SÜREKLİ ARTAN NÜFUSUMUZ VE İŞSİZLİK
SÜREKLİ ARTAN NÜFUSUMUZ VE İŞSİZLİK
Sürekli artan nüfus ve dolayısıyla artan işsizlik, bütün dünyanın en önde gelen sorunlarından birisidir.
En çok da ülkemizin hızla artan gençliğiyle dünyanın en genç nüfusuna sahibiz.
Bu bize eksi puan mı, yoksa artı puan mı kazandırmaktadır, insan düşünmeden edemiyor.
Sanırım eksi puan kazandırmaktadır. Çünkü en genç nüfus biz de, en çok işsizlik artışları da bizdedir.
Birkaç gün önce işsizlik artış oranları açıklandı.
Küçük oranda bir artış olduğu söylendi.
5.8 oranında artış olduğu söylenen bir işsizlik oranı varmış.
Elbetteki bu kayıtlı olup, resmi olan bir oran.
Peki ya kayıtlı olmayanlar!
Ya bilinmeyen, gizli işsizlik oranı nedir acaba?
Genç nüfusa sahip olduğumuz doğrudur.Peki bunun karşılığını alabiliyor muyuz? Elbette hayır!.. Bu gençliğimizi yerinde ve zamanında usülüne uygun kullanamadığımızdan olmalı ki işsizlik derdine bir türlü çare bulamamaktayız.
Küreselleşme, ekonomideki yeniden yapılanma, siyasal reformlar ve özellikle de son yıllarda dünyada yaşanan ekonomik krizler, ülkemizde işsizliğin boyutlarını önemli bir düzeye yükseltmiştir. Hızla artan nüfusumuzla işsizlik, dün olduğu gibi bugün de ülkemizin en önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir.
Maalesef işsizler ordusu, her geçen gün çığ gibi büyümektedir.
Özellikle gençler arasında işsizliğin çok yaygın olduğu bilinen sosyal bir yaradır. İşsizlik oranını sadece kayıtlı olanlarla değerlendirmemek gerekir. İşsizlik oranını yükselten; ama pek de hesaba katılmayan, istatiksel verilere dahil edilmeyen, hesaplama dışı işsizler, mevsimlik işsizler ve ücretsiz aile işçileri var kı hesaplamalaya katıldıkları zaman, oranların daha da yukarılara tırmandığı görülecektir.
Anlayacağınız, işsizliğin artmasına sebep olan o kadar çok sebep var ki!..
Globalleşen ekomik mali kriz nedeniyle her gün kapanmakta olan fabrikalardan çıkarılmak zorunda kalanlar, işsizler ordusuna katılmaktadır.
Her gün siftah yapmadan kepenk indiren, buraya kadar deyip dükkanlarını kapatan esnaflar var
Üniversite bitiren, doktora yapan binlerce genç aradıkları işi bulamadıklarından, başka işlerde yapamayınca zorunlu olarak işsizler ordusuna katılmaktadırlar.
“Üniversite okuyayım da ne olursa olsun!” diyerek hiç sevmediği bir meslekte çalışmak zorunda kalarak, istenen verimliliği veremeyince; ayrılmak zorunda kalanlar da işsizler ordusuna yekün oluşturmaktadırlar.
Asgari ücretin bile altında,16 saat işçi çalıştıran işyerlerindeki çalışma koşullarına dayanamayarak ayrılmak zorunda kalanlar da; işsizler ordusu oranının kabarmasına sebep olmaktadır.
Peki, bu hızla artan işsizlik önlebilir mi?
Belki tamamen önlenemez; ama alınacak tebdirlerle asgari ve makul bir düzeye indirilebilir.
İstihdam alanları yaratılarak, mesleki eğitim özümsenerek insanlar bilgi, beceri ve yeteneklerine göre sınıflandırarak, ülke ekonomisine, tarımına, sanayi ve ticeretine katkıda bulunmaları sağlanabilir.
İnsanlara, herkesin okumak zorunda olamayacakları, okumayanlarında bir şeyler yapabilecekleri, ekmek paralarını kazanabilecekleri, bu şekilde de aile bütçelerine katkıda bulanabilecekleri anlatılmalıdır.
Yanlış yönlendirmeler ve eğitimler neticesinde, pek de tasvip etmediği bir mesleğe yönlendirilen kişiler, sonuçta verimli olamadıkları için işsizler ordusundaki yerini almakta ve işsizlik grafiklerinin daha da yükselmesini sağlamaktadırlar.
Açıklanandan farklı olarak, işsizlik oranının daha fazla olduğu kanısındayım. Kayıt altına alınanlar dışında, kayıtsız olanları da hesaba katılmasıyla bu oranın daha fazla olduğu kanısındayım.
Biz mevcut zenginliğimiz olan ve en çok işsizlikte oran oluşturan gençliğimizi, gençlerimizi değerlendirmeye çalışıp, kıymetini bilmeyence daha çok işsizlik oranları yükselecektir eminim.
Her ülkeye nasip olmayacak bir gençliğe sahibiz. Belki çoğu ülkenin bize gıpta ile bakıp imrendiği mevcut bir zenginliğimiz var. Malum gençlik isteyen bir Kazakistan, her gün nüfusu ihtiyarlaşan Avrupa ülkelerinin daha çok çocuk sahibi olma gayretlerini göz önüne alırsak, nelere sahip olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz.
Adıyaman-Kerim BAYDAK
kbaydak61-artan@hotmail.com
- Kerim baydak's blog
- 1492 okunma
- Yaziyi paylaş



Kerim bey,
Çin'in nüfusu 1.3 Milyar ve imalat-ticaret alanlarındaki atılımı gelişmiş ülkelerin ekonomik krize girmesine sebep oluyor. Bu noktadan baktığımızda işsizliğin nüfus artışı ile ilintili olmadığını pekâla görebiliriz.
Çok basit düşünelim ve çok basit bir örnekle örnekleyelim.
Ülkede, pamuk, ipek, yünlü kumaş, iplik v.b. imalatları yüksek maliyet sebebiyle neredeyse durdu. Gerekli meteryallerin Çin ve Çin gibi ekonomik politika uygulayan ülkelerden çok ucuza ithal edilmesi, çiftçisinden, hayvancısından, tarım işçisinden, imalat sanayicisinden, teknik personelinden, toptancısından, mağazasına, nakliyecisine varana dek çok geniş bir alanda iş gücümüzü olumsuz etkiledi.
Mesela kapatılan TEKEL ler var. Bizler TEKEL işçilerinin yanında işsiz kalacak, geçimini tütün ekerek sağlayan köylülerinde işsiz kalacağını, içeceğimiz sigara ve tüketeceğimiz alkollü ürünleri hangi ülke çalışanlarının üreteceğini, hangi iş adamlarının ithal edeceğini de düşünemiyoruz.
...
Beyaz eşya derseniz aynı politika,
Elektronik,
Otomotiv,
Ve diğerleri...
Bunları yekuna vurduğumuzda korkunç bir emek gücünü kendi iç piyasamızdan çekmiş olduğumuzu, buna karşın satın aldığımız ürünlerde herhangi bir kazancımızın olmadığını görüyoruz.
Peki bu imalatlardan mamûl ürünlerin fiyatlarında herhangi bir indirim oldu mu,
Biz tüketicilere yansıdı mı bu ucuz maliyet?
Arada imalattan dolayı elbette büyük oranda bir tasarruf var ve bu tasarruf sadece işadamlarının kazancına kazanç katıyor. İş adamlarımız zenginleştikçe bunun tersi paralelinde işsizlerimiz ve yoksullarımız artmakta...
Burada devlet korumacılığını ortaya koymalı, dengeyi kurmak adına ülke ekonomisinin temel unsurları olan imalat ve ürünleri, bu sahalarda çalışanları koruma altına almalı, bu durum işsizlikten kurtulmamız konusunda kendi otomotiğini kendiliğinden kuracaktır.
Ama tüm bunları uygulamak için gerçek anlamda yurtsever devlet görevlileri gerek ...
kırlanqıç
Yeni yorum gönder