Kuyu
“Delinin biri kuyuya bir taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış.” diye bir sözümüz var biliyorsunuz. Ertuğrul Özkök’ün “şu ayrılık meselesini artık bir konuşalım” minvalli, için için birçok çevrede konuşulan bir konuyu köşesine taşıması üzerine kopan gürültü aklıma bu bildik sözü getirdi.
Aslında bizde deliler kuyuya falan taş atmaz, genel de delileri taşlarlar, kovalarlar. “Delilerin” ve yaptıkları “deliliklerin” itibar açısından toplum içinde kendilerine çok pozitif bir yer açtığını söylemek de güç. Bu nedenle kültürümüzden “deliliğe övgü” gibi bir eser de pek çıkmamıştır.
Uzatmadan konuya gireyim, elbette farkındayım ne Ertuğrul Özkök, bu sözdeki “deli” ne de attığı “taş” masum bir taş. Bir niyeti var, hepimizi bezdiren terör belasının en hassas sinir ucuna basarak, kendince “40 akıllıyı” kışkırtıyor. Bu tavır, bir “aydın”ın bütün bedeline katlanarak göstermesi gereken bir şeydir, çoğu zaman. Ama, “aydın”ın itibarı ve ileri sürdüğü fikirlerin derinliği ölçüsünde etki bırakır, yaptığı çıkış. Ya da şeytanın avukatlığı…
Özkök, belki birçok konuda hakkı teslim edilmesi gereken bir “provokatör” işlevi görmüştür. Ancak bu konuda “Türkiye Türklerindir” perspektifinin taşıyıcı bir Amiral gemisinin uzun yıllardır kaptanı olarak “hadi cesaretle bu konudaki taleplerle de yüzleşelim” diyen bir “aydın” muamelesi görmesi imkansız bir kişi konumundadır. Bu konumunu da herhalde bu ülkede çok az kişiye nasip olacak şekilde kendi kendine borçludur.
Uzun zamandır “sahibinin sesi” muamelesi görmüş bir “ses”in söyledikleri için, niyet okumasından kurtulup, derin bir analize girişmek, söylediklerinin samimiyetine inanıp, bir yüzleşme yaşamak çok güç. Sözlerdeki “şantaj” dozuna karşı çıkmayı da anlayabiliyorum.
Tüm bunlara rağmen, yani bir itibar sorunundan söz etsek de, söyledikleri üzerine atlayan, tam anlamıyla mal bulmuş mağribi gibi davrananlara da birkaç söz söylemek lazım.
Aynı metafordan gidersek, Tamam, Özkök kuyuya bir taş attı.
Peki, Özkök’ün o kuyuya attığı taşın çok daha büyüğü ve ağırını yıllardır o kuyuya atan, o kuyuyu ölüm kuyusuna dönüştüren, o kuyudan ölümle beslenen terör örgütünün “savaşını” “siyasi” hedefin meşru aracı gibi kullananlara, asıl gündeme-soruna geri dönmek için elimizi tutan var mı? “Biz ayrılamayız” şarkısını “şimdi” haykıranların itibarını, inandırıcılığını sorgulamayı düşünüyor musunuz?
Ya da çok uzun zamandır çocukların ellerine verdikleri taşlarla o kuyuyu dolduranlara da aynı düzeyde mukabele etmek neden kimsenin aklına gelmiyor. Hadi kimsenin demeyeyim, çok küçük bir azınlığın derdi oluyor. Yılgınlık mı, yoksa artık o taşlara da alıştık mı?
Özkök kuyuya taş atmış, ayrılık dilini besliyormuş, aslında barışa katkı sunmalıymış! Bırakın Allah aşkına, Özkök’ün ne dediğini ya da ne demediğini.
Hanımlar, beyler bu kuyu çok derin, kuyu bir “deli”nin attığı taşla dolmayacak kadar derin. Kuyu, bu ülkenin gençlerini Türk, Kürt demeden 30 yıldır bir bir yutuyor da bir türlü dolmuyor, doymuyor, hala anlamadınız mı?
40 akıllı, 30 yıldır Kürt sorununa “Kürt” sorunu bile diyemedik. Bu hepimiz için ciddi bir “Türk” sorunu değil miydi? Eşit yaşamayı, eşit görmeyi, eşit yatırımı, eşitliği aşiret düzenine karşı da cesaretle savunamadık, işkenceyi, faili meçhulleri bir mücadele metodu görenleri, feodaliteden medet uman siyasal partileri görmezden gelmedik mi?
40 akıllı, 30 yıldır hala bu kuyudan beslenenleri, kuyuyu besleyenleri teşhis üstüne teşhis ediyor. Ama 30 yıldır, Başbakanın, Genelkurmay Başkanının ağzından “sözün bittiği yerdeyiz”, diyoruz; “taşeron” ilan ettiğimiz bir terör örgütünün “gerçek” sahiplerine “konuşmaktan” başka bir şey yapamıyoruz.
Kuyu, kan gölü oldu, kan.
O kan gölünün üstünde “barış” içinde yaşıyoruz, 40 akıllı. Tabi siz buna “barış” diyorsanız…



Yeni yorum gönder