Kendini ispat etmekten yaşamaya vakit bulamayanlar
Uzun zamandır adlandıramadığım, ama günlük koşuşturma içinde çevremde, iş hayatında veya TV izlerken birçok insanda gözlemlediğim bir “hal”den söz etmek istiyorum. İnsan olma hallerimizden biri, sanki hiç iyileşmeyen bir “hastalık” gibi hatta…
Çok dar bir kitleyi ilgilendiren bir durum da değil. Bir “çocukluk” hastalığı da.
Hastalığın seyri acayip, gittikçe ağırlaşan ama öldürmeyen, süründüren cinsten, “yaşamaya” mani…
Anneye, babaya, patrona, çocuklarına, kocasına, karısına, kardeşine, eski-yeni okul ve iş arkadaşlarına hatta komşusuna, olmadı kapıcısına kendini ispat için ölüp biten üstelik, eğitimli, “okumuş çocuklar”da en çok görülüyor, kanımca.
Bir outlet center ya da AVM‘de, son model bir cep telefonunda, zengin, fakir demeden “gösterge” peşinde koşanların kredi kartlarından besleniyor…
Bu enfekte kitle harıl harıl, OBS, SBS, OSS artık tüm alfabe kadar kısaltmalardan oluşan sınavlara gece gündüz konsantre sınav çocukları gibi, “çevresine” ne denli büyük işler başardığını (özellikle tüketerek), olmadı başarmak üzere olduğunu, yine olmadı “daha siz beni görmediniz”leri gazlamakla meşgul…
Onları, bu eğitim sisteminde çocuklarının “yarış atı” yapıldığını şikayet ederken, bundan birbirlerine yakınırken bulabilirsiniz. Az sonra asansördeki bu konuşmayı hiç yapmamış gibi, yarış otomobili koltuğuna kurulurcasına, masasının başına “ispat mesaisine” kurulurken de…
Dahası, tercihlerin, spor, tatil, giyim, sinema, müzik, eğlence, takı ne olursa olsun, ama kendini “ispata” yardımcı olsuna dönüştüğü, bilginin “malumatfüruşlukla” çoktan yer değiştirdiği, tuhaf şekillere bürünen bulaşık hayatlar bunlar…
Her şeyin bir ispat ya da “ONAY” aracına indirgendiği, zevk almanın, öğrenmenin, sevincin, eğlencenin yeri, zamanı, dozu, kitlesi ve dahi kişileri tanımlı olarak yaşama telaşı, kendine dönük cazibeyi artıracak her türlü ispat etkinliğine açık kurbanlar…
Birey değil, bireycikler…
Aslında kendini değersiz hisseden, kendini beğenememişler…
- Para, kazanamadıysan mevki, o da mı yok, “medyatik?”, değil misin, bari popüler ol ciğerimi ye!
- Hiç biri mi? Olmadı, bu başarısızlık işte, “ispat edemedin, sınıfta kaldın”, sen zaten bir hiçtin, hiçbir şey de olamadın…
Kendi olamayanlar kulübünün “gönüllü kurbanları” bu bireycikler, kendini ispat etmekten yaşamaya vakit bulamadılar: Çocuklarını, ailelerini, dostlarını, işini, eşini…
Kendini ispat derdi, beklentiler üzerine kurulu hayatın ikiz kardeşi gibi, birlikte mahvetmek için insanları…
Ne kadar farkında, ne kadar değiliz bilemiyorum.
Ama bulaşıcı bir hastalık bu, belki adı “yapmacık”. Ne kuş gerekiyor, ne de Meksikalı bir domuz. Birbirimize bulaştırmak için dört dönüyoruz, çoğumuz.
Hayat geçiyor, yaş 30, 40, 50, 60… derken, kendini ispat için ölürken… Hayat eşitleniyor ölümle, yaşayan ölülerle, kod adı: Zombi.
“Nasıl bilirdiniz merhumu/merhumeyi” diye soracak, bir “cemaat” bulursak, hep bir ağızdan söyleyebilecek miyiz? : Samimiyetsiz….
- O. Suat Özçelebi's blog
- 1750 okunma
- Yaziyi paylaş



doğru tespitler sonunda güzel bir yazı. size katılıyorum . paylaşım cok harikaydı.
VarLığımın DeğeriNi biLmeyenLeri, YokLuğumLa CezaLandırırım..!
Hayatimiz bir kosusturma ben kendi adima yinede Dostum dedigim insana yetismeye calisyorum ne kadar basariliyim bilemem onu onu samimi dosta sormak lazim.....
Susmak degil bazen konusmak lazim.....
Yeni yorum gönder