Sohbet

zuhrakut: iyigünler :=))
Kircicegi: Bir merhabayla baslar hersey o yüzden yeni gelen herkese Merhaba)
zuhrakut: merhaba
Kircicegi: merhaba zuhrakut
zuhrakut: merhaba kırçiçeği
Kircicegi: aramiza hosgeldiniz nasilsiniz
zuhrakut: anlamsızlıkta sallanan bir rüya tanesi gibiyim :=))
zuhrakut: siz nasılsınız?
Kircicegi: bende de gözler gidiyor ama dostlarin yazilarini okuyayim dedim)
zuhrakut: bende yeni bir sey yazıcam dusuk cumleli noktalama isaretleri yetersiz kalabalık bir cümle sürüsü dizicem belki tbessumlu bır ge
zuhrakut: gece güneşi gibi olur :=))
zuhrakut: hiç gece güneşi gördünmü?
Kircicegi: yaziniz bitene kadar burada olursam memnuniyetle yayina alirim
zuhrakut: :=)) teşekkur ederim ama ben resım eklıyemıyorum ?
zuhrakut: gosteremedım gokyuzunde gecen sandalın resmını?
zuhrakut: ):
Kircicegi: neden agac ve dag resimli bir button var yazinizin üstünde
Kircicegi: onu tiklayin acilan bencereye resim linkinizi yerlestririn ikincisine gecin yine linki yerlesitirin ve okeyleyin
zuhrakut: peki puslu kıtaları yazıyorum denıycem
Kircicegi: deneyin bakin görün olacaktir
NautilusPro: sitenin şekli şemali mi değişmiş acaba
ugur erhan: npro sürmanşette aynı yazı yan yana duruyor eğer düzeltebilirsen iyi olur hoş durmuyor
ugur erhan: aynı sorun manşet altındada var
NautilusPro: Yapan arkadaşın ilgilenmesi gerekiyor sanırım çünkü bende kilitli görünüyor onaylama sayfası
NautilusPro: Yapan arkadaşın ilgilenmesi gerekiyor sanırım çünkü bende kilitli görünüyor onaylama sayfası
SERDAR: arkadaslar, yazisina reismle bekleyen arkadaslarin
SERDAR: yazi ozeti alinamadigindan dizayi bozulur anasayfanin. bence foto ustte ise orta veya en alta alip
SERDAR: Teaser dugmesini kullanrak yazinin ozetini siz belirleyin
SERDAR: Gel Gozune ay ... isimli yazida bu yuzden olan sorun anasayfadaki gorunumu bozuyordu
SERDAR: bi yaziyi anasayfaya tasidiktan sonra lutfen
SERDAR: gorunumun nasil gozuktuguna bakin anasayfada
NautilusPro: Serdar bey nasılsınız?
NautilusPro: Serdar bey nasılsınız?
SERDAR: selam
SERDAR: gormedım
SERDAR: pardon
SERDAR: calısıyorudm da
NautilusPro: önemli değil ben tek yazdım da o çift atmış , iyi çalışmalar size o halde
SERDAR: msn e gecıyorum
erhantigli: Şarkılar seni söyler diyrum kadınlarımıza, şarkıdaki huysuzu çkardım.
NautilusPro: Sayın erhan Tığlı çok teşekkür ederiz
Hakan Kızılay: merhaba oscar tahminini yazacak kimse yok mu?
NautilusPro: Ben ben ben!
NautilusPro: Ama geç kaldım sanırım
Kircicegi: selam arkadaslar nasilsiniz ?
NautilusPro: tşekkür ederiz siz nasılsınız
NautilusPro: oscar için tahminlerinizi bekliyoruz.
zuhrakut: recep tayyip erdoğanın düşleri bence oscakarı alır
zuhrakut: :=))
zuhrakut: kımsenın hayal edemedıklerını yaptı denizin düşlerini çaldı,o aslı gencin düşlerini yok dahga ötesi ama kım uyarlıycak kı peyaz
zuhrakut: perdeye bu sesi boşuna çekildi bunca acı bunca genç ölümü meger ne kolaymıs tayyıp geldı ne darbe kaldı nede
zuhrakut: zıncırbozan demokrası 6.fılo sımdı daha özgür neguzel mustafa kemal daha anlamsız ne mutlu,asyanın
zuhrakut: asyanın son kalesı yıkılıyor ıste heryerde amerıkan askerı neguzel özgürlük kayboluyor ne mutlu ne acı
zuhrakut: bundan daha ötesi ama kım peyaz perdede gösterıcekki bu fil mi? hani nerde sözlerim kulaklarınızı tırmalıyormu?
zuhrakut: varmı daha guzel bır fıl oskar adayıo?
zuhrakut: ben böyle bır fılm daha ızlemedım hersey canlı hersey gercek dopdolu fantastık bılım kurgu efekte falz apara harcanmamıs
zuhrakut: :=)) herkese iyi gunler dılerim
Hakan Kızılay: Sayın zuhrakut yazdıklarınızı anladım ama anlamadım bence bunu yazmalısınız
zuhrakut: siz erdemli insanlardansınız alguıları açık müjdelenmişsiniz ne mutlu
zuhrakut: herkese aynı algılarda dem tutmayı nasip etsin tanrım gercek olan sözlerde
zuhrakut: :=))
NautilusPro: En iyi yönetmen dalında mı, oyuncu mu, kurgu mu
NautilusPro: oh be sitenin alıştığımız görünümü süper ))
NautilusPro: masterverita tahminleri alalım...
NautilusPro: iyi geceler zuhrakut.
zuhrakut: iyigeceler dilerim pardon görmedim
NautilusPro: nasılsınız
masterverita: arkadaslar masterverita her zaman ben olmuyorum
masterverita: turkce disinda dil bilen 3-5 kisiden biri olabilir
SERDAR: ben avatarın odül almasını istemiyorum
SERDAR: cunku cok basit bir oyku
SERDAR: zaten var olan 3d teknolojisini sanki ilk o kullanıyormus gibi lanse etme
SERDAR: apartılmıs gorsel yapılar, roger dean
SERDAR: diye internetten resimlerine bakabilirsiniz
Kircicegi: bence Zuhraykuta katilmak lazim yaziyi bekliyorum haberiniz olsun ) Nauti bence her dalda almali)sevgilerimle
hayattorlak: HAYIRLI PAZARLAR
hayattorlak: KIRÇİÇEĞİM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
hayattorlak: İYİKİ DOĞDUN ,İYİ Kİ VARSIN
Kircicegi: sagol hayattorlak cok tskler sende iyi ki hayatimdasin
Hakan Kızılay: kırçiçeği mutlu yıllar, daha nice doğum günlerine
Kircicegi: sagolun Hakan Bey hep birlikte insallah
Kircicegi: yaban neden ciktin arkadaslarim arasindan ?
kırlanqıç: Nice mutlu, sağlıklı güzel yıllara çıkmanız dileklerimle...
Kircicegi: tskler kirlangic)
zuhrakut: YÜREĞiNDE Ki SINIRSIZ SEVGİDİR KADIN VE ÇİLEDİR SABIR-TAŞIDIR, PEYGAMBERLER DOĞURUR SONSUZLUĞUN UMUDUNU TAŞIR KADIN,AŞKLA GÜNEŞİ
zuhrakut: YAKAR ŞEMS ONLARIN KALBİNDE YATAR BİR GÜN DEĞİL HER GÜN KADINLARIN GÜNÜDÜR.KUTLU OLSUN!
Kircicegi: Kadinlar Günü kutlu olsun)
zuhrakut: merhaba
mental: Serdarın Avatar yazılarını yeni gördüm
mental: Avatardaki 3D ile ilgili şunları söyleyebilirim.
mental: Evet abartı var. Teknoloji de 17-18 yıllık
mental: Ama 18 yıldır geliştirilen kısmın daha eski bir süreci var.
mental: Bunu herkes bilmez: Burada kullanılan teknolojinin esası; MUSE, MUSH MUD sistemlerine dayanır.
mental: Eğer 88 sonrası İTÜ EEF yada UUBF öğrencisi birine bunu sorarsanız
mental: Size o teknolojilerin temellerinin İTÜ'de atıldığını söyler.
mental: Avatar'a gelince: Senaryo, görsellerin estetiği,
mental: yada filmin kurgusu için SERDAR ile aynı fikirdeyim.
mental: BASİT VE SIRADAN
mental: Ama kullanılan teknoloji?
NautilusPro: Merhaba arkadaşlar
Kircicegi: merhaba nauti

Verimlilik

    Verimlilik, alt anlamları çok olan terimlerden. Ama esas olarak iki anlamı var.

    Birincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkileyen (özne) taraf için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetenin eylemlerinin değeri ile ilgili. Yani doğrudan elde edilmesi kolay. Aksiyonun durumunu ifade ediyor.

 

    İkincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkilenen (nesne) taraf için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetilenin eylemlerinin değeri ile ilgili. Yani doğrudan elde edilebilmesi zor. Tepkinin durumunu ifade ediyor.

    İş hayatındaki etkisini göz önüne almakta olsak da, hayat ve hayal edebildiğimiz tüm sistemler, bu etken-edilgen ilişkisinin doğru şekilde işlemesine muhtaç.

    Sistemlerin bu iki tarafı, ince bir çizgi ile ayrılan hassas bir dengeyi oluşturuyor.

Etkenin verimliliğine liderlik, edilgenin verimliliğine ise toplam kalite diyoruz. Ama bunları bir arada düşünmek, tek “sistem” olarak bütünleştirmek, yeni bir buluş gibi önümüze sunuluyor.

   Üç lafımızdan birini döndürüp dolaştırıp, getirip, bağladığımız “batı”, önümüzde örnek sistem, doğru olduğuna inandığımız model olarak duruyor. Sorgusuz-sualsiz, plansız-programsız, gözleri bağlanmış bir kurbanlık gibi yürüyoruz batı olduğunu sandığımız bir yolda. Batı dediğimiz toplumlar da imrendiğimiz durumlarına bizler gibi zorluklar ve acılar içerisinde uzun bir süreç geçirdikten sonra ulaştılar. Bugün iyi bir şeyler olmuşsa bunu o günlerin acılarına borçlular.

İlk adımları, binlerce yıl öncesinde, zamanın filozoflar tarafından atılan sistem ve doktrinler günümüz dünyasında etkinliğini hala koruyor. Yaşadığı çağda bilimlerin birbirinden ayrılmadığı bir ortamda karmaşa ve düzensizliğin tam ortasında doğmuş. Çevresindeki düzensizliğin ve sistemsizliğin farkına vararak hem eğitimini hem de o eğitimden aldıklarını en iyi şekilde kullanmanın bilincine varabilmiş bir bilgin: Demokritos. (MÖ 460-370)

 

    En az onun kadar etkileri günümüzde devam eden başka bir filozof da Aristoteles. Bilgi ile hurafeyi, gerçek ile hayali biri birinden ayırmayı başarmış. En önemlisi de bu başarısını başkaları ile paylaşmış, tartışmış ve öğretmiş. Çağının en önemli bilginlerinden Platonun öğrencisi olmuş. 20 yıl öğrencisi olarak yanında yetişmiş. Sonuç olarak sistem ortaya çıkartabilme şansını eline geçirmiş. İlgi alanı olarak ‘doğa’, o gün için seçilebilecek en iyi tercih olmuş. Doğayı, kuralları ve olayları ile bütün olarak düzenlemek yolunda çalışmalar yapmış. Doğadaki her şeyin değişik guruplarda bir araya geldiğini göstermeye çalışmış. Tüm olaylara birer sebep sonuç ilişkisi oluşturduğunu düşündü. Bu sebep sonuç ilişkisinin kurallarını koymakta sakınca görmemiş. Mantık kuralları oluşturmuş.

 

   Aristoteles (MÖ: 384 - 322), asıl ününü kendi döneminden sonra batı toplumunda egemen olan ve yönetimi elinde tutan kilise burjuvazisi tarafından benimsenmesine borçludur. Kilise, 1500 yıl kadar süren bir dönem boyunca karşısına çıkan her türlü ilerleme ve gelişme önerisini, aslında hiç ilgisi olmadığı halde, ucundan-kıyısından ilişkilendirip, Aristoteles’in düzenlediği sistemle kıyaslıyordu. Karşılarına çıkan her türlü yenilik, engelleniyordu. Mazeretleri: ‘Aristoteles öğretisine uygun olmamak!’ Sonuçta reddediyordu.

 

   Kiliseyi elinde tutan kutsal kesim, elindeki iktidarın nimetlerine öylesine bağlanmıştı ki, adeta sahibi olduğu halkın hayat kalitesinde yaşanan düşüşün farkında bile değildi. Yönetme işini elinde tutanlar, yönetme işini beceremiyordu. Sonuç olarak batı, yerinde duruyor, daha da kötüsü her geçen gün bir batağın içine gömülüyordu. Artık başıbozukluk, düzensizlik, zorbalık, yoksulluk ve fakirlik hayat şekli haline geldi. Kiliselerde kendi kapalı dünyalarında saltanat sürmekte olan az sayıda insan olup-bitenden habersiz yada ilgisiz yaşamını sürdürmekteydi. Orta çağın karanlığı kutsal kesimin kapısını da çaldığında, bıçak kemiğe dayandığında, başka çareleri kalmadığında yönetmek zorunda olduklarını ve oturdukları tahtlarda bir görevlerinin olduğunu fark ettiler. (Vurdumduymaz ve umursamaz hallerine devam etme şanslarının son noktasına kadar kullanmışlardı.)

 

    Rönesans, başlangıcından 230 yıl önce, kilisenin bu uyanışına dayansa da asıl başlangıç tarihi toplumun uyanışında gibi düşünülür. Ama Avrupa’nın yaşadığı değişimin başlangıcı haçlı seferleridir. Kilise, haçlı seferleri diye bilinen Kudüs yolculuğuna izin vermeseydi batının bir Rönesans tarihi de olmayacaktı. Sonuçta çıkarları uğruna yaptıkları engellemeleri yine çıkarları uğruna sona erdirdiler...

 

    Batı, Selçuklu ve Osmanlı kültürünün zirvelerinde olduğu bir dönemde Anadolu kentlerinden ve kültüründen etkilenirken sosyal hayatın dinamizmi ve renkliliği hayranlıkla karşılandı. Öğrenme güdüsünü tetikleyen hayranlık, batının bugüne kadar devam eden yükselişinin de başlangıcı oldu.

 

    Aslında haçlı seferleri sırasında batıda başlayan toplumsal bir eğitim hamlesinin ilk kıvılcımlarını ateşleyen Anadolu insanının kendisiydi. İçin-için yanan batı, bütün bu uyanış evresinin zirvesi 18nci yüzyılın son çeyreğinde Fransa’da ulaştı. Kıvılcımlar alevlendi. Batı, dumanların arasından sıyrılıp demokrasi denilen sistemin çevresinde tekrar ayağa kalkıp dans etmeye başladı.

 

    Topraklar, aynı topraklar; insanlar aynı insanlardı. Değişen tek şey yönetebilen yöneticilerin var olmasıydı. Yönetme işi ehil ellere geçmişti. Yada yöneticiler ehilleşmişti... Sonrasındaki 200 yıl içerisinde her geçen gün katlanarak artan gelişme; sanayii ve teknolojiyi yarattı.

 

   Batı bu kader değişimini yaşarken bizler de sanki aynı simetride her geçen gün daha da geriye gitmeye başladık. Ta ki o ana kadar: 

*
*   *
 

   Bir süredir İstanbul, İngiliz donanmasının gemileri tarafından kuşatılmıştı. İstanbullular sabah kalktıklarında boğazda balıkçı tekneleri ve çevresindeki martılar yerine dev demir yığınları ve tüten bacaları ile karşılaşıyordu. İlk gördüklerinde şaşırdılar. Belki de korkuyla yutkundular. Sıkıntı basmıştı içlerini... Sadece bir kişi rahattı. Biraz da öfkeli. Elleri pantolonunun ceplerinde. Bir ayağı ile rıhtımdaki babalardan birini ezercesine... Yanındaki arkadaşına üç kelime söyledi: “Geldikleri gibi giderler.”

    O anda bilse karşısında duran koca donanma!

    Kaderleri o adam!

    Kaderi o kadar yakınlarından geçiyor.

    Durmazlardı herhalde!

    Ama kader bu engel olunamaz.

    Üç asırlık bir mağlubiyetin son dakikaları...

    O anda, orada bir milletin kaderi değişiyor.

 

    Vakit yok. Batının uzun yolculuğu tekrarlanamaz. Az zamanda büyük işler yapmak lazım. Asırları bir ömre sığdırmak lazım. Planlar yapılıyor, Bandırma’nın güvertesinde.

    Asırlar, tam 19 yıla sığıyor. Yöneten iyi yönetince oluyor. Yönetilen de seviyor bu işi. Ayağında, üstünde yok. Ama yüreğinde var. O yetiyor.

     Kucak dolusu para ile yapılamayan, yürek dolusu umutla oluyor.

     Bir de üste umut kalıyor. İlkinden de çok!

     Umutla oluyor tohumlar ağaç.

     Bir ömre sığdığıyla kalıyor.

  

     Başarıyor isteyince...

     Çünkü yönetici yönetmeyi biliyor.

 

     Hep sevgi ile kalın.

     Murat SEVGİ

 

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.
ramozzt kullanıcısının resmi
mental Senin yazdığın yazılar ramozzt tarafından Sal, 05/26/2009 - 16:57 tarihinde gönderildi.

mental
Senin yazdığın yazılar bu sitede en çok okunan yazılar olduğu halde bir tane yorum bile yapılmaması sence de garip değil mi?
Yoksa senin yazılar bu siteyi aşıyor mu?
Diyeceksin ki sen niye yorum yapmıyorsun. Hadi itiraf edeyim beni aşıyor.

mental kullanıcısının resmi
Ramozzt, Birincisi, yazdığım mental tarafından Çrş, 05/27/2009 - 00:22 tarihinde gönderildi.

Ramozzt,

Birincisi, yazdığım yazıları okunmasın diye yazmıyorum.
Herkes gibi okunmak isterim.

Ama
1: Yazıların (dolayısı ile sitenin) reklamını yapıyorum.
2: Arasında ulusal gazetelerinde bulunduğu bir gurup sitede linkleri ekliyorum.

3: Böyle bir giriş durumunda üyelik olmayınca yorum da yazılamıyor.

İkincisi, yazarların çoğu bu aralar yazıyı bırakıp gidiyor.

Eylül-ekim dönemindeki hareketli dönemleri arıyorum.

En çok yorum alanlar listesine bakarsanız, o listenin 5 -6 aydır değişmediğini görürsünüz.

Orada da 20 - 25 yorum almış yazılarım var.

Ne yazıkki sayfanın sağ tarafındaki TOP10[yorum] listesinde olanların çoğu artık yazmıyor.

Bence; listeye yazarların girebilmesi için yazı yazanların da (birbirlerinin) yazılarını okuması lazım.

Murat SEVGİ

mental kullanıcısının resmi
Ramozzt, Başka bir konu mental tarafından Çrş, 05/27/2009 - 00:24 tarihinde gönderildi.

Ramozzt,
Başka bir konu da:
Temmuz 2008 tarihinden bu yana,
150 civarında yazım (bu sitede) yayınlandı.
Bunlardan 20-30 tanesini başlıbaşına yazı niteliği taşımadığı için ayırırsak,
yaklaşık 100+ yazı ekledim.
Bu sayılar Onverita için iyi değerlerdir.
zaten birkaç yazar hariç bu sayıları geçecek pek üretim de yok.

* * *
Son olarak yazılarımın siteyi aşması konusuna gelince:
O sizin şahsi görüşünüz.

http://blog.milliyet.com.tr/muratsevgi
sitesinde de aynı yazılar aynı tür okurlar ile karşı karşıya.
Ortalam 500+ tıklama ve 100+ yorum yapılıyor.
Onverita ile milliyet arasında populasyon farkı varsa bunu açıklayın o zaman?

Murat SEVGİ

mental kullanıcısının resmi
Ramozzt, Siteyi aşan yazılar mental tarafından Çrş, 05/27/2009 - 00:33 tarihinde gönderildi.

Ramozzt,
Siteyi aşan yazılar var elbette.
Mesela;
CYBORG, Onverita'ya 12 yazı yazmış.
Toplam 18 yorum yapılmış.
Şu anda sitedeki yazıları için cyborg'ün tıklama ortalaması 200 civarında.

Ama sitenin 6-7 ay önceki hareketli günlerinin ortalamaları bunlar.
Peki şimdi:
Cyborg'ün yazıları mart-nisan-mayıs döneminde 12 yazı toplam 70 defa tıklanmış.
Yani yazı başına 6-7 tıklama!
Ben siteyi aşan yazı demiyorum da,

Eski OnVerita'ya ne oldu diyorum.
Sen ne dersin?
Murat SEVGİ

http://www.onverita.com/blogs/cyborg

mental kullanıcısının resmi
Ramozzt, Aklıma gelmişken bir mental tarafından Çrş, 05/27/2009 - 00:38 tarihinde gönderildi.

Ramozzt,
Aklıma gelmişken bir de eski yazarlardan bahsedeyim.

Mesela Zuhal hanım, (yorum rekortmeni)
Pelin (Kahkaha makinesi)
Beran (Ağır abla)

Yada Diyojen ile Sinan Dirlik'in atışmalarını özledik.
Yada hiç yazı yazmayan Gareng'in ağır yorumlarını....

Yani 1 yılını doldurmamış OnVerita'nın küllenmiş ve mazi olmuş sohpet odası gibi yorumlarını...
Ama sorun sitede değil.
Site aynı site. (Hatta daha da iyi)
Ama sorun yazarlarda. (Yada yazmayanlarda)

Herkesin keyfi bilir...

Murat SEVGİ

ramozzt kullanıcısının resmi
mental Yazdıklarının hepsine ramozzt tarafından Çrş, 05/27/2009 - 10:50 tarihinde gönderildi.

mental

Yazdıklarının hepsine katılıyorum çünkü benim senin yazına yapmış olduğum yorumda da bunları demek istediğimi, ama yeterince konuyu açmadığımı bir kere daha okursan farkedeceksin.
Uğur Erhan geçenlerde editörlere bir mail çekti ve yazarların yazı yazmadığını ama nedense sitenin sağ tarafında yazar olarak isimlerinin kalıcı olarak neden kaldığını belirtti.
Serdar da o maile kısa bir cevap vererek o maili tekrardan hem editörlere hemde yazarlara tekrar gönderdi. Ama ne yazık ki şu ana kadar bir tek satır bile cevap yazılmadı.
Serdar yazı yazmayanların ismini sileceğim demesine rağmen mesela hala o kişilerin isimleri silinmedi. Buna kendiside dahil. Onverita kurulduğundan bu yana sadece bir tane yazı yazdı Serdar. Tamam şimdiye kadar sitenin alt yapısı ile uğraşıyordu işleri yoğundu. Ama bir sayfalık yazı yazmak çok zor olmamalı. Zamanın yok mazereti tıpkı "hiç zamanım yok şekerim kitap okuyamıyorum" mazereti gibi olur, bu da asla kabul görmeyecek bir mazerettir.
Evet onverita eski onverita bunda haklısın. Yine kimse kimseyele iletişim kurmuyor, kimse kimsenin yazısını okumuyor, kimse hiç kimseye yorum yapmıyor, öylece yuvarlanıp gidiyor. Eğer yokuşun başında olmasa bu site inan yuvarlanacak yolda bulamayacak.
Onveritada değişen tek şey sayfa düzeni. Başkada değişen hiç bir şey yok.
Benim yazdığım yazılar seni aşıyorya o senin sorunun gibi bir anlama çıkacak ince sitem göndermişsin. Benim demek istediğim senin yazılarının bu siteye fazla geldiği veya Milliyet blog ile Onverita arasında bir kıyaslama yaptığım falan değil. Ayrıca milliyet blogunda ne kadar sansürcü ve ehlikeyif bir site olduğu Diyojen'in bir yazısından açık ve seçik şekilde öğrendik.
Benim demek istediğim yazmış olduğun son derece bilgilendirici ve öğretici yazılarının bu sitede en çok okunan yazılar arasında olduğu halde hiç bir tane yorum yapılmamayışı. Mesela bu yorum yaptığımız yazı 200 küsürleri aştığı halde bir tane yorum yok.
Bunun sebebi yazılarının çok bilimsel olduğu da olabilir veya bazı insanların sırf kitap okumak için kitap okuduğu anlayışı gibi mental yazmış bir bakayım anlayışımı var.
Tabii şu konuda da haklısın üye olmayan kişilerin yorum yapma imkanı olmadığı için onveritanın yorum akışı çok kısır kalıyor. Hiç kimse okuduğu bir yazıyı yorum yapmak için herhangi bir siteye üye olmak zorun değil.
Okuduğum günlük bir gazetenin köşe yazarına düşüncelerimi belirtmek için o gazeteye nasıl üye olmak zorunda değilsem, bir sanal sitenin yazarına da yorum yapmak için o siteye üye olmak zorun değilim.
Mental, kısacası ikimizde aynı şarkıyı söylüyoruz aramızdaki tek fark sen gitar ile söylemeyi ben ise bağlama ile söylemeyi tercih edişimizde. Enstürümanlar farklı olunca elbetteki bazı yorum farkları da olacaktır.
Saygılar.
ramozzt

mental kullanıcısının resmi
Ramozzt, Yazında mental tarafından Çrş, 05/27/2009 - 16:12 tarihinde gönderildi.

Ramozzt,
Yazında belittiklerin hakkında diyecek, pek bir şeyim yok.

Ama şunu belirteyim.

Bu sitede 1 taneden fazla yorum alan, neredeyse tüm yazılarda yorumlarun tümü tartışma içeriklidir. Ve altına eklendikleri yazı ile ilgili değildir.

Mesela; 15-20 yorum almış birçok yazım var.
Yorumlar yazı ile ilgili değil.

Sinan Dirlik/ Diyojen arası tartışmalar çoğu yazarın yazısının altında var.

Bir de yazı yazmamak olayında taraf olarak kendimi de görüyorum.

Çünkü yazı yazılmasını istiyorum.
Ama isim belirterek, yazı yaz deme hakkımızın olduğunu düşünmüyorum.

Mesela, gareng niki ile siteye gelen bir arkadaşımız, hiç yazı yazmadığı halde sayfalar dolusu yorum yapıyordu.

Yada ben, milliyetteki yorumlarımı birleştirip yazı haline getiriyorum.
Bu yazılar gazete yazısı haline de geliyor.

Serdar niye yazmıyorsun?

Deme şansı kimsenin yok.

Yazılarımda "Bence" demekten özellikle kaçınan biriyimdir. Ama; bence kimin ne yazacağına kimsenin karışmaya hakkı yok.

Selamlar.

Murat SEVGİ

SERDAR kullanıcısının resmi
selamlar: Kendi adima cevabim SERDAR tarafından Çrş, 05/27/2009 - 16:28 tarihinde gönderildi.

selamlar: Kendi adima cevabim su: Kendi adımı yazarlar listesinden çıkardım ve bu olayı birkaç gün oluyor. Sahi bu yorumu yazmadan önce buna baktınız mı? İkincisi, editorler arasındaki yazı size nasıl ulaştı?Üçüncüsü, yazı yazdığı halde hakkı yenen kimse var mı? Burası ahde vefa gösteren bir sitedir, ve eskilerin yerine birilerinin geçmesi için en azından yeni gelenlerin yeterince aktif olmaları gereklidir. Yeterince aktif olanlar zaten elden geldiğince yazar listesine alınıyor. Kaldi ki yazar listesine alınıp/alınmamanın çok önemli olduğunu sanmıyorum. Yeter ki burada yazanlar, yazıların altındaki Yazıyı paylaş aracı ile yazıyı paylaşmaya çalışsınlar yeter.

ramozzt kullanıcısının resmi
Serdar bey, Bakın şu anda bu ramozzt tarafından Çrş, 05/27/2009 - 16:41 tarihinde gönderildi.

Serdar bey,
Bakın şu anda bu yorumu yazarken aynı zamanda da sizin yazarlar listesinde adınız gözümün içine içine bakıyor.:)))))
Teknik bir arıza var sanırım, tam yerine geldi manzara koyduk diyeceğim ama umarım alınma olmaz.:))))))
ramozzt

SERDAR kullanıcısının resmi
O zaman iki şey belirteyim: SERDAR tarafından Çrş, 05/27/2009 - 17:46 tarihinde gönderildi.

O zaman iki şey belirteyim: yazar listesinde olurum olmam, bu benim alacağım karardır. İkincisi, bana herhangi bir bölüm soyleyin bolumu tıkladığınızda yazar listesinde beni görebileceğiniz? Sizin değindiğiniz konu bir yazılımsal, giderilmesi gereken bir hatadır. Yoksa hiçbir bölümde yazar olarak yokum.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
CAPTCHA
Virus saldırılarına karşı otomatik yazılımlara engel olmak için konuldu, uğraştırdığımız için kusura bakmayın.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.