Yitip giden beyinler
Elinde bir dosya ile genç bir delikanlı geldi yanıma buyur edip oturttum, gözleri pırıl pırıldı lakin bir umutsuzluk halkası belli belirsiz çevirmişti gözlerinin etrafını , türlü yerlere müracaat ettiğini fakat birtürlü cevap alamadığını ve zaman kaybettiğini bundan da büyük üzüntü duyduğunu dile getirerek yardımcı olmamı istedi.
Gözüm hemen elindeki dosyaya ilişti. Delikanlı hemen CV dedi ve uzattı. Elimde kavramış tutuyordum CV dosyasını, birer çay içtik. Bir gün önce başından geçenlerden bahsetti. Zira bütün sıkıntısına rağmen pozitif bir elektrik yayıyordu ve bu noktada benimde ona kanım ısınmıştı ve anlatmaya başladı.
Dün evimizin yolu üzerinde Kahvehanenin önünden geçerken bir kamyonet yanaştı bende yürümekteydim. Kahvenin önünde duran adamlar birden kamyonete hücum ettiler duraksadım dönüp olanlara baktım. Gündelik işler için kahvehanenin önünde bekleyen insanlar iş için birbirlerini çiğniyorlardı. İçimden memleketimin insan manzaraları dedim. Çoğu kamyonetin kasasına atlamıştı bile, yoluma devam ettim. Ne güzel bir iş müracaatıydı! zor şartlarda olsa da kamyonet kasasına atlamaları onlara iş imkanını sunuvermişti. Ne tahsil ne kariyer ne sorgulam..
Oysa daha düne kadar ne renkli hayatım vardı. Okul yıllarım, arkadaşlarım hatta sevdiğim bir kız bile vardı. onun sevdiğimden haberi bile yoktu, güzel günlerdi. Okulu başarıyla bitirip askere gittim. Askerlik ise ayrı bir dünya idi gençliğimin bir bölümünü orada bıraktım ve vatani hizmetimi bitirerek döndüm.
Sonra düşündüm çocukluğum, gençliğim Anadolu liselerinde, üniversitelerde geçmişti hem başarılı hem aktif bir öğrenciydim. Oysa şimdi kendimden nefret etmeye başladım. Annem sabır diyor fakat her geçen gün, bıçak gibi karnıma saplanıyor. Huzursuzum. Bizimde kasasına atlayacağımız bir kamyonet yanaşmaz mı mahalleye acaba? Ben ve benim gibiler birbirimizi çiğnesek de birilerimiz kamyonetin kasasına atlasa ne olur sanki.
Annem babam beni okuyup adam olacaksın diye okuttu bir sürü fedakarlıklar yaptı fakat ben okuduğum halde adam olamadım. Çok üzgünüm ve bunalımlı günler geçiriyorum. Çaresizlik kelimesinin bu kadar gerçek olabileceğine ilk
defa yaşayarak şahit oluyorum. Diye sözlerini tamamladı.
Ben sözün bittiği yerdeydim. Farkında olmadan tuttuğum dosyayı buruşturmuştum. Öylece kaldım ve çayı yudumlayarak biraz zaman kazandım. Kendinden asla nefret etmemelisin aksine kendinle gurur duymalısın. Aslında sen bugüne kadar üzerine düşen bütün görevleri başarıyla yerine getirmişsin. İşte ülkemizin yaşam koşulları ve zor şartları tam bu noktada karşımıza duvar gibi çıkıveriyor.Önemli olan bu zorluklarla yılmadan mücadeledir. Yaşamın kendisi zaten bir mücadele değil mi? Fakat her şeyin bir çaresi vardır sorgusuz kabul edildiğin yere de sen hemen gitme, incele hatta süre iste zira gelecekte kariyer yapabilecek bir başarıya sahipsin diyerek birkaç yere yönlendirerek referans verdim.
Sonra düşündüm bu durumda ne kadar genç maddi manevi kıskaç altında diye umutla yetiştirilen çocuklar ve gençler normal yaşam sürecini bıçak gibi kesintiye uğratan bir işsizlik illetiyle karşı karşıya ve hepsi için yapacak bir şeyimizin olmaması ne acı.
- hayattorlak's blog
- 122 okunma
- Yaziyi paylaş



Yeni yorum gönder