Biyolojik Savaş

(Kozmik Savaşları – II)
 
         Silahlı savaşların sebepleri ekonomidir. Ekonomi, para kazanmanın ve hakim olmanın görünen şeklidir ve bunun ispatı rakamlardır. Dünya üzerinde, bütün ekonomilere hakim olmanın iki yolu vardır. Birincisi; silah zoruyla oralara itaat ettirmek. İkincisi; hedefin istediği bir şeylere sahip olmak. Birincisinin dönemi, 19. yüzyıl ile birlikte bitti. İkinci yöntemin başarılabilmesi için ekonomik savaşta güçlü bir destek mekanizmasına sahip olmak gerekiyor. Bu destek mekanizmasının adı: üretim.
 
         Amerika bugün dünyada yaşanan büyük finans savaşında savaşın doğrudan tarafı değil. Doğrudan büyük bir taraf da yok. Sadece sisteme hakim olmak isteyen şirketler ve şirket ittifakları var. Bu şirketlerin çoğu, ‘Amerikan şirketi’ etiketi kullandığı için Amerika büyük gibi görülüyor.
 
         Büyük finans savaşında yaşanan hakimiyet yarışında etkili en önemli silah; katma değeri yüksek bilgi ve bu bilgi ile üretilen yükte hafif pahada ağır mallar. Bugün için; mallardan en değerlisi ise ilaç. Çünkü ilacı almazsanız oyundan çıkıyorsunuz. Ve sizin yeni pozisyonunuz: “-2m” (eksi iki metre) olarak tanımlanıyor! Virüs yapabilen, bunu programlayabilen, istediği şekilde yayabilecek bir altyapıyı kuran biri olsa ‘strateji’ olarak neler planlar? Hem hastalığı hem de ilacı üretmek maça gitmeden skor tabelasına istediğini yazabilmek gibi bir güç. Mucize gibi bir ticari başarı!
 
         Başarılması durumunda bu gücü elinde bulunduran için hem uygulanabilir bir silah olmakla birlikte çok daha önemli bir gücü olduğunu da görmeliyiz. O güç: ‘Statik stres’ Yani bir gücü kullanmadan, sadece sahip olduğunuz için (yada sahip olduğunuz imasını yaparak) sağlanan faydalara verilen isim bu. (Bu durum ayrıca 'psikolojik harp' için taktik konusudur.)
 
         Ama böyle bir teknoloji üretildiğinde statik stres oluşturabilmenin mutlak şartı tek olmak. Bu keşfi yapan laboratuar yada ilaç şirketinin buluşu silah olarak kullanmak konusunda sadece bir ülke ile stratejik işbirliği yapması gerekir. Bu işbirliğinde partner ülke, şirket üzerinde hakim olmak isteyecektir. Bunu engellemek isteyen şirket, buluşu ile ilgili ticari sırlarını partnerinden koruyacak ve en önemlisi ‘silahın’ dönüp kendi poposuna batması durumunda ‘stratejik ortağın’ kendisini koruyacak kozlarının olması gerekecektir. (Silahın dönüp kendi poposuna batması meselesi; daha önce yaşandı. Aids’in dünyada en çok etkilediği ülkelerden biri Amerika.)
 
         AIDS’in icat edildiği yıllardaki biyolojide sahip olunan teknoloji düşünüldüğünde virüsün laboratuar kazası yada enfekte bir maymunun kaçması gibi sakarlıklar ile kaynaklandığı teorileri daha güçlüdür.  Yoksa; bu virüsünü yapan lanetli beyinler bile; önce hastalığı yayıp sonra ilacını bulmaya kalkacak kadar aptal değildir.
 
         21. yüzyılın en büyük biyolojik afetleri insanlardan çok danaları etkiledi. Avrupa’nın ortasında milyonlarca dana ‘deli’likle itham edilerek Ortaçağ Avrupa’sında cadıların başına gelen sonla karşılaştı. Yakıldı, öldürüldü ve toplu mezarlara dolduruldu. Olup biteni kümeslerinden izleyip hiçbir tepki vermeyen piliçler bu sorumsuz duruşlarının sonuçlarını birkaç yıl sonra kendi canları ile ödediler.
 
         George Orwell’in çiftliğinde sadece domuzlar kalmıştı. Onlar müdürlükten gelen tecrübeleri ile olacakların farkına vardılar. Hemen popolarını çamurun içine gömdüler. Hatta bir tek burunları dışarda kalana kadar iyice çamura yatıp, tam siper beklediler. Ama geç kalmışlardı. Şeytan! Onları burunlarından yakaladı… Gribin en domuzunu gitti onlara bulaştırdı. Onlar da, eski komşuları danalar ve tavuklar ile birlikte cenneti boyladılar! Çiftlikler, şimdilik kediler ile köpeklere kaldı.
 
         Eğer her yıl yeni çıkan bu virüsler, laboratuar üretimi ise, bunun amacı da her yıl yeni versiyonları çıkan aşıları pazarlamak ise!... Bunu başarmışlar gibi görünüyor. Bu kurumlar, ilaç şirketi görüntüsü altında büyük bir ekonomi silahı keşfetmenin keyfini süremeyecekler! Bu şirketler için savaş daha yeni başladı. Şimdi asıl savaş, insanın temel özelliklerinden biri olan; zevzeklik ve boşboğazlık ile olacak. Çünkü bu tür bir operasyonu yapan şirketler, mutlaka bu bilgileri sızdırırlar. Bu sızma; TEMPEST ile olabileceği gibi şirketin oyun dışı kalan bir elemanı aracılığı ile de olabilir. Her durumda şirket bunun bir komplo olduğunu savunacaktır. Durumu hayal ürünü olarak tanımlayacaktır. Ne gerçek, ne komplo bunu tahmin etmek güç.
 
         Özellikle de şirketin sırtını dayadığı devlet ile yaptığı ‘stratejik ortaklık’, devlet kanadında ne seviyede ‘stratejik’ görülüyor? Bunu da tahmin etmek güç!
 
         Eğer muhtemel bir biyolojik silah çalışmasını yada devletin o ilaç şirketi ile ortak sicilinde (bilinen yada bilinmeyen) kirli sayfalar mevcut ise, siyasetçi ve bürokratlar için şirket halâ ‘stratejik’ konumunu muhafaza edebilir. Unutmayalım ki bürokratlar, siyasetçilere göre daha uzun görev yaparlar. (Son cümle Türkiye için geçerli olmaya bilir.)
 
         Bir sonraki yazıda, bilgi teknolojilerinde varılan seviyenin, devletlerin elinde, nasıl şekillendiğini ve bu bilgilerin kozmik şifrelerini incelemek dileği ile...
 
         Hep sevgi ile kalın.
 
         Murat SEVGİ
 
NOT: Aslında yazının başlığı için 'Medikal pazarlamada: pusu modeli' düşünmüştüm. Ama söz konusu pusuyu daha detaylı aktarmak gerektiği için değiştirdim.
 
(Yazının Milliyet internet sitesinde yayınlanan resin altında: “NSA: Amerika için hayali saldırı ve tehditler icat eder. Bunlara karşı saldırı ve savunma geliştirir.”
İbaresi var.)
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
CAPTCHA
Virus saldırılarına karşı otomatik yazılımlara engel olmak için konuldu, uğraştırdığımız için kusura bakmayın.

mental: Uğur haftalık raporu yayınlarken "çalıştırın klavyeleri" anlamına gelecek ufaktan sopa gösteren bir şeyler yazmış..
mental: Aman abiii deyip, hemen gönderdim yazıyı...
mental: Bu editör takımına bulaşmaya gelmez.
mental: adamı rezil de eder vezir de! ))))
ugur erhan: şu ana kadar kimi rezil ettik beyaa Mental)
mental: Yaa uğur her editör senin gbi mi!
mental: Sana laf etmek kimin haddine..
mental: Seni bu sitede en eski ve en yakın bilenlerden biriyim.
mental: Bu arada 3üncü yaşımızdan gün aldık...
mental: Kutlayan olmadı!... : )))
ugur erhan: Site sahibi pasta falan kesmiyor ki kim kutlasın kuru kuru))))))
hayattorlak: pastanın resmini koyup bilgilendirseydiniz bari)
SERDAR: arkadalar lutfen yazılarınızda en az 2.3 paragraf olsun ya
SERDAR: detaylandırın
SERDAR: evet diyenler neden evet dedigini
SERDAR: hayır diyenler neden hayır dedigini
SERDAR: linkler, referanslar uzerinden ornekler uzerinden tartıssınlar lutfen
SERDAR: yeni yasımız kutlu olsun, o kadar olmus mu ya? bence 2 senesi
SERDAR: dolmus gibi gelio bana
ugur erhan: Sayın editör yetkisi olan arkadaşlar kendi yazdığınız yazıyı manşete alıp diğer yazıları es geçmeniz doğru bir davranış değildir
ugur erhan: Ya hiç birine dokunmayın yada hepsine bir düzenleme getirin.
ZuhalVoigt: Onverita Onpunto'dan sonra yayın hayatına girmedi mi? Onpunto Temmuz 2008 de kapatıldı. Demek ki kaç yaşında?
ZuhalVoigt: Doüum günün kutlu olsun Onverita!
ZuhalVoigt: Mental de 3üncü yaşımızdan gün aldık demiş zaten))
deniz_seckin: Polyanna kaşarı bence psikopatın teki.
NautilusPro: Arkadaşlar siyaseti taşırmışız yine.Araya bişreyler karıştırayım...
yaban: selam dostum
yaban: sagmısın sen ))))
yaban: selam hayat torlak
yaban: ben bu ralardan uzaklaiınca bayagı bu sitede çok şeyler degişmiş
yaban: yazılar yazarlar daha bir çok nedenler
hayattorlak: yaban
hayattorlak: nerelersin )
yaban: selam nasılsın
yaban: bir süre uzaklaştım
hayattorlak: sağol şu kırık bir sevsa türküsü yazını güncellesen
yaban: hanı yaw kokerec yıcektık izmirde yunan ıstana ınadına
hayattorlak: yeriz yeriz )
yaban: o nasıl oluyor k güncellem ben bilmem ki söle bana hemen güncelleyım
hayattorlak: dediğimi anladınmı
yaban: hadı de be yaw
hayattorlak: yazıyı paylaş diyuor ya
yaban: haaa anladım hemen paylasırım
hayattorlak: orayı tıkla güncelle
yaban: bu teknolojıde geriyim dostum )))
hayattorlak: güzel bir makaleydi
yaban: tşk
yaban: izmire yol yokmu yakında
hayattorlak: valla hanım çocuk yarın çeşmeye geliyorlar ben istanbuldayım şuan
yaban: o zaman yol görülüyor demektır
hayattorlak: güncelledin mi
yaban: hayır sohbet ediyoruz dıye dokunmadım bile
hayattorlak: ben yazını okuyorum biraz eleştireyim seni)
hayattorlak: kırık bir sevda türküsü
hayattorlak: ))))
yaban: buna ıhtıyacım var eleştır
hayattorlak: chat için niye burayı kullanıyorsun ki yorumları kullansan)) herkes öyle yapıyor da)))
yaban: biz herkezden ffarklıyız
hayattorlak: Avcıyız diyosun yani))
yaban: onlar yazıları yorum alsın dıye yapıyorlardır
yaban: aynen öyle
hayattorlak: Tahtın sarsılıyo)
yaban: gecen gün attım oltayı cıke geldı guca bır dumuz gırav gırav dıye vurdım obı
hayattorlak: Hiç sorma bide safarideydik geyik vurduk
hayattorlak: ))
yaban: o ne ki ben gecen gun ayı avladım
hayattorlak: postunu sakla alırım izmire gelince
yaban: abı görüşmek üzere bır dortum geldı ona bakım sona tel görüşmesi yaparız
hayattorlak: biliyosun demi noyu 532 li
hayattorlak: İyi akşamlar adem
deniz_seckin: Allah'ım bir yol göster bana !
NautilusPro: Merhaba zuhal
ZuhalVoigt: Merhaba Nauti galiba geç gördüm mesajını((