AMERİKA VE HALİFELİK
Tam da Cumhurbaşkanı A. Gül'ün de katılacağı BM Genel Kurul toplantılarının yapılacağı günlere özellikle mi denk getirildi bilinmez ama, F. Gülen; bu yıl ki sözde "Dostluk Yemeği"ni 25 Eylülde New York'ta verecek.
Yemeğe katılacak isimlerden biri de eski Amerikan Başkanı Clinton. Clinton; 1994 yılında Türkiye Gazetesinde yayınlanan ve Washington Post imzalı söyleşisinde bakın ne diyor:
"Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki barış ve diyalog kanalını yönlendirecek bir İslam ayağı yok. Hıristiyanlıktaki Papalık gibi İslam'da da Halifelik tekrar hayata geçirilirse bu diyalog kapısı tam olarak işlerlik kazanacaktır." Bu söyleşinin hemen ardından Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Michael Mac Curry; istediklerinin ne olduğunu çok net bir şekilde ifade etti. "Bütün İslam alemini temsil eden bir halife olsaydı; Başkan onu Beyaz Saraya çağırıp dost olmak isterdi."
1997 yılında ise aynı söylemi Rahmi Koç dile getirmiş; "Müslüman camiasının dini bir patronu(!) yok, ben bunun eksikliğini hissediyorum."
Peki Amerika'nın Halifelik makamının geri gelmesini bu kadar çok istemesinin nedeni ne olabilir?
I. Dünya Savaşına Osmanlı; 5 milyon Osmanlı Lirası karşılığında girmiştir. Hem de bizim savaşa girdiğimiz tarihte -kendi kayıtlarına göre- Almanya'nın savaşı kaybedeceğine kesin gözüyle bakılıyordu. İki devlet arasında imzalanan gizli anlaşmaya göre; Osmanlı bu parayı hibe olarak da değil %6 faizle almıştır.
Düşünün lütfen; Müslüman Osmanlı, Hıristiyan bir ülkenin komutasında borç para karşılığı "Cihat" ilan etmiştir. Üstelik; Müslümanlardan oluşan Cihat ordusunun başına, Padişah Vahdettin'in emriyle, Osmanlı Genel Kurmay Başkanı sıfatıyla Alman General Bronsart Von Schellendorff atanmıştır.
Osmanlı; Almanya'dan alınan borç para karşılığında Cihat ilan ettiği zaman; İngilizler de Arap Yarımadasında İngiliz parasıyla Cihat ilan ettirdi.
Bu konuda Şerif Hüseyin ile anlaşılmış; kurulacak kukla devlette Şerif Hüseyin; Kral ve Halife olacaktır.
Böylece iki Müslüman millet, iki Hıristiyan millet tarafından Cihat ilan etmeye yönlendirilmiş ve bu yönlendirmenin sonunda; Müslüman Müslüman'ın kanını akıtmıştır.
II. Dünya Savaşında da aynı oyun tezgahlanmış; kendini Yüksek İslam Konseyi Başkanı ve Kutsal Toprakların Müftüsü olarak ilan eden Muhammed Emin el Hüseyni; Almanya yanında eski efendileri İngilizlere karşı, Cihat ilan etmiş ve bir çok Müslüman'ın Alman Nazilerin yanında savaşa girmesini sağlamıştır.
Tarihe bakacak olursak; Yavuz Sultan Selim, kendisini Halife ilan ettikten sonra; Patrik'e de Ekümenlik vermiştir. Amerika ve Avrupa Birliğinin Ruhban okulunun açılması ve Rum Patrik'e; Ekümenlik verilmesi ile ilgili dayatılmalarına "Lozan"ı delil gösterip kesin bir şekilde "hayır" demeyen AKP'de biliyor ki; Ekümenlik verilirse, Türkiye'de; "Halifelik" için yol açılmış olacaktır.
Ancak; Türkler ve Araplar arasında kökü uzun yıllara dayanan ırk ve mezhep farklılığından dolayı, her iki milletin de kabul edeceği bir Halife bulmak imkansızdır. Bunu Amerika'da çok iyi bilmektedir.
Peki Türkiye'nin Osmanlılaştırılması ve Hilafetin tekrar ilan edilmesi için neden bu kadar çaba harcanıyor?
Türkiye'nin Osmanlılaştırılması demek; federasyon sistemine geçişi demektir. Bu da; Türkiye'nin etnik ve mezhepsel küçük parçalara ayrılması anlamına gelir. "Ulus Devlet" anlayışının sona ermesi ile bu küçük parçaların; Amerika'nın hayal ettiği tek devlet düzenine adaptasyonu, çok daha rahat olacaktır.
Ancak Osmanlıya dönüştürülmüş Türkiye'nin;-merkezi gücünün gittikçe zayıflamasını sağlayacak düzende- bir federasyona gidilmelidir. Amaçları güçlü bir merkezi yönetim altında federasyon olsaydı; Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı yapmasına karşı çıkmaz ve Türki Cumhuriyetleriyle ilişkilerini güçlendirmesine izin verirlerdi.
Bir diğer amaç ise Hilafetin ilanı Amerika'ya iki yönlü fayda sağlayacaktır. Birincisi; Amerika bizim din yönümüzün ne kadar kuvvetli olduğunu, aynı zamanda da din konusunda ne kadar çabuk kandırılabileceğimizi çok iyi bilmektedir. (Deniz Feneri, Yimpaş gibi dini duyguların sömürüldüğü davalar Amerika'yı haklı çıkarmıştır) Amerika; Halifelik makamında oturan kişiyi, her hangi bir konuda ikna ettiği zaman -parlamenter sistem devam etse bile- tüm Türkiye'yi ikna etmiş sayacağını bilmektedir. Bu durum da örneğin; 550 milletvekilini "teskere" için ikna etmektense kendilerinin emriyle oturup kalkacağını bildikleri Halifeye, emir vermeleri yeterli olacaktır. (5 milyon lira borç karşılığında Cihat ilan eden Osmanlı gibi)
Araplar ve diğer Müslümanların Türk Halifeyi kabul etmemeleri durumunda ise -ki etme ihtimalleri çok zayıf- Amerika gene kazançlı çıkacaktır. Atatürk'ün; Halifeliği kaldırdığı zamanki gibi, önemli gördükleri ülkelerde; kendini Halife ilan edecek olan kişileri el altından destekleyecek ve hatta komşu iki ülkenin birbirine Cihat ilan etmesini sağlayacaklardır. (Osmanlıya karşı Cihat ilan eden Araplar gibi)
İngiliz istihbarat teşkilatının maaşa bağladığı Nakşibendi Şeyhi Nazım Adil Kıbrisi'nin (Dr. Küçük tarafından; Şeyh ve Müslüman olmasına rağmen; Kıbrıs'ta Türklere soykırım yapan Rumlar ve İngilizlerle birlik olduğu için adadan sürülmüştür.) Amerika'daki sağ kolu Şeyh Kabbani Başbakan Erdoğan'la 2004 yılında buluşmuş ve bu buluşmayı 11 Eylül sonrası sık sık Beyaz Saray'da ağırladığı Bush ayarlamıştı.
Bu durumda ne eski Başkan Clinton'un, ne de Cumhurbaşkanı A. Gül'ün F. Gülen'in yemeğine katılmasını yadırgamamak gerek.
Nasıl ki Türkiye Cumhuriyetinin -laiklikle bir problemi olmayan- Başbakanının; Amerika'nın isteği üzerine Nakşi Şeyhiyle olan görüşmesini unuttuysak; Cumhurbaşkanı A. Gül'ün de dinler arası diyalogcu F. Gülen'in iftar yemeğine katıldığını unutacağız.
Amerika'nın İslam'a hizmet için değil, kendi çıkarları doğrultusunda; Osmanlıyı yeniden canlandırma ve bu çerçevede Ilımlı İslam'da lider olacak kişiye verilecek; Halifelik payesi için çalışmaları uzun yıllardır devam etmektedir. Bu amaçla ellerinin altında Lübnanlı Kabbani, Türk F. Gülen gibi farklı ırk ve milletten Halife adaylarını hazır tutulmaktadır.
Amerika; Clinton'un söylediği gibi, İslam Lideri olarak değil; Müslümanları mezhep ve ırk olarak bölmek ve kendi çıkarları doğrultusunda gerekirse savaşa sürüklemek amacıyla Halifelik makamının geri gelmesini istemektedir.
Amerika'nın bu düşüncesine hizmet eden kişileri; I. Dünya Savaşında tarih nasıl affetmediyse; gene affetmeyecektir.
ŞEBNEM ÖZBEK
22-09-2008
- ŞEBNEM ÖZBEK's blog
- 312 okunma
- Yaziyi paylaş


Bir yazı işin bu yönünü hiç düşünmemiştim dedirtebiliyorsa amacına ulaşmış demektir.İşin bu yönünü hiç düşünmemiştim doğrusu.Elerinize sağlık:)
eastside
Pek gülen dedeleri Amerika'ya gittiğinden beri anlatılan plandır bu. Hatta, cemaat üyeleri zaten gülen dedelerini "halife" olarak kabul etmektedirler.
Hayır, utanmasalar moonieler'in kankası bu adamı yakında adamı "peygamber" ilan edecekler.
epelin
Müslümanları mezhep ve ırk olarak bölmek için Amerika'nın bir Halife'ye ihtiyacı yoktur. Diyanet sadece "sunni" müslümanlara hizmet vermektedir. Alevi vatandaşlar yılardır bu konuda zaten yaşadıkları haksızlıkları ifade etmektedir.
İslam 5 kıta da başka başka yaşanmaktadır. Hiç bir kişi de bu farklılığı bir çatı altında toplayacak güce sahip değildir. Güç iman değildir çünkü..
Mehmet bey,bana göre güç imandır. Onun dışında da onu yenecek güç yoktur. Sevgilerimle.
İNSAN YERYÜZÜNÜN HALİFESİDİR
Kuşkusuz iman en büyük güçtür.. Selamlar..
Şebnem Hanım,güzel tespitler, kutlarım. Esasen Amerika'nın islam ülkelerine dayattığı Ilımlı İslam modelinin en önemli nedenlerinden biri de, yazınızda " parlamenter sistem devam etse de..." cümlesinin geçtiği paragrafta olacak olanların, bizi bizden daha iyi tanıyanlar tarafından biliniyor olmasıdır. Böylece kurulmak istenen modelde, bu konuda; demokratikleşme, özgürleşme, sivil toplum teraneleri altında, müslüman toplumlara cemaatleri dayatacaklar. Çobanı satın alan sürüyü de satın alır kuralı gereğince, müslüman toplumları kukla gibi oynatacaklar. Çünkü biat kültürü bunu gerektirir.(Bu kültürün kırılması gerekir, öze aykırıdır çünkü) Bakalım Attar'ın torunları bu işgal numaralarını yutacak mı? Oysa müslüman toplumların şiddetle modernleşmeye ihtiyacı var, şimdilik postmodern zırvalara değil. Modernleşme bana göre müslüman toplumlar için İncilde geçen yüzünücü koyun simgesi gibidir. Doksandokuz koyunu dağlarda bırakıp, bizim yüzüncü koyunu aramamız gerekir.Hoşçakalın
Bütün imparatorluklar gibi Amerika da çökecektir. Bu, gün gibi açık bir gelecek öngörüsüdür. Amerikanın tek avantajı vardır(Yada var gibi görünür.). O da; kıta aşırı bir yerde olması. Eski dünya devleti olmaması çok büyük şansıdır.
İmparatorluk kültüründe, diğer ülkelerin yamyam tamtam da olsa tüm liderlerini kucaklamak vardır.
Kabile reisleri, İdi Amin gibi yamyamlar, hep bu tip imparaturlukların eteğine yapışmış yalanıp feyz almıştır.
İmparatorluk kültüründe çöküşün çürüme emareleri başladığında imparatorlar bunlara taviz vermeye başlar.
Asyadaki şaman liderleri, kendi dinini kurup yaymaya çalışan sapkınlar, Iraktaki kabile reisleri, tarikatların şıyhları-şeyhleri, üfürük-tüfürük nekadar adam varsa hepsinin ilk sarıldığı etekler imparator etekleri olmuştur.
Bu yeni birşey de değildir.
600 yıllık Osmanlının uzun bir dönemi boyunca sultanlar bunları yaşadı. Kaftanlarının etekleri bu adamların salyaları ile kirlendi durdu.
Bu şeyh-şıyh keşiş, derviş, reis takımı; sinekler gibi bir arayış içerisindedir.
Günümüz imparatorluğu Amerika ise ona konarlar.
Amerikadan gider Ruslara geçer, bu sefer Rusa konarlar.
Bizi 5 asır yaladılar.
Bırakın biraz da onları yalasınlar.
Nafile yalayışın sonucu yoktur.
:))
Murat Sevgi
SİNEKLERİN TANRISI:)))
William Golding'in zeka dolu kitabını anımsadım bu yorum üzerine. Atom savaşı sırasında bir mercan adasına düşen çocukların var oluş savaşını anlatan bir romandır. Önce uygar dünya düzeni kurulur, ama insanın yaratılışının temelleri ortaya çıkınca sistem bozulur. Kişilerarası çatışmalar. Kuşkusuz her şey sonludur. Ama, son içinde başlangıcı yapabilen varlığını devam ettirir.
Asıl soru İslamın ortak paydası nedir?
O zaman ortak hareket gelir ve halife işlevselleşir..
Mehme bey, islamın ortak paydası saf akıldır. Ötesine geçmek şimsilik doğru değil. İslam bireysel bir dindir. Hiçbir aklın diğerine üstünlüğü yoktur. Sadece başka bir akıldan faydalanmak vardır. Tıpkı benim sizin aklınızdan faydalanmam gibi. Ama biat yoktur. Çünkü ben sizin aklınız biat edersem, kendi özümde olana ihanet etmiş olurum. Bu bende olanı aşağılamak anlamına gelir ki, bana göre bu gerçek ZİNADIR. Ve zina suçtur.
Hindistan'ın efsane lideri Gandi küçücük bir kulubede yaşar ve hiç kimsenin yalaklanışlarına taviz vermez.
(Biz ingilizler karşısında duruşu ile tanırız. Ama başka bir duruşu da kendi halkına karşıdır. Bin çeşit insandan oluşan Hindistan halkının desteğini boşuna almamıştır.)
İki Sih kabilesi arasında husumet vardır. Gandi bunları barıştırmaya çalışır. Kabilelerden birinin reisi Gandi ile görüşmek için saraya gelir. Hediyeler, ıvır zıvırlar...
Saraydaki görevliler, Gandinin sarayda olmadığını söyler.
Adam inanmaz.
Görüşmek ister.
Barış sağlanması ile ilgili şartları kendi lehine düzenlemek istemektedir.
İki bürokrat Sıh liderini alır ve Gandinin evine götürür.
Sıh lider Gandiyi görünce hiçbir pazarlık yapmadan barışı kabul eder.
Adamları şaşkındır.
Sorarlar:
Niye ısrar etmedin!!!!
Sıh kabile reisi şöyle der.
"O adamdan birşey isteyecek kadar zengin değildim."
Sinekler boşuna biat etmezler.
Birşeyler isterler.
Sultan eteklerindeki salyaların bedeli; Osmanlıda çok hoş hediyeler olmuş.
Amerika da bu hediyeleri (Bir türünü) imparatorluk olmanın raconu gereği verir. Yada verecektir.
Önemli olan hediyeyi hak edebilecek kadar meziyetli bir dile sahip olmak!
:))
Yeni yorum gönder