Verimlilik
Verimlilik, alt anlamları çok olan terimlerden. Ama esas olarak iki anlamı var.
Birincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkileyen (özne) taraf için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetenin eylemlerinin değeri ile ilgili. Yani doğrudan elde edilmesi kolay. Aksiyonun durumunu ifade ediyor.
İkincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkilenen (nesne) taraf için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetilenin eylemlerinin değeri ile ilgili. Yani doğrudan elde edilebilmesi zor. Tepkinin durumunu ifade ediyor.
İş hayatındaki etkisini göz önüne almakta olsak da, hayat ve hayal edebildiğimiz tüm sistemler, bu etken-edilgen ilişkisinin doğru şekilde işlemesine muhtaç.
Sistemlerin bu iki tarafı, ince bir çizgi ile ayrılan hassas bir dengeyi oluşturuyor.
Etkenin verimliliğine liderlik, edilgenin verimliliğine ise toplam kalite diyoruz. Ama bunları bir arada düşünmek, tek “sistem” olarak bütünleştirmek, yeni bir buluş gibi önümüze sunuluyor.
Üç lafımızdan birini döndürüp dolaştırıp, getirip, bağladığımız “batı”, önümüzde örnek sistem, doğru olduğuna inandığımız model olarak duruyor. Sorgusuz-sualsiz, plansız-programsız, gözleri bağlanmış bir kurbanlık gibi yürüyoruz batı olduğunu sandığımız bir yolda. Batı dediğimiz toplumlar da imrendiğimiz durumlarına bizler gibi zorluklar ve acılar içerisinde uzun bir süreç geçirdikten sonra ulaştılar. Bugün iyi bir şeyler olmuşsa bunu o günlerin acılarına borçlular.
İlk adımları, binlerce yıl öncesinde, zamanın filozoflar tarafından atılan sistem ve doktrinler günümüz dünyasında etkinliğini hala koruyor. Yaşadığı çağda bilimlerin birbirinden ayrılmadığı bir ortamda karmaşa ve düzensizliğin tam ortasında doğmuş. Çevresindeki düzensizliğin ve sistemsizliğin farkına vararak hem eğitimini hem de o eğitimden aldıklarını en iyi şekilde kullanmanın bilincine varabilmiş bir bilgin: Demokritos. (MÖ 460-370)
En az onun kadar etkileri günümüzde devam eden başka bir filozof da Aristoteles. Bilgi ile hurafeyi, gerçek ile hayali biri birinden ayırmayı başarmış. En önemlisi de bu başarısını başkaları ile paylaşmış, tartışmış ve öğretmiş. Çağının en önemli bilginlerinden Platonun öğrencisi olmuş. 20 yıl öğrencisi olarak yanında yetişmiş. Sonuç olarak sistem ortaya çıkartabilme şansını eline geçirmiş. İlgi alanı olarak ‘doğa’, o gün için seçilebilecek en iyi tercih olmuş. Doğayı, kuralları ve olayları ile bütün olarak düzenlemek yolunda çalışmalar yapmış. Doğadaki her şeyin değişik guruplarda bir araya geldiğini göstermeye çalışmış. Tüm olaylara birer sebep sonuç ilişkisi oluşturduğunu düşündü. Bu sebep sonuç ilişkisinin kurallarını koymakta sakınca görmemiş. Mantık kuralları oluşturmuş.
Aristoteles (MÖ: 384 - 322), asıl ününü kendi döneminden sonra batı toplumunda egemen olan ve yönetimi elinde tutan kilise burjuvazisi tarafından benimsenmesine borçludur. Kilise, 1500 yıl kadar süren bir dönem boyunca karşısına çıkan her türlü ilerleme ve gelişme önerisini, aslında hiç ilgisi olmadığı halde, ucundan-kıyısından ilişkilendirip, Aristoteles’in düzenlediği sistemle kıyaslıyordu. Karşılarına çıkan her türlü yenilik, engelleniyordu. Mazeretleri: ‘Aristoteles öğretisine uygun olmamak!’ Sonuçta reddediyordu.
Kiliseyi elinde tutan kutsal kesim, elindeki iktidarın nimetlerine öylesine bağlanmıştı ki, adeta sahibi olduğu halkın hayat kalitesinde yaşanan düşüşün farkında bile değildi. Yönetme işini elinde tutanlar, yönetme işini beceremiyordu. Sonuç olarak batı, yerinde duruyor, daha da kötüsü her geçen gün bir batağın içine gömülüyordu. Artık başıbozukluk, düzensizlik, zorbalık, yoksulluk ve fakirlik hayat şekli haline geldi. Kiliselerde kendi kapalı dünyalarında saltanat sürmekte olan az sayıda insan olup-bitenden habersiz yada ilgisiz yaşamını sürdürmekteydi. Orta çağın karanlığı kutsal kesimin kapısını da çaldığında, bıçak kemiğe dayandığında, başka çareleri kalmadığında yönetmek zorunda olduklarını ve oturdukları tahtlarda bir görevlerinin olduğunu fark ettiler. (Vurdumduymaz ve umursamaz hallerine devam etme şanslarının son noktasına kadar kullanmışlardı.)
Rönesans, başlangıcından 230 yıl önce, kilisenin bu uyanışına dayansa da asıl başlangıç tarihi toplumun uyanışında gibi düşünülür. Ama Avrupa’nın yaşadığı değişimin başlangıcı haçlı seferleridir. Kilise, haçlı seferleri diye bilinen Kudüs yolculuğuna izin vermeseydi batının bir Rönesans tarihi de olmayacaktı. Sonuçta çıkarları uğruna yaptıkları engellemeleri yine çıkarları uğruna sona erdirdiler...
Batı, Selçuklu ve Osmanlı kültürünün zirvelerinde olduğu bir dönemde Anadolu kentlerinden ve kültüründen etkilenirken sosyal hayatın dinamizmi ve renkliliği hayranlıkla karşılandı. Öğrenme güdüsünü tetikleyen hayranlık, batının bugüne kadar devam eden yükselişinin de başlangıcı oldu.
Aslında haçlı seferleri sırasında batıda başlayan toplumsal bir eğitim hamlesinin ilk kıvılcımlarını ateşleyen Anadolu insanının kendisiydi. İçin-için yanan batı, bütün bu uyanış evresinin zirvesi 18nci yüzyılın son çeyreğinde Fransa’da ulaştı. Kıvılcımlar alevlendi. Batı, dumanların arasından sıyrılıp demokrasi denilen sistemin çevresinde tekrar ayağa kalkıp dans etmeye başladı.
Topraklar, aynı topraklar; insanlar aynı insanlardı. Değişen tek şey yönetebilen yöneticilerin var olmasıydı. Yönetme işi ehil ellere geçmişti. Yada yöneticiler ehilleşmişti... Sonrasındaki 200 yıl içerisinde her geçen gün katlanarak artan gelişme; sanayii ve teknolojiyi yarattı.
Batı bu kader değişimini yaşarken bizler de sanki aynı simetride her geçen gün daha da geriye gitmeye başladık. Ta ki o ana kadar:
Bir süredir İstanbul, İngiliz donanmasının gemileri tarafından kuşatılmıştı. İstanbullular sabah kalktıklarında boğazda balıkçı tekneleri ve çevresindeki martılar yerine dev demir yığınları ve tüten bacaları ile karşılaşıyordu. İlk gördüklerinde şaşırdılar. Belki de korkuyla yutkundular. Sıkıntı basmıştı içlerini... Sadece bir kişi rahattı. Biraz da öfkeli. Elleri pantolonunun ceplerinde. Bir ayağı ile rıhtımdaki babalardan birini ezercesine... Yanındaki arkadaşına üç kelime söyledi: “Geldikleri gibi giderler.”
O anda bilse karşısında duran koca donanma!
Kaderleri o adam!
Kaderi o kadar yakınlarından geçiyor.
Durmazlardı herhalde!
Ama kader bu engel olunamaz.
Üç asırlık bir mağlubiyetin son dakikaları...
O anda, orada bir milletin kaderi değişiyor.
Vakit yok. Batının uzun yolculuğu tekrarlanamaz. Az zamanda büyük işler yapmak lazım. Asırları bir ömre sığdırmak lazım. Planlar yapılıyor, Bandırma’nın güvertesinde.
Asırlar, tam 19 yıla sığıyor. Yöneten iyi yönetince oluyor. Yönetilen de seviyor bu işi. Ayağında, üstünde yok. Ama yüreğinde var. O yetiyor.
Kucak dolusu para ile yapılamayan, yürek dolusu umutla oluyor.
Bir de üste umut kalıyor. İlkinden de çok!
Umutla oluyor tohumlar ağaç.
Bir ömre sığdığıyla kalıyor.
Başarıyor isteyince...
Çünkü yönetici yönetmeyi biliyor.
Hep sevgi ile kalın.
Murat SEVGİ
- mental's blog
- 373 okunma
- Yaziyi paylaş


mental
Senin yazdığın yazılar bu sitede en çok okunan yazılar olduğu halde bir tane yorum bile yapılmaması sence de garip değil mi?
Yoksa senin yazılar bu siteyi aşıyor mu?
Diyeceksin ki sen niye yorum yapmıyorsun. Hadi itiraf edeyim beni aşıyor.
Ramozzt,
Birincisi, yazdığım yazıları okunmasın diye yazmıyorum.
Herkes gibi okunmak isterim.
Ama
1: Yazıların (dolayısı ile sitenin) reklamını yapıyorum.
2: Arasında ulusal gazetelerinde bulunduğu bir gurup sitede linkleri ekliyorum.
3: Böyle bir giriş durumunda üyelik olmayınca yorum da yazılamıyor.
İkincisi, yazarların çoğu bu aralar yazıyı bırakıp gidiyor.
Eylül-ekim dönemindeki hareketli dönemleri arıyorum.
En çok yorum alanlar listesine bakarsanız, o listenin 5 -6 aydır değişmediğini görürsünüz.
Orada da 20 - 25 yorum almış yazılarım var.
Ne yazıkki sayfanın sağ tarafındaki TOP10[yorum] listesinde olanların çoğu artık yazmıyor.
Bence; listeye yazarların girebilmesi için yazı yazanların da (birbirlerinin) yazılarını okuması lazım.
Murat SEVGİ
Ramozzt,
Başka bir konu da:
Temmuz 2008 tarihinden bu yana,
150 civarında yazım (bu sitede) yayınlandı.
Bunlardan 20-30 tanesini başlıbaşına yazı niteliği taşımadığı için ayırırsak,
yaklaşık 100+ yazı ekledim.
Bu sayılar Onverita için iyi değerlerdir.
zaten birkaç yazar hariç bu sayıları geçecek pek üretim de yok.
* * *
Son olarak yazılarımın siteyi aşması konusuna gelince:
O sizin şahsi görüşünüz.
http://blog.milliyet.com.tr/muratsevgi
sitesinde de aynı yazılar aynı tür okurlar ile karşı karşıya.
Ortalam 500+ tıklama ve 100+ yorum yapılıyor.
Onverita ile milliyet arasında populasyon farkı varsa bunu açıklayın o zaman?
Murat SEVGİ
Ramozzt,
Siteyi aşan yazılar var elbette.
Mesela;
CYBORG, Onverita'ya 12 yazı yazmış.
Toplam 18 yorum yapılmış.
Şu anda sitedeki yazıları için cyborg'ün tıklama ortalaması 200 civarında.
Ama sitenin 6-7 ay önceki hareketli günlerinin ortalamaları bunlar.
Peki şimdi:
Cyborg'ün yazıları mart-nisan-mayıs döneminde 12 yazı toplam 70 defa tıklanmış.
Yani yazı başına 6-7 tıklama!
Ben siteyi aşan yazı demiyorum da,
Eski OnVerita'ya ne oldu diyorum.
Sen ne dersin?
Murat SEVGİ
http://www.onverita.com/blogs/cyborg
Ramozzt,
Aklıma gelmişken bir de eski yazarlardan bahsedeyim.
Mesela Zuhal hanım, (yorum rekortmeni)
Pelin (Kahkaha makinesi)
Beran (Ağır abla)
Yada Diyojen ile Sinan Dirlik'in atışmalarını özledik.
Yada hiç yazı yazmayan Gareng'in ağır yorumlarını....
Yani 1 yılını doldurmamış OnVerita'nın küllenmiş ve mazi olmuş sohpet odası gibi yorumlarını...
Ama sorun sitede değil.
Site aynı site. (Hatta daha da iyi)
Ama sorun yazarlarda. (Yada yazmayanlarda)
Herkesin keyfi bilir...
Murat SEVGİ
mental
Yazdıklarının hepsine katılıyorum çünkü benim senin yazına yapmış olduğum yorumda da bunları demek istediğimi, ama yeterince konuyu açmadığımı bir kere daha okursan farkedeceksin.
Uğur Erhan geçenlerde editörlere bir mail çekti ve yazarların yazı yazmadığını ama nedense sitenin sağ tarafında yazar olarak isimlerinin kalıcı olarak neden kaldığını belirtti.
Serdar da o maile kısa bir cevap vererek o maili tekrardan hem editörlere hemde yazarlara tekrar gönderdi. Ama ne yazık ki şu ana kadar bir tek satır bile cevap yazılmadı.
Serdar yazı yazmayanların ismini sileceğim demesine rağmen mesela hala o kişilerin isimleri silinmedi. Buna kendiside dahil. Onverita kurulduğundan bu yana sadece bir tane yazı yazdı Serdar. Tamam şimdiye kadar sitenin alt yapısı ile uğraşıyordu işleri yoğundu. Ama bir sayfalık yazı yazmak çok zor olmamalı. Zamanın yok mazereti tıpkı "hiç zamanım yok şekerim kitap okuyamıyorum" mazereti gibi olur, bu da asla kabul görmeyecek bir mazerettir.
Evet onverita eski onverita bunda haklısın. Yine kimse kimseyele iletişim kurmuyor, kimse kimsenin yazısını okumuyor, kimse hiç kimseye yorum yapmıyor, öylece yuvarlanıp gidiyor. Eğer yokuşun başında olmasa bu site inan yuvarlanacak yolda bulamayacak.
Onveritada değişen tek şey sayfa düzeni. Başkada değişen hiç bir şey yok.
Benim yazdığım yazılar seni aşıyorya o senin sorunun gibi bir anlama çıkacak ince sitem göndermişsin. Benim demek istediğim senin yazılarının bu siteye fazla geldiği veya Milliyet blog ile Onverita arasında bir kıyaslama yaptığım falan değil. Ayrıca milliyet blogunda ne kadar sansürcü ve ehlikeyif bir site olduğu Diyojen'in bir yazısından açık ve seçik şekilde öğrendik.
Benim demek istediğim yazmış olduğun son derece bilgilendirici ve öğretici yazılarının bu sitede en çok okunan yazılar arasında olduğu halde hiç bir tane yorum yapılmamayışı. Mesela bu yorum yaptığımız yazı 200 küsürleri aştığı halde bir tane yorum yok.
Bunun sebebi yazılarının çok bilimsel olduğu da olabilir veya bazı insanların sırf kitap okumak için kitap okuduğu anlayışı gibi mental yazmış bir bakayım anlayışımı var.
Tabii şu konuda da haklısın üye olmayan kişilerin yorum yapma imkanı olmadığı için onveritanın yorum akışı çok kısır kalıyor. Hiç kimse okuduğu bir yazıyı yorum yapmak için herhangi bir siteye üye olmak zorun değil.
Okuduğum günlük bir gazetenin köşe yazarına düşüncelerimi belirtmek için o gazeteye nasıl üye olmak zorunda değilsem, bir sanal sitenin yazarına da yorum yapmak için o siteye üye olmak zorun değilim.
Mental, kısacası ikimizde aynı şarkıyı söylüyoruz aramızdaki tek fark sen gitar ile söylemeyi ben ise bağlama ile söylemeyi tercih edişimizde. Enstürümanlar farklı olunca elbetteki bazı yorum farkları da olacaktır.
Saygılar.
ramozzt
Ramozzt,
Yazında belittiklerin hakkında diyecek, pek bir şeyim yok.
Ama şunu belirteyim.
Bu sitede 1 taneden fazla yorum alan, neredeyse tüm yazılarda yorumlarun tümü tartışma içeriklidir. Ve altına eklendikleri yazı ile ilgili değildir.
Mesela; 15-20 yorum almış birçok yazım var.
Yorumlar yazı ile ilgili değil.
Sinan Dirlik/ Diyojen arası tartışmalar çoğu yazarın yazısının altında var.
Bir de yazı yazmamak olayında taraf olarak kendimi de görüyorum.
Çünkü yazı yazılmasını istiyorum.
Ama isim belirterek, yazı yaz deme hakkımızın olduğunu düşünmüyorum.
Mesela, gareng niki ile siteye gelen bir arkadaşımız, hiç yazı yazmadığı halde sayfalar dolusu yorum yapıyordu.
Yada ben, milliyetteki yorumlarımı birleştirip yazı haline getiriyorum.
Bu yazılar gazete yazısı haline de geliyor.
Serdar niye yazmıyorsun?
Deme şansı kimsenin yok.
Yazılarımda "Bence" demekten özellikle kaçınan biriyimdir. Ama; bence kimin ne yazacağına kimsenin karışmaya hakkı yok.
Selamlar.
Murat SEVGİ
selamlar: Kendi adima cevabim su: Kendi adımı yazarlar listesinden çıkardım ve bu olayı birkaç gün oluyor. Sahi bu yorumu yazmadan önce buna baktınız mı? İkincisi, editorler arasındaki yazı size nasıl ulaştı?Üçüncüsü, yazı yazdığı halde hakkı yenen kimse var mı? Burası ahde vefa gösteren bir sitedir, ve eskilerin yerine birilerinin geçmesi için en azından yeni gelenlerin yeterince aktif olmaları gereklidir. Yeterince aktif olanlar zaten elden geldiğince yazar listesine alınıyor. Kaldi ki yazar listesine alınıp/alınmamanın çok önemli olduğunu sanmıyorum. Yeter ki burada yazanlar, yazıların altındaki Yazıyı paylaş aracı ile yazıyı paylaşmaya çalışsınlar yeter.
Serdar bey,
Bakın şu anda bu yorumu yazarken aynı zamanda da sizin yazarlar listesinde adınız gözümün içine içine bakıyor.:)))))
Teknik bir arıza var sanırım, tam yerine geldi manzara koyduk diyeceğim ama umarım alınma olmaz.:))))))
ramozzt
O zaman iki şey belirteyim: yazar listesinde olurum olmam, bu benim alacağım karardır. İkincisi, bana herhangi bir bölüm soyleyin bolumu tıkladığınızda yazar listesinde beni görebileceğiniz? Sizin değindiğiniz konu bir yazılımsal, giderilmesi gereken bir hatadır. Yoksa hiçbir bölümde yazar olarak yokum.
Yeni yorum gönder