O. Suat Özçelebi günlüğü

Sinema bir sanattır, sigara yasağına kurban edilemez!

 

 

Artık tahammül edemiyorum. Sevdiğim sanatçıların ağzında sallanan çiçeğin ardından duman tüten filmlere. Buzlanmış, mozaiklenmiş garip suratlara, ellere, sigara içilen her sahneyi izlenemez hale getirip, bizi sevdiğimiz filmlere, sanatçılara yabancılaştıran, hepimizin ama en çok çocuklarımızın zekasına hakaret eden filmlerdeki “sigara yasağına” artık katlanamıyorum.

Her gün 8 milyon kişiyi öldürüyor!

Uzun zamandır, izlediğim en başarılı video. Tüm insanlığı ilgilendiren bir konunun etkili bir biçimde sunulduğu bu "video"da, her yıl 8 milyon insanı öldüren "katili" izleyeceksiniz.  

Her dakika, 15 kişiyi öldürüyor. AIDS, kanser, savaşlar nedeniyle ölenlerden, daha fazla insanı kaybediyoruz, onun yüzünden... İzleyin bu "katili" teşhis edin!

 

http://www.dailymotion.com/video/xcw00q_solidarites-international_creati...

 

 

 

Kuyu

 

ETKİNLİK DE ETKİNLİK!

 Uzun zamandır tuhaf bir baskı hissediyorum üzerimde. Hani yerinden kıpırdamayan biri olsam diyeceğim ki, insanlar, bu yazan çizenler haklı. Birçok şeyi kaçırmamaya, izlemeye, okumaya “kodlanmış” zihnim, zaten yeterince aktif olmama yol açıyor.

SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ GÖNÜLLÜLERİ BASIN AÇIKLAMASI

 

 

Dünyanın en pahalı pasaportlarında gerçekleştirilen indirim yeterli değil!

 

Anayasal hakkımız seyahat özgürlüğünü çiğneyen yüksek pasaport ve harç ücreti uygulamalarını kınayan “seyahat özgürlüğü gönüllüleri”, bu ücretlerin dünya ortalaması olan 50 dolar düzeyine indirilmesini talep etmektedir.

Müşteri değil, Yurttaşıyız!

1 Haziran itibarıyla artık bizim de dünyanın diğer ülkeleri gibi biyometrik/çipli pasaportlarımız oldu. Dünyada biyometrik pasaportu olmayan üç ülkeden biri Türkiye’ydi. Diğerleri Hindistan ve Bangladeş. Her türlü kimlik bilginizin bir çipte yer aldığı, güvenli, teknik standartları yüksek ve ülkelere giriş işlemlerinde büyük kolaylık sağlayan bu pasaportların Türk vatandaşları için diğer dünya ülkelerinin hiçbirinde olmayan büyük bir özelliği daha var: Dünyanın en pahalı biyometrik pasaportları bunlar.

Dünyanın en pahalısı
Dünyada biyometrik pasaport ücretlerinin ortalaması 45-50 dolar düzeyinde. Avrupa, Asya, Amerika hangi kıtada olursa olsun, tüm ülkeler yurttaşlarına 5-10 yıllık pasaportları ortalama bu ücretlerle sağlıyor. Türkiye ise 500 doların üzerinde bir ücret istiyor.

Bu konuda çarpıcı örnekler vermek mümkün. Pasaportların yaklaşık fiyatları ABD, Almanya ve Japonya’da 100, Danimarka ve Norveç’te 150, Kanada, Şili ve Fransa’da 75, Hollanda ve Portekiz’de 60, Brezilya’da 40, Çin’de 38, Mısır, Macaristan ve Arjantin’de 25, Venezuela ve İspanya’da 20, Hindistan ve Endonezya’da 22, Rusya ve Umman’da 15, Filipinler’de 10, Kenya’da 6, Lüksenburg’da 5 ABD doları. Ermenistan’da ise ücretsiz.

İsrail halkına…

Fırsat, Performans ve Kılıçdaroğlu

 

Madenciyi madende unutmak...

Zonguldak Gelik maden ocağında büyük bir maden "kazası" daha yaşadık. Madende mahsur kalan 30 maden işçisi için umut değil, aslında büyük bir umutsuzluk içinde süren bekleyiş son buldu. Ve hepsinin öldüğü anlaşıldı.

Baykal’ın istifa stratejisi

“Bu bize, ailelerimize, namusumuza, şerefimize, özel hayatımıza, mahremiyetimize karşı bir saldırı ve alçakça bir iftiradır. Bu montajlanmış görüntülerle iddia edilmek istenen her şey yalandır. Ben ve Sayın Baytok bu iftira ve komployu açıkça ortaya koymak için bunu yapanlarla her düzeyde hukuki mücadeleyi yapacağız. Bunun arkasında kim varsa ortaya çıkarmak için her türlü girişimde bulunacağız. Bu komplodan medet umarak beni partimin başından uzaklaştırmak isteyen kim olursa olsun, sonuna kadar mücadele edecek ve hesaplaşacağım.”

 

Demedi, Baykal.

 

3 gün bekledi. Düşündü, izledi, tepkileri okudu, kendisini arayanların sözlerini değerlendirdi. CHP yönetimine kendisine "suikast" açıklaması yaptırdı. Sonra basının karşısına geçti, konuştu. 

 

Ne dedi: “Ana muhalefet liderine yönelik bu kadar kaba kanunsuzluk, bu kadar kaba ahlaksızlık, bugünlerin ortamında iktidarın bilgisi ve onayı olmadan gerçekleştirilemez, piyasaya sürülemez.”

 

SİİRT RAPORU İÇ KARARTICI!

Yoğun ve hızlı akan gündemimiz Siirt'te yaşanan trajedileri medyanın başlıklarından indirdi. Hatta o kadar ki TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül'ün, çocuklara yönelik iki ayrı taciz ve tecavüz olayının ortaya çıktığı Siirt'te yaptığı incelemeler sonrası hazırladığı rapor birçok gazetede yer almadı bile. Bu da çok temel ve genel bir sorunumuzun göstergesi.

Sadece Siirt değil Türkiye dökülüyor

 Siirt’te 4 ilköğretim öğrencisi kız çocuğuna yıllarca süren tecavüzlerin haberi ardından 5 gün önce yazdığım yazıyı şöyle bitirmiştim:"Siirt’in “çocuklarından” bile değerli gördüğü “sırı” döküldü. Acaba bu olay başka “sırların” iyice ortaya dökülmesine yol açabilecek mi? “Orda kimse var mı?” diye haykırmak için acaba kaç çocuk, kimsesiz, eğitimsiz yoksul kızımız, eğitimli, yüksek gelir, mevki sahibi vicdansızların insafına terk edilmiş, bir “gazeteci” bekliyor?"

 

Çok sürmedi. Herkesin ama herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesine yol açacak olaylar açığa çıkmaya başladı. Üstelik, biri yine Siirt'te 1 yıl önce yaşanmış, iki ve üç yaşındaki iki çocuğa tecavüz edip birini öldüren 9 "çocuk" haberi... Burada bir "pedofili"den de söz etmek mümkün görünmüyor. Devlet yetkilileri bu olayla ilgili her türlü çalışmanın yapıldığı, çocukların, mağdurların rehabilitasyonunda son aşamaya gelindiği yönünde açıklamalar yaptılar. Ancak bugün öğreniyoruz ki, bu şuçu işleyen tüm çocuklar serbest, savcılık olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen daha iddianame bile hazırlamamış...

 

Siirt’in “sırı” döküldü

 Siirt’te 4 ilköğretim öğrencisi kız çocuğuna tecavüz haberi, dün gazeteyi elime aldığım anda donup kalmama yol açtı.  Gün içinde de 23 Nisan kutlamaları için toplanan çocukların seslerini duydukça sık sık aklıma geldi. Kendi kendime söylenmek yerine, Hürriyet’in manşetini paylaştım üyesi olduğum internet ortamlarında, herkesle.

Tanrının gittiği gün

 Bir film, çok ödüllü. İstanbul Film Festivali'nin İnsan Hakları bölümünde yarışıyordu.

 

1994 yılında dünyanın kayıtsız kaldığı ve modern dünyanın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne imza koyduğu, "Birleşememiş Milletleri" kurduğu tarihten bu yana, göz yumulan en büyük soykırım hakkında... Ruanda'da yaşananlar hakkında...

 

1 milyona yakın, çocuk, yetişkin demeden günlerce süren katliamlarla yok edilen insanlar hakkında...

 

 

Seçmene e-posta göndermek artık yasak!

 

Seçim yasasında değişiklikler yapılacaktı. Özellikle yeni teknolojik gelişmelerle, internete ilişkin önemli ve ileri düzeyde adımlar atılmasını içeren bir yasa teklifi verilmişti. Her şey çok güzel başlamıştı. Güzel de gidiyordu.

 

 “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri” nden AK Parti Ankara Milletvekili Haluk İpek'in sunduğu Kanun Teklifi'nde 28 madde yer alıyordu.  Anayasa Komisyonu'nda görüşülen ve TBMM Genel Kurulu'na sevk edilen Teklif'te ise 34 madde yer aldı.

 

Ancak Anayasa Komisyonu'nda yapılan çalışmalarla, üstelik kimse itiraz etmeden, Meclis'e sevk edilen yasa teklifi ittifakla şu hale dönüştü:

 

MADDE 5- 298 sayılı Kanunun 55/A maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde

eklenmiştir.“Basın, iletişim araçları ve internette propaganda

TURKCELL'in "çekim gücü"!

 
Emniyetin geniş çaplı "telekulak/dinleme" operasyonu ünlü eski futbolcu, TV yorumcusu Rıdvan'ın üzerine yıkılmak üzereydi ki, medya "reklam" derdinin biraz dışına çıkıp insafa geldi. Ve sonunda "Telekulakcell" operasyonunda Turkcell'in içinden ciddi düzeyde "yardım yataklık" edildiği de yazılmaya, gözaltında birçok şirket yetkilisi olduğu söylenmeye başlandı.
 
Hürriyet başından beri haberi gerçek yönleriyle değerlendirse de, genelde tüm basın yayın organlarımız, televizyonlarımız  "Rıdvan, Tanju'yu dinletti" açısından haberi görmekte ısrar ettiler. Kimselere, hiçbir kuruma, kişiye göstermedikleri özeni ısrarla "Turkcell"e gösterdiler. "İlkeli" yayıncılık örnekleri sergilediler!
 
Elbette Turkcell yetkilileri ne kadar bu işin içinde, kurumsal sorumluluk ne düzeyde yargılama sonucu ortaya çıkacak. Ama neredeyse her haberde Turkcell'den "bir GSM şirketi" olarak bahsedilmesini, Turkcell'in "çekim gücü"ne bağlamamak da mümkün değil.
 

Pasaport zammına tepki büyüyor!

Pasaportların AB'ye uyum sürecinde "çiplenmesi" ve zaten çok yüksek olan ücretlerinin ciddi düzeyde artacağı haberleriyle birlikte, "seyahat özgürlüğünü" önemseyenlerle, bu duruma karşı ortak bir tepki oluşturmaya çalışıyorum(z).

 

"Seyahat Özgürlüğümüzü geri istiyoruz" adıyla kurduğum Facebook grubunun üye sayısı hızla artıyor. 3-4 günde 350 kişiyi geçti. Aynı adla kurulan blogun ziyaretçi sayısı da giderek artıyor, o da 300 kişiyi geçti.
Şimdi bu katılımı sonuç alabilmek için "sanal" dan gerçeğe, doğru hedeflere yöneltmek, taşımak gerekiyor.

Bu amaçla bloğa bir banner yerleştirdim. Üyelere de duyurdum. TBMM'deki yer alan yaşadıkları illerin milletvekillerine bu "fahiş" fiyat artışlarını duyursunlar diye.

Ayrıca grup üyesi bir dostumuz kanalıyla, Gezginler Derneği Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural ile de görüştüm, onlar da üyelerine bu durumla ilgili bir bilgilendirme yapacaklar, haftaya gerçekleştirecekleri toplantıda da pasaport zamlarına dikkat çeken bir açıklama yapacaklar.

Konuyla ilgili diğer STK'ları da bilgilendirmek ve harekete geçirmek, bireysel girişimleri, medya düzeyinde de artırmak gerekiyor.

TÜSİAD da sonunda gerçeği gördü

Dün bu konuları yıllardır birlikte tartıştığımız arkadaşımın telefonuyla öğrendim, TÜSİAD'ın "hidayete" erişini... Yıllar sonra Türkiye'nin bu temel sorununa TÜSİAD'ın ilk kez bu kadar "açık" bir biçimde dikkat çekmeye çalışması, beni oldukça heyecanlandırdı.

Anayasa yap(ama)mak...

 Anayasa tartışmaları, değişiklik "taslağı" açıklanınca ülke gündemini kapladı. Taslak birbiriyle ilgili ilgisiz içinde her şeyin olduğu bir alışveriş torbası niteliğinde: Kadınlar-çocuklar için pozitif ayrımcılıktan, 12 eylül darbecilerini koruyan maddenin kaldırılmasına, HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısından yurtdışına seyahat hakkına, siyasi partilerin kapatılmasına kadar 21 başlık içeriyor.

 

Birçok önemli başlığına rağmen, daha çok "yargı reformu" bölümünde tartışma yoğunlaşacak görünüyor.

 

Taslağın ana hedeflerinden biri olan yargı kurumları bile ya internetten ya da basından edindikleri dokümanı ölçü almak zorunda kaldıklarından yakınıyorlar. Anlaşılıyor ki yüksek yargı kurumlarının hiç birine "nezaketen" bile önceden bu taslaklar ulaştırılmamış.

 

Ancak hükümet "bugün" basın mensupları için özel bir bilgilendirme toplantısı yapabiliyor.

 

Her şeye rağmen herkes düşüncelerini tek tek açıklıyor. Yargı kurumları başkanları bile basın toplantıları düzenliyorlar.

Diyojen'e

Tanışma fırsatı bulamadığımız, yüz yüze gelemediğimiz, hatta sesini bile hiç duymadığımız birçok insanla sanal ortam sayesinde ilginç ilişkiler kurup, bir tür iletişim tabanlı, sınırlı alanlara odaklı paylaşımlar gerçekleştirebiliyoruz.

 

Son 10-15 yılın hayatımıza getirdiği bir ilişki/iletişim biçimi. Benim yaşımda olanlar için, yaşananların farklılığını hissetmek, bazen anlam vermekte zorlanmak daha mümkün.

 

Bu ortama doğan, klavye, ekran, internet hayatlarında doğdukları günden, akıllları kemale erdiği dakikadan itibaren bulunan kuşaklar için ise her şey daha "doğal"...

 

2 gün önce kaybettiğimiz Kemal beyle (Diyojen/Gaffar Abla) iletişimimiz de sanal ortam sayesinde gelişti. Önce bir blog sitesi Onpunto'da birçok kişi ile birlikte yazıyorduk, Onpunto kapanınca Onverita'da o da ben de yazmaya başladık. Ortak dostlarımız vardı. Kendisiyle ilgili daha çok bilgi alma şansım da oldu. Üstelik 3-4 yıldır tatillerimi geçirdiğim Datça'da yaşıyordu. Ama bir türlü görüşme fırsatı yaratamamıştım. Bu yaz mutlaka görüşürüm, diye düşünüyordum, Azrail izin vermedi!

 

Bir kez daha anladım ki, ertelemeyeceksin.

 

Kadınların “yaşam hakkı” yok!

Kadınlar, gazetelerin çoğunlukla 3. sayfasının manşetlerinden inmiyorlar. Şiddet, cinayet, acımasızlık ve yaşadıkları terörle…

 

Şiddetin dozu, kadınları birinci sayfaya taşımaya yetiyor. Ama harekete geçmesi gerekenlere, kadınların birinci sayfadan çığlık çığlığa bağırması yetmiyor.

Çay fincanında dünya liderleri...

 

 

Bu da oldu. Çay fincanınızda dünya liderlerini ya da İngiliz Kraliyet ailesini artık ağırlayabilirsiniz. Üstelik çok rahat kuruluyorlar fincanınıza, kiminin yüzünde sıcak kiminin donuk bir gülümseme ile...

 

Yaratıcılığın sonu olmadığını, bu çay poşetleri bir kez daha gösteriyor. Hoş, kimileri bu poşetleri "münasebetsizliğin" son numunelerinden biri olarak da görebilir.


Çayınızı yudumlarken, parti liderlerini, devlet başkanlarını karşınızda ne kadar görmek istersiniz bilmiyorum. Hele bizimki gibi sert, kıyasıya süren bir siyasal mücadele ve kamplaşma içinde siyasi liderlerin fincanlara ya da çay bardaklarına konuk olma şansının olduğunu pek sanmıyorum. Fanatikleri dışında elbette...


Aslında siyasal iletişim açısından, özellikle seçim kampanyaları döneminde üretilen yüzlerce çeşit promosyon malzemesini düşününce, bu çay poşetlerinin, diğer kampanya malzemeleri arasında boy göstermemeleri için de fazla sebep yok. Medyanın siyasal magazin olarak yansıtabileceği bir habere rahatlıkla kaynaklık edebilirler.

Siyasi liderlerden başka yapacak bir şey bulamamışlar mı diye de fazla endişenmeyin. Çay poşetlerinde tasarımın gerçekten sonu yok, aşağıdaki örnekler sanırım bu tezi yeterince destekliyor.


Beynin bu serbest salınımları, sanat yönetmenlerinin, tasarımcıların özgür uçuşları, yaratıcılıkları hayatımıza vazgeçilmez hoşluklar katabiliyor. Kimi zaman hayranlık, kimi zaman şaşkınlık, kimi zaman da küçük bir tebessümle izlediğimiz...

 

 

 

İbret, ders değil, örnek alınmak...

 

 

Depremin faturası kerpiç evlere kesildi. 10 yıllardır fay hatlarının üzerinde duran kerpiç evin, durduğu gibi durmasına izin verenlere değil...

Sulu şakadan gerçeğe...

Gündemin hızla değiştiği Türkiye'de söylenen kimi önemli sözler, restleşmeler çoğu zaman bir daha hatırlanmıyor. Kimse de "ne söylenmişti, tartışma bir sonuca bağlanmış mıydı" diye geri dönüp bakmıyor.

 

Bugün Hürriyet Gazetesi'nde Yalçın Doğan, fikri takibin güzel bir örneğini verdi. Köşesinde CHP lideri Deniz Baykal'ın Başbakan'a yönelik söylediği şu sözlerini hatırlattı:

 

“Askeri müdahalelerle hesaplaşma ihtiyacını hissediyorsan, işte 12 Eylül darbesi, eğer 12 Eylül ile ilgili yararlı, doğru buluyorsan, elini tutan mı var? Anayasanın geçici 15. maddesi var, değiştirme ihtiyacındaysan, getirirsin, değiştiririz.”

Bu sözler 23 Haziran 2009'da söyleniyor.

Devamını Doğan'ın yazısından aynen alıntılıyorum:

Önceliğimiz “irade”sini millete geri vermek…

 


“… paradigma tartışmaları

daima gelip şu soruya dayanır:

hangi sorunları çözmüş olmak

daha önemlidir?”

Thomas S. Kuhn

 

Sivil vesayet, "iki dudak demokrasisi"dir

 

Humpty Dumpty, küçümser bir tonla, “Ben bir kelimeyi kullandığımda, onun ne anlama gelmesini istiyorsam o anlama gelir, ne daha az ne de daha fazlasıdır” dedi. “Asıl sorun, kelimelerin bu kadar çok şey anlamına gelmelerini sağlayabilecek misin, budur” dedi Alice. “Asıl sorun”, dedi Humpty Dumpty, “hangisinin esas olacağıdır, o kadar.” 

MORARAN İNSANLIK!

Moraran İnsanlık!
 
Önce İsviçre, camilerdeki yeni minareleri “halk oylaması” ile yasakladı. Şimdi Fransa, bir yandan ülkedeki en büyük cami inşaatına onay verirken, diğer yandan ezanın sadece cami içinde duyulmasını sağlayacak biçimde bir ses düzeni kurulmasına izin verdi. Cami minaresinden ezan vakitlerinde “mor” ışık şaçılacak, ezan Marsilya’da duyulmayacak.
Avrupa’da gittikçe daha da "saçma" bir hal alacağı anlaşılan “İslam”a karşı bu tutumun,(korkunun) tüm dünyada temel hak ve özgürlükler konusunda çok ciddi bir gerilemeye yol açabileceğini görmemek için kör olmak lazım.
 

Birazdan sana çarpacağım. İşte o kadar!

Bu sözleri, bir süredir TV’de reklamlarda duyuyorsunuz. Bir sigorta şirketinin reklam filminde bu monolog gerçekleşirken, dış ses “gerçek hayatta böyle bir şey olmaz” diyor. Yani kimse böyle doğrudan “kazanın/belanın” geleceğini haber vermez, siz şimdiden önleminizi alın, sigortanızı yaptırın, demek istiyor.
 

Süreci yönetmezseniz, yönetilirsiniz…

Kürt/Demokratik açılım(ı) konusunda getirilen eleştirilere karşı, hükümet tercihini, hazır bir plandan, projeden çok toplumun geniş kesimleriyle istişare ederek, görüşerek birlikte oluşturulacak bir projeden yana yaptı.
 
Hazır bir plan öne sürmek yerine, bu planı ve projeyi birlikte oluşturmaya, içini doldurmaya çalışmak bir tercihtir. Belki doğrudur da. Bir takım gereksiz tartışma ve önyargılardan da bizi koruyabilir. Ama bu tercih kimseyi “süreci yönetme sorumluluğu”ndan kurtarmaz.. Süreçte ortaya çıkacak sorun veya krizlere ilişkin plan, projeler ve önlemler geliştirmekten, sağlam bir “altyapı”, bir “süreç ve kriz yönetimi” gerçekleştirmekten azade kılmaz.
 

DTP kendini kapattırırken...

Uzun zamandır, bir konuda düşündüklerimi bu kadar bire bir ifade eden bir yazı ile karşılaşmamıştım. Hoş ben DTP ile ilgili umudumu çok daha önce kaybetmiştim ama Gülay Göktürk'ün Bugün Gazetesi'nde bugün yayımlanan aşağıdaki yazısı sanırım birçok demokrat insanın "sürüklendiği" son noktayı, çok iyi tanımlıyor.

 

Özellikle yönetici ve milletvekillerinin izlediği politikalar, açıklamaları ve çizdiği portre ile artık adı bile bana kötü bir şaka gibi gelen "Demokratik Toplum Partisi" ile ilgili bu alıntıyı, lütfen bir yazma tembelliği olarak değerlendirmeyin. Yaptığım sadece tekrara düşmemek, iyi ifade edilmiş düşünceleri herkesle paylaşmak, o kadar...

 

 

Gülay Öztürk "DTP'yi kendisine rağmen açık tutmaya çalışmak" adlı yazısında diyor ki:

 

Evet, yapmaya çalıştığımız şey tam olarak bu...

 

Epey uzun bir zamandır, Türkiye'nin bütün demokratları el ele vermiş DTP'yi DTP'ye rağmen açık tutmaya çalışıyoruz.

 

mental: Uğur haftalık raporu yayınlarken "çalıştırın klavyeleri" anlamına gelecek ufaktan sopa gösteren bir şeyler yazmış..
mental: Aman abiii deyip, hemen gönderdim yazıyı...
mental: Bu editör takımına bulaşmaya gelmez.
mental: adamı rezil de eder vezir de! ))))
ugur erhan: şu ana kadar kimi rezil ettik beyaa Mental)
mental: Yaa uğur her editör senin gbi mi!
mental: Sana laf etmek kimin haddine..
mental: Seni bu sitede en eski ve en yakın bilenlerden biriyim.
mental: Bu arada 3üncü yaşımızdan gün aldık...
mental: Kutlayan olmadı!... : )))
ugur erhan: Site sahibi pasta falan kesmiyor ki kim kutlasın kuru kuru))))))
hayattorlak: pastanın resmini koyup bilgilendirseydiniz bari)
SERDAR: arkadalar lutfen yazılarınızda en az 2.3 paragraf olsun ya
SERDAR: detaylandırın
SERDAR: evet diyenler neden evet dedigini
SERDAR: hayır diyenler neden hayır dedigini
SERDAR: linkler, referanslar uzerinden ornekler uzerinden tartıssınlar lutfen
SERDAR: yeni yasımız kutlu olsun, o kadar olmus mu ya? bence 2 senesi
SERDAR: dolmus gibi gelio bana
ugur erhan: Sayın editör yetkisi olan arkadaşlar kendi yazdığınız yazıyı manşete alıp diğer yazıları es geçmeniz doğru bir davranış değildir
ugur erhan: Ya hiç birine dokunmayın yada hepsine bir düzenleme getirin.
ZuhalVoigt: Onverita Onpunto'dan sonra yayın hayatına girmedi mi? Onpunto Temmuz 2008 de kapatıldı. Demek ki kaç yaşında?
ZuhalVoigt: Doüum günün kutlu olsun Onverita!
ZuhalVoigt: Mental de 3üncü yaşımızdan gün aldık demiş zaten))
deniz_seckin: Polyanna kaşarı bence psikopatın teki.
NautilusPro: Arkadaşlar siyaseti taşırmışız yine.Araya bişreyler karıştırayım...
yaban: selam dostum
yaban: sagmısın sen ))))
yaban: selam hayat torlak
yaban: ben bu ralardan uzaklaiınca bayagı bu sitede çok şeyler degişmiş
yaban: yazılar yazarlar daha bir çok nedenler
hayattorlak: yaban
hayattorlak: nerelersin )
yaban: selam nasılsın
yaban: bir süre uzaklaştım
hayattorlak: sağol şu kırık bir sevsa türküsü yazını güncellesen
yaban: hanı yaw kokerec yıcektık izmirde yunan ıstana ınadına
hayattorlak: yeriz yeriz )
yaban: o nasıl oluyor k güncellem ben bilmem ki söle bana hemen güncelleyım
hayattorlak: dediğimi anladınmı
yaban: hadı de be yaw
hayattorlak: yazıyı paylaş diyuor ya
yaban: haaa anladım hemen paylasırım
hayattorlak: orayı tıkla güncelle
yaban: bu teknolojıde geriyim dostum )))
hayattorlak: güzel bir makaleydi
yaban: tşk
yaban: izmire yol yokmu yakında
hayattorlak: valla hanım çocuk yarın çeşmeye geliyorlar ben istanbuldayım şuan
yaban: o zaman yol görülüyor demektır
hayattorlak: güncelledin mi
yaban: hayır sohbet ediyoruz dıye dokunmadım bile
hayattorlak: ben yazını okuyorum biraz eleştireyim seni)
hayattorlak: kırık bir sevda türküsü
hayattorlak: ))))
yaban: buna ıhtıyacım var eleştır
hayattorlak: chat için niye burayı kullanıyorsun ki yorumları kullansan)) herkes öyle yapıyor da)))
yaban: biz herkezden ffarklıyız
hayattorlak: Avcıyız diyosun yani))
yaban: onlar yazıları yorum alsın dıye yapıyorlardır
yaban: aynen öyle
hayattorlak: Tahtın sarsılıyo)
yaban: gecen gün attım oltayı cıke geldı guca bır dumuz gırav gırav dıye vurdım obı
hayattorlak: Hiç sorma bide safarideydik geyik vurduk
hayattorlak: ))
yaban: o ne ki ben gecen gun ayı avladım
hayattorlak: postunu sakla alırım izmire gelince
yaban: abı görüşmek üzere bır dortum geldı ona bakım sona tel görüşmesi yaparız
hayattorlak: biliyosun demi noyu 532 li
hayattorlak: İyi akşamlar adem
deniz_seckin: Allah'ım bir yol göster bana !
NautilusPro: Merhaba zuhal
ZuhalVoigt: Merhaba Nauti galiba geç gördüm mesajını((