Bu arada dostluklar oluşur belli ortak paydalar yakalar dostluklarımızı pekiştiririz. Öyle bir   an gelir ki yazmadığı zaman dostları merak eder dururuz mesaj atıp hal hatır sorduğumuz bile olur.
 
       Zaman akıp giderken. Bir bakmışsınız bir gün arkadaşınızın bir yorumu gözünüze çarpar okursunuz bir daha bir daha inanamazsınız onun yazdığına sonra dersiniz ki kendi kendinize demek tanıyamamışım. İster buz kesilin ister başınızdan kaynar sular dökülsün hiç fark etmez nasıl tanımlarsanız tanımlayın kısaca şok olursunuz. Hiç ummazsınız. Zira onu gönlünüzde üslubuyla olaylara yaklaşımıyla yıllardır bir yere oturtmuşsunuzdur bile. Zordur bir kalemde silmek.
 

Blog ve blogculuğu tartışalım

Blogculuk internetle beraber yaşamımıza girse de her birimizin okul çağından başlayarak kaleme aldığımız, öğretmen tarafından verilen bir konu hakkında kompozisyon ödevi ya da günlük tutmak, blognotlar   gibi uygulamalarımız bugünkü blogculuğun temelini oluşturmaktadır. Henüz net dünyası tanışmadan yanımda bir kalem ve not defterini taşımayı hiç ihmal etmediğimi hatırlarım. Yazardım. Olmadık zamanda güzel bir mısra şimşek gibi çakardı beynimde ve hemen not alıverirdim. Not etmek ve bunları toparlamak adına kendimce ajandamda arşiv oluştururdum. İnternetin hayatımıza girmesi ile blogculuk da doğdu, yorumlarla başlayan üyelikler, yorum yapılan konular hakkında yazmalarla devam etti gelişti..
 
              

İhanetin adını açılım koydu bunlar ( Ozan Arif )

 

          Kuşkusuz 1980 öncesi bir kene gibi yapışmıştı milletimizin yakasına, öyleki kutuplaşmalar ailelere bile yansımıştı. Mecazi anlamda değil kardeş kerdeşi vurdu bu ülke de aynı anadan doğan karındaşlar. Yine de sağcı ve solcu diye genelde adlandırılan  bu gruplar siyasi sevdalaı uğruna öyle ya da böyle mücadele verdiler çarpık düzene ve emperyalizme karşı.. Oysa bugün sorulduğunda o günkü kuşaklara aslında her iki tarafta birbirlerini emparyalizme hizmetle suçlamaktaydı.

Saldırganlar içimizde biliyoruz ya çözüm?

Acı acıyı su sancıyı bastırır diye bir söz vardır. Ne kadar son olaylarla benzeşir bilemem fakat, Acıların bastırılmadığı aksine dağlanan yüreklerde katlanarak büyüdüğü bir gerçek değişik olan sadece tarih.. Kaldı ki söz konusu ölümler olduğun da Milattan önce olmuş ya da 2000 li yıllarda olmuş, bugün olmuş fark etmiyor. Yaşamını kaybedenler o meçhul katta yerini alıyor.
 
Geride kalan insanlarda yaşam kesitleri ile çakışan bu acı olaylara tanıklık edip kahroluyor. İnsan felaketleri bilinç altında saklamaya çalışıyor. Her ne kadar zaman geçtikçe unutulduğu zannedilse de. Şu gerçek ki İnsan ömrü unutmaya yetmiyor.
 
Son zamanlar da ardı ardına gelen hain terör saldırıları ile beraber kimleri kaybetmiyoruz ki.. Gencecik fidan gibi, gelecek umutları, hedefleri, aileleri olan insanlarımız. Sıcaklığını ve acısını yaşadığımız son olay da ise İstanbul Küçükçekmece de Halkalı mevkiin de sabah işlerine derslerine giden insanlar servis aracına uzaktan kumandayla yapılan saldırı da yaşamlarını yitiriyorlar ve yaralanıyorlar.
 

Babalık ve babasızlık

            Nasıl bir duygudur denirse, genel de  belli bir yaş gurubunun içinde bulunduğu bir yaşam parçasıdır. Bazen de ayrılıklar zamansızdır  ne yaş, ne ölçü tanımaz. Bende, hem babasızlığı yaşayan aynı zamanda da babalık duygularını yaşayan grupta bulunan biri olarak bu yaşam sürecinde alışmamız gereken bir durum olduğunun bilincin de aynı zamanda sevinç ve hüznü birlikte yaşamaya alışmak durumunda kalmış, hüzünleri yüreğinde tutarak yeni yaşamlara olan saygıyla neşeli yüzünü yansıtmaya çalışan bir insan olduğumun farkındalığını paylaşmak isterim. Fakat babasız derken asla geçmişi de göz ardı etmeden dolu dolu beraber yaşadığım 47 yılı söylemezsem nankörlük etmiş sayarım kendimi.. Zira esas hüzün, henüz daha yeni doğmuş bir bebenin babasını göremeyişi ve babasının onu görememesidir ya da henüz çocukluğunda yaşayamaması, doyamamasıdır.Bunun yanında kendi durumum çok etkisiz kalır. Sadece özlemdir, acı içermez kendi namıma.
 

Söylem değil eylem zamanı

Sokak çatışmalarına ramak kala Güneydoğu yine kaynıyor. Hain kalleş terör yine yüzünü gösteriyor. Hakkari de sabaha karşı 02 saatlerinde yüz kadar terörist gurubu temelli de hiçbir gözlem ve istihbarata takılmadan birliğe yaklaşabiliyor. Şu an itibarı ile 8 şehit 12 yaralı.. yaralıların akıbeti ve sağlık durumları henüz netleşmiş  değil inşallah sayı artmaz.. Hemen ardından takibe geçen güvenlik güçlerinden 2 askerimiz mayına basarak hayatını kaybediyor.
 
 
                                              
                     

Acılar hep vardı

Ülkemizdeki ikilemler üzerine ve insani yardım vakfı hakkında bazı düşüncelerimi paylamak isterim.
 
Tarih 30-31 Mayıs 2010 birbiri ile çakışan içte ve dışta Türkiye’yi üzen olaylar üst üste gelince ikilemler üzerine birkaç söz etmeli.
 
Uzun bir hazırlık döneminden sonra organize olunup hareket edilen Gazze ye insani yardım konusundaki gelişmeler ve bence sürpriz sayılmayacak bir sonuç gözlerimiz önüne serilirken diğer taraftan İskenderun da terör örgütü pkk nın saldırısıyla kaybedilen 7 askerimiz ve yaralılar içimizi burktu.
 
İnsani yardım vakfının bu noktada eleştirilecek fazla bir yönü yoktur ancak tek soru işareti güvenliğin sağlanamadığı İstanbul Kıbrıs ve gazze hattında bile bile tehlikeye çanak tutulduğunu düşünüyorum. Hamasetlerle dolu düşünceler tabi ki doğaldı ancak mantık boyutunda düşünüldüğün de bu olaylara tam bir inatlaşma diyebiliriz. İsrail’in uluslararası hukuk kurallarını hiçe saymasına arap-İsrail savaşından beri zaten tanığız, biliyoruz ki İsrail müdahale edecek ve yara verecek o zaman ne gibi bir senaryo hazırlanmalıydı ki kanlı bir sonla bitmesin!

Rahşan Ecevit yanlış (mı) yaptı

      Geçmişten bugüne gelindiğinde insan içinde yatan ahde vefalar, ayrılıklar, parçalanmalar, bir türlü ulaşılamayan hedefler ve arayışlar. Bülent Ecevit  bunun en büyük örneklerden biri .. Yarım kalan sevdalara inat aynı düşüncelerle farklı partilerde görev yapmak.. Bu işin duygusal boyutu.. Rahşan Ecevit’in bunca ilerleyen yaşı ile beraber  içten içe duyduğu bir özlemi CHP nin kongresi ile beraber son buldu hem de kendinin genel başkanlığını yaptığı, Bülent Ecevit’in Genel başkanlığını yaptığı DSP Demokratik sol partinin varlığına rağmen.. İşte esas tartışılması gereken nokta burasıdır. Neden ? nasıl? Niçin böyle davranmak ihtiyacı duydu Rahşan hanım acaba!. etikmidir?

Kılıçdaroğluna tavsiyeler

         Kemal Kılıçdaroğlu nun kasetini ele geçirdim ve  yayınlıyorum. sorumluluk şahsıma aittir!.

Evet herkes ellerini ovuşturarak böyle bir haber beklemeye başlar yakında zira bellikesimler Kılıçdaroğlu nun açıklarını aramak için kolları sıvadı bile..

 

        Bundan sonra oturmana kalkmana dikkat etmene gerek yok rahat ol  zira bu yıpratma ve bitirme operasyonları geçmişe dönük yapılmakta ve bel altından vurulmakta. Aile albümünüzdeki bir başkasıyla çekilmiş siyah beyaz fotoğrafınız bile renklendirilip sıcağı sıcağına video haline getirilip TV ekranlarında birgün karşınıza çıkarsa sakın şaşırmayın.İzaha savunmaya gerek yok kimse dinlemez sizi bulunduğunuz makam mevki neyse hemen  terk edin olsun bitsin, yeter ki ailenizle ilişkilerinizi sıcak tutun..

 

CHP sil baştanmı oluyor

        Gündem CHP  olunca  ve değişim  ( ve senaryolar) gözler önüne serilince,  vatandaş olarak iki çift lafta ben edeyim dedim.
 
         Deniz Baykal olayını tekrar irdeleme gereği bile duymuyorum, biran da parlayan  ve Baykal’ ın başını yiyen olayda kapanıp gündemden düşürüldü bile Baykal maziye karışmak üzere.. Bir bilen olarak dahi kalacağını tahmin etmiyorum..Yürüyüş yapar, torunlarını sever belki hayatını anlatan kitabı sansürleyerek de olsa yazar, kendini iyi hissederse ara sıra kaçamak yapar, yorulunca dinlenir, acıkınca sandviç arası yapar, uykusu gelince uyur tabi bütün bunları aile meclisinin onayı ve desteği ile yapar. TBMM onayı ile değil!.
 

       Baykal liderlikten emekli olmuştur artık ama vekilliği istifa etmediği için devam etmektedir. İlginçtir dışarıda olsa belki bu kadar üzülmezdi şimdi bırakın 2. adamlığı belki komisyonlarda bile görev alamayacak pasif bir vekilden öte geçemeyecek ve bir beden gibi orada duracak.

Anneler günü Kutlu olsun

Annelik duygusunu  tarif etmek benim içi zor, o ruhu ve o hüviyeti taşıyanlar yapabilir tarifini, her insanın farklı dünyası var, analık içgüdüsü ise ortak payda çok ama çok çeşitli.. Çocuğun ana rahmine düştüğü andan itibaren hissedilmeye başlayan  analık duyguları ve insanın yaşama bakış açılarının değişmeye başlaması ve çocuğunu kucağına aldığındaki duyguları ve sonrası, büyütülmesi, eğitilmesi çocuğunun geçirdiği türlü yaşam şartlarları arasındaki mücadelesine ortak olabilmek.

 

Yemeyip yedirmek, içmeyip içirmek, giymeyip giydirmek, elinden tutmak, okula yollamak, askere uğurlamak hep merak ve bekleyiş içinde özlemle yaşamak onlarla mutlu olmak ve onlarla acıları tatmak ya da yokluğu ile acılar yaşatmak.. Hepsi var yaşamın içinde ve yaşam devam etmekte daha dün annesinin kollarındayken bugün yanında olmayan ve özlenen anneler. Elinde çiçeklerle annelerine koşan çocuklar.. Şehit evlatlarının tabutlarına sarılıp ağlayan anneler.

 

Mübarek Mayıs

Bu ara içim gürül gürül, hep yazmak paylaşmak geliyor içimden, zaman zaman bunca olay karşısında aciz kaldığımı ne yazacağımı bilemediğimi düşündüm hatta yazamadığım zamanlar oldu belki isyandan belki coşkudan belki de söyleyemediğim üşengeçlikten, kim bilir.

‘’Eşeğin önüne iki tutam ot koymuşlar ondan mı yiyeyim ondan mı derken açlığından ölmüş’’ o misal, konu ( karar verememe ) açlığından çok defa öldüğümü hissettiğim zamanlar da oldu şimdi ise içimde bir yazma şevki var ya, mutlaka bir konuya karar vermeliyim diye düşündüm.

 

Düşündüm ama tek bir konuya odaklanmak yerine güya geniş düşünmeye başladım bu da tarihleri getiriverdi aklıma .. adlı adınca belli tarihlere yerleştirilmiş özel günler, oda yetmedi ayları düşündüm sonra içinde bulunduğumuz mayıs ayının gerçekten çok dolu bir ay olduğunu gördüm.

 

Belki mübarek ramazan olması için her yıl geri atan on günleri hesaplarsak mübarek bir ay olmasına da fazla bir şey kalmamış fakat yine de sabitlenmiş günlerin mayıs ayında daha fazla olduğunu gözlemledim.

Sanal anket safsatası

     Sanal Dünya da savaşlar bütün hızıyla sürüyor. En başta teknolojik anlamda büyük bir yarış var uydu dinlemeleri şifre çözücü mekanizmalar her şeyi deşifre etmiş durum da, dünyanın her yerinde askeri sırlardan tutun politik hatta kişisel özel bilgilere kadar. Bunun yanında  bilimsel gelişmeler ve uygulamalar her alanda anında kapılmakta fakat faydası olduğu kadar zararları da  gözler önünde.

 

     Gelişimin yan etkileri fazlasıyla yüzünü göstermekte zira  insanlık tarihin de örneklerle belgelenen gelişmeler yaşanmış. Bir dinamit düşünün taş ocaklarında patlatılan ve taşlar mamul haline dönüştürülerek kentleşmeden tutun türlü alanlar da vasfına göre değerlendirilen noktalarda hizmete sunulsun. Bir dinamit düşünün masum insanların canına kasteden ölümlere yol açan terörde kullanılan..Tıpkı kezzabın temizlik için üretildiği halde kötü amaçla kullanılarak yüze atıldığı gibi..

 

Kutlama

Sevinçleriyle,  hüzünleriyle  geçen zaman çarkında  günün kıymetini bilmek dostlukları sıcak tutmak gerekiyor.Bugün sitemizin göz nuru Sevgili kardeşim Murat Sevgi'nin doğum günü bu vesileyle site olarak doğum gününü kutlarız.

 

İYİ Kİ DOĞMUŞSUN   MURAT SEVGİ

 

 

 

 

 

 

 

1 Mayıs şehitleri

Bugün 1 Mayıs takvimden kopup maziye karışmaya aday bir yaprak gibi. İşçi bayramı 33 yıl sonra Kurtarıcı taksim meydanı, sanki ülkemizde sadece burada kutlandığında anlam kazanan bir miting havasını asla elden bırakmayan, bugün bile ucundan bucağından siyasi şov yapmaya çalışan bir takım gruplar göze çarptı..3-5 yaralanmanın dışında şimdilik bir şey yok saat 15.50 itibarı ile hayırlısı ile sonlanır. Halay çekenlere bayram gibi eğlenenlere fazla şahit olmasakta, yurdun başka bölgelerin de muhtemelen halaylar da çekilmiştir.Ancak ateş düşen yerleri de unutmayalım bu gerilimli bayramda. Oysa ateş hepimizin yüreğine düşmeliydi. Gündem sadece  1 Mayıs mı acaba?

 

Bu 1 Mayıs ta şehitlerimiz var hem de 5 tane   daha fazla olması an meselesi sanki, insanlar yine tedirgin, üzgün  analar yine yürekleri parçalıyor. Tunceli Nazımiye ilçesinde sarıyayla jandarma karakoluna baskın ve 4 şehit. 7 yaralı.. Bu arada Kilis de bütün 1 Mayıs kutlamaları yas dolayısı ile iptal edilmiş.

 

23 Nisan Ulusal egemenlik ve çocuk bayramı

Bugün 23 nisan 2010 güneşli birgüne İstanbul da merhaba dedik Umarım ülkemiz coğrafyasında güneşli birgün geçiririz. Bugün önemli birgün, Ulusal egemenlik ve çocuk bayramı..Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize hediye ettiği en önemli Cumhuriyet kazanımlarımızdan biri..TBMM nin 90.kuruluş yıldönümü..
 
Dünyanın en gözde coğrafyasında yer alan ülkemizin kıymetini bilmek ona sahip çıkmak, çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamak bu topraklar üzerinde filizlenecektir.Dünün çocukları olan bizler, yarının büyükleri olacak çocuklara gerçekten iyi bir zemin hazırlayabiliyormuyuz?
 
İç dış bütün mihrakların bölüp parçalamaya çalıştığı, globalleşme adına teknoloji ile içimize sindirilmeye başlanan emperyalist tuzaklara yem olmaya başlayan dünya insanlarından bizlerde nasibimizi almaya başlamadık mı?
 

Ülkü ülkücülük ve müsvettelik

Böyle bir konu başlığı gördüğümde aklıma ilk gelen dur bakalım ülkücülük dersimi alacağım gibi bir yaklaşım sergileyenler olabilir. Asla böyle bir düşünce ile kaleme alamam zira ne kalem yeter ne kağıt kapsamlı bir konudur. Öyle ki kimsenin ön yargı ile elinin tersi ile daha başta itebileceği bir kavramda değildir.

 

Mefkurecilik = Ülkücülük = İdealizm >> hedef ve amaç

 

 ‘’Türküm doğruyum çalışkanım,Yasam; Küçüklerimi korumak büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm yükselmek ileri gitmektir, varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ Türkiye ilkokulların da öğretmen sınıfa girdiği anda ayağa kalkarak okunan bu öğrenci andında yer aldığı örnekle ülkü yani ideal, amaç bağlamında kullanılmaktadır.

 

Olaylar ve insanlar

        Olaylar ve insanlar, daim kullanılan iki kelime olaylar ve insanlar.. Aklıma hemen nedense Hasan Pulur gelir .. Hürriyet gazetesinde yıllarca bu adla yazdığı köşesi okumaya doyamadığım makaleler. Kısa kısa göndermeler mest ederdi beni daha sonra Milliyette devam etti.. Konum Sn Hasan Pulur değil tabi..’’’ Olaylar ve insanlar’’ her daim hepimizin yaşadığı ya da başkalarının yaşadığı olaylara bakış açılarımız. Yaşam tarzımıza göre düşüncelerimiz yorumlarımız.
 
         Birçok farklı renkli konuda serbestçe kaleme aldığımız kah kendimizi tatmin ettiğimiz kah başkalarının okuyarak tatmin olduğu memnuniyet duyduğu, bazen de kızıp tavır koyup eleştirdiği olayların kaleme alındığı makaleler. Bunun ardı sıra çok defa gündeme gelen ve benimde önemsediğim medya okur yazarlığı bir kez daha karşımızda..Tabi bu ayrı işlenebilecek bir konu.
 

Toplumsal linç sinyalleri

     Millet olarak modaya çok düşkünüzdür ya!.. Bu yıl siyah moda siyah tişörtler siyah mayolar fakat tek farkla üzerinde yeşil bir fiyonk ya da yaka olacak, Sakarya, Denizli, Kocaeli takım taraftarlarının keyfi yerine gelecek bu yıl anlaşılan… başka ne olacak? Spikerler siyah yeşil giyinecek, zamanı yakalamak, anı yaşamak Carpe Diem muhabbeti..
 
Şimdi moda yumruk atmak  ne çabukta adapte oluverdik!..vuran vurana çakan çakana,19    Nisan itibariyle Ahmet Türk den sonra Şimdi de Enerji Bakanına saldırı! Olacak şey değil resmen utanç nedir bu isyan nedir bu saldırı..
Bu olayları yorumlamak kişiye göre değişmekte ( bu da son zamanların modası) öyle ya onu demek istememiştim bu mesajı vermek istememiştim, o başka bişey bu başka bişey gibi kıvırmalar laf cambazlıkları..Ben onu bunu bilmem bu olayların kökeninde Aktör Şener Şen yatmakta neden derseniz hem Bilo’nun aşkını kandır kullan hemde Bilo farkına varınca neden yaptım bir sor bakalım diyen zihniyet. Bence bütün suç onda.. zira yorumlar çok çatallaştı.. fazla özgürlük bizim bünyeye zarar vermeye başladı bile.
 

İzlanda volkanik patlaması bizim mahalleyi nasıl etkiler

       Ağzımızda maskeler   gözümüzde gözlükler elimizde eldivenler, şemsiyeler özel giysiler, tüpler, asit yağmurlarından,  nasıl korunacaksak! Zehir solumak ne kötüdür kimbilir. Etkileri daha kül ve asit bulutu gelmeden hissedilmeye başlandı bile, hava alanlarında her milletten insanlar, beton zeminlere uzanmış yatıyorlar. Sadece bir volkan püskürmesi deyip geçilemeyecek kadar vahim ..Belgeseller de zevkle izlediğimiz muhteşem diye tanımladığımız felaket görüntüsü. Davulun sesinin uzaktan hoş duyulması gibi.. fakat gitgide yaklaşan kulakları tırmalayan bir davul sesi..

Kan meselesi

Geniş kapsamlı tabir ‘’ Kan meselesi’, soy sop kan bağı, hayatımızın can suyu olmazsa olmazı yüklenen mecazi manaları mevcut , kanlı canlı olmak, kana kan dişe diş, kanlımı olsun kansız mı! Kanlı kansız kavramları. Kan davaları, şehit kanı üstüne yansıyan ay yıldız, kan kardeş, kana kan dişe diş, kısacası her şeyin can damarı ve içinde akan kanı, kişinin genleri ve yaşam için gereken yegane sıvı kan.

 

Bunların içinden mecazi anlamları bir tarafa bırakarak kan ihtiyacından bahsedelim.Tabi ki hassas bir konu ve işin uzmanları tarafından açıklanmasında fayda var. Ayrıca hayati konularda en küçük bir yanlış telaffuz hatta kelime bir şekilde insanları yanlış yönlendirebilir. O halde olaya bilimsel olarak bakmak ve irdelemek yerine yerine gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaşayım.Yaşamımızla içe geçmiş, her an hepimizin bir şekilde yaşadığı veya yakın çevresinde rastladığı kan ihtiyacı ve tedariki konusuna değineyim.

 

Kan ihtiyacı denince aklıma ilk gelenler, kan ihtiyacı nerden kaynaklanıyor ihtiyacın sebebi ne? Ne kadar kan lazım, nasıl ve nerden buluruz?

 

Zaman zaman kampanyalar düzenlenmekte ‘’ Bir ünite kan bağışlayın bir hayat kurtulsun’’

Başbakanın cuma namazı

Girişte ne diyeceğimi şaşırdım desem yeri ne etsem ve nasıl başlasam acaba? Müslümanlık bumu desem olmaz Çünkü böyle ibadet olmaz. O zaman şöylemi söylemeliyim. Bir Başbakana suikast nasıl yapılır yöntemleri nelerdir? Nasıl planlanabilir,nerde boşluk bulunur nasıl ihbar edilir? Tam burada takılıp kaldım işte nasıl ihbar edilir? Göz korkutma yıldırma desem neyi korkutup yıldırıyorsun neticede kim olursa olsun işgal ettiği makam Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık makamı oda uymaz.

Biz böyleyiz

Kimse boşuna çözüm ürettiğini zannetmesin, yok maçta olay çıkmış, yöneticiler bu taraftar bizim değil demişlermiş sokaklarda polis taşlamışlar bunların hepsi hikaye, basit sokak senaryoları . Çünkü bu millet bir şekil oldu. Milletin iradesine hükmetmekse bana kalmadı tabi ki, herkes layık olduğu gibi yaşayacak tabi ki, bakalım nereye kadar.

Teröristlerin ayağına gidildikçe bizler yavaş yavaş azınlık olmaya müstahak olacağız. Sonra hadi bakalım memleket sevdalıları buyurun dağlara.. Olacağına baksen..

 

Fakat şöyle de bir gerçek var  bunlar benim belki de şahsi vehimlerim  zira bir avuç kalsa da bu ülkede memleket sevdalıları olduğunu unutmamak gerek..

 

Hani kaybetmek kolaydı

Kaybetmek kolay ama kazanmak zordur denir . oldum olası biliriz böyledir. Kemal ağabeyimizi kaybetmek hepimizi çok ama çok üzdü .. Daha 3 gün önce konuştum diyenler daha yakından tanıma imkanı bulanlar ve sanaldaki dostları bizler  nasılda şaşırıverdik!.. Böyle mi olmalıydı, nasıl olur dedik şaşkınlık geçirdik. takdiri ilahi buydu oysa Bir açıdan kolay oluvermişti. Yaşamların pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha öğrendik. Kaybetmek zor geldi bu defa şifayen tanışma imkanı bulamadım kendisiyle fakat muhakkak ki ortak paydalarımız vardı. Zaman zaman düşüncelerimiz çelişti ancak her zaman gıptayla baktım kendisine , olaylara ve konulara yaklaşımına hayrandım. İç geçirirdim ah bir karşı karşıya olsaydık neler konuşur tartışırdık diye, alamadım kaleme fakat kemal abi konuları öyle güzel sığdırırdı ki bir iki paragrafa karşı bir tez için en az on sayfa yazmam gerektiğini bilir ve susardım.Bu hep böyle oldu..

 

mental: Uğur haftalık raporu yayınlarken "çalıştırın klavyeleri" anlamına gelecek ufaktan sopa gösteren bir şeyler yazmış..
mental: Aman abiii deyip, hemen gönderdim yazıyı...
mental: Bu editör takımına bulaşmaya gelmez.
mental: adamı rezil de eder vezir de! ))))
ugur erhan: şu ana kadar kimi rezil ettik beyaa Mental)
mental: Yaa uğur her editör senin gbi mi!
mental: Sana laf etmek kimin haddine..
mental: Seni bu sitede en eski ve en yakın bilenlerden biriyim.
mental: Bu arada 3üncü yaşımızdan gün aldık...
mental: Kutlayan olmadı!... : )))
ugur erhan: Site sahibi pasta falan kesmiyor ki kim kutlasın kuru kuru))))))
hayattorlak: pastanın resmini koyup bilgilendirseydiniz bari)
SERDAR: arkadalar lutfen yazılarınızda en az 2.3 paragraf olsun ya
SERDAR: detaylandırın
SERDAR: evet diyenler neden evet dedigini
SERDAR: hayır diyenler neden hayır dedigini
SERDAR: linkler, referanslar uzerinden ornekler uzerinden tartıssınlar lutfen
SERDAR: yeni yasımız kutlu olsun, o kadar olmus mu ya? bence 2 senesi
SERDAR: dolmus gibi gelio bana
ugur erhan: Sayın editör yetkisi olan arkadaşlar kendi yazdığınız yazıyı manşete alıp diğer yazıları es geçmeniz doğru bir davranış değildir
ugur erhan: Ya hiç birine dokunmayın yada hepsine bir düzenleme getirin.
ZuhalVoigt: Onverita Onpunto'dan sonra yayın hayatına girmedi mi? Onpunto Temmuz 2008 de kapatıldı. Demek ki kaç yaşında?
ZuhalVoigt: Doüum günün kutlu olsun Onverita!
ZuhalVoigt: Mental de 3üncü yaşımızdan gün aldık demiş zaten))
deniz_seckin: Polyanna kaşarı bence psikopatın teki.
NautilusPro: Arkadaşlar siyaseti taşırmışız yine.Araya bişreyler karıştırayım...
yaban: selam dostum
yaban: sagmısın sen ))))
yaban: selam hayat torlak
yaban: ben bu ralardan uzaklaiınca bayagı bu sitede çok şeyler degişmiş
yaban: yazılar yazarlar daha bir çok nedenler
hayattorlak: yaban
hayattorlak: nerelersin )
yaban: selam nasılsın
yaban: bir süre uzaklaştım
hayattorlak: sağol şu kırık bir sevsa türküsü yazını güncellesen
yaban: hanı yaw kokerec yıcektık izmirde yunan ıstana ınadına
hayattorlak: yeriz yeriz )
yaban: o nasıl oluyor k güncellem ben bilmem ki söle bana hemen güncelleyım
hayattorlak: dediğimi anladınmı
yaban: hadı de be yaw
hayattorlak: yazıyı paylaş diyuor ya
yaban: haaa anladım hemen paylasırım
hayattorlak: orayı tıkla güncelle
yaban: bu teknolojıde geriyim dostum )))
hayattorlak: güzel bir makaleydi
yaban: tşk
yaban: izmire yol yokmu yakında
hayattorlak: valla hanım çocuk yarın çeşmeye geliyorlar ben istanbuldayım şuan
yaban: o zaman yol görülüyor demektır
hayattorlak: güncelledin mi
yaban: hayır sohbet ediyoruz dıye dokunmadım bile
hayattorlak: ben yazını okuyorum biraz eleştireyim seni)
hayattorlak: kırık bir sevda türküsü
hayattorlak: ))))
yaban: buna ıhtıyacım var eleştır
hayattorlak: chat için niye burayı kullanıyorsun ki yorumları kullansan)) herkes öyle yapıyor da)))
yaban: biz herkezden ffarklıyız
hayattorlak: Avcıyız diyosun yani))
yaban: onlar yazıları yorum alsın dıye yapıyorlardır
yaban: aynen öyle
hayattorlak: Tahtın sarsılıyo)
yaban: gecen gün attım oltayı cıke geldı guca bır dumuz gırav gırav dıye vurdım obı
hayattorlak: Hiç sorma bide safarideydik geyik vurduk
hayattorlak: ))
yaban: o ne ki ben gecen gun ayı avladım
hayattorlak: postunu sakla alırım izmire gelince
yaban: abı görüşmek üzere bır dortum geldı ona bakım sona tel görüşmesi yaparız
hayattorlak: biliyosun demi noyu 532 li
hayattorlak: İyi akşamlar adem
deniz_seckin: Allah'ım bir yol göster bana !
NautilusPro: Merhaba zuhal
ZuhalVoigt: Merhaba Nauti galiba geç gördüm mesajını((