ETKİNLİK DE ETKİNLİK!
Uzun zamandır tuhaf bir baskı hissediyorum üzerimde. Hani yerinden kıpırdamayan biri olsam diyeceğim ki, insanlar, bu yazan çizenler haklı. Birçok şeyi kaçırmamaya, izlemeye, okumaya “kodlanmış” zihnim, zaten yeterince aktif olmama yol açıyor.
Ne ki böyle aktif olmak artık yetmiyor kimseye, “hiperaktif” olacaksın, başka yolu yok!
Millet faaliyet, pardon “etkinlik manyağı” olmuş durumda, farkında mısınız? Daha doğrusu “etkinlik manyağı” yapılmaya çalışılıyor. Sanki bunca önerilen etkinliğin parası için devlet sponsor olmuş ya da bir yerden “para” yağdırılıyor.
“Yaşasın tembellik” gibi bir ruh halim hiç olmadı, ancak uzun zamandır bu kadar yırtınan, kendini oradan oraya atan, atmak zorunda hisseden insanlara da rastlamıyordum.
- Evde miydin? Hem de tüm hafta sonu…
- Çocukları parka…
- Ne parkı? Çocuk parkına mı gittin.
- Sonra anneme git….
- Ne yani, annene gittin, bir hafta sonun var, İstanbul’da bir yığın konser, sergi, festival, panel, bar, “kılap”, spor, doğa aktivitesi var. Siz…
- Bir de Beşiktaş pazarına gittik, kızımla…
- IĞĞĞ, pazara mı?
Yani, bu diyaloğu uydurdum, tamam. Yine de çok da uydurma gibi gelmiyor bana. “İN” olanın dışında, (niye “in”se artık) hatta geleneksel olana biraz yakın duruyorsanız, değeri kendinden menkul sistem sizi “OUT” ilan ediveriyor.
Birçok gazete, ilavelerinde sizin neler yapmanız, nasıl yaşamanız gerektiğine karar vermiş durumda. İlk listeler yayımlanmaya başladığında sempatiyle baktığım en iyi 10 listeleri şimdi acayip batmaya başladı mesela bana. Bir de öyle çelişkili ki bu “en iyi” meselesi, “bir sürü şey/yer var, yapılacak/gidilecek” diyenlerin, bir yandan bunları en 10 – 20 -100 falan diye sınırlamaları…
Pişirip pişirip, sanki farklı listeler yapıyormuş gibi sürekli aynı yerleri önümüze gazlamaları da, bunların içindeki abuk sabuk “rantiye” olmazsan ücretleri, maliyetleri ile asla baş edemeyeceğin öneriler de cabası.
Hele bir de yaz tatili yaklaşıyorsa film tamamen kopuyor, “nereye” sorusu, 1-2 ay sonra “neredeydiniz” ile yer değiştirse de yanıtlarda her zaman temkinli olmak da fayda var. Eğer “etkinlik manyağı” olmuş kişilerden geliyorsa bu sorular, bekledikleri yanıtları vermezseniz, hele bir de geçen yıl gittiğiniz yere yine gitmişseniz hazırlıklı olun: “e tabi, alıştınız siz oraya, e çocuklar tabi, yok yok orası tabi iyiymiş diyorlar, tabi yazlık ama..”
Bu tabilerdeki eğreti onay, yaratılmış/hayali bir beklentinin kibrini yansıtır gibidir, çoğunlukla:
“Macerayı seviyorum, bir gün Nemrut dağına tırmanış yapıyorum, bir gün Van gölü kıyısında fotoğraf çekiyorum, kah Karadeniz yaylarında trekking, kah Akdeniz’de caretta carettalarla dalış, bu macera dolu hayatımda …” diye, Turkcell reklamında kılıktan kılığa giren Gülse Birsel gibi bir yanıt vermeyeceğinizi bildiği halde, üstelik!
Ama kim istemez değil mi?
“Antiller’de sörf yaptık, Kızıldeniz’de daldık, Mavi turdan girdik, amazon yerlileriyle dans ederken, dünya turu yapan arkadaşlarımızın yelkenlisiyle eve döndüüük!” demeyi…
Hadi kalkın oturduğunuz yerden, “Ölmeden önce yapmanız gereken 100 şey” sizi bekliyor. Allah bilir siz daha birini bile yapmamışsınızdır. Benim favorim “ölmeden önce yemeniz gereken 50 şey”, şimdilerde Moreton Körfezi böceği araştırıyorum, Avustralya’dan, eti istakozu andırıyormuş…
Ne, siz daha istakoz yemediniz mi? Yazıklar olsun!




Yeni yorum gönder