Sohbet

NautilusPro: İyi günler ;)
zuhrakut: iyigünler :=))
Kircicegi: Bir merhabayla baslar hersey o yüzden yeni gelen herkese Merhaba)
zuhrakut: merhaba
Kircicegi: merhaba zuhrakut
zuhrakut: merhaba kırçiçeği
Kircicegi: aramiza hosgeldiniz nasilsiniz
zuhrakut: anlamsızlıkta sallanan bir rüya tanesi gibiyim :=))
zuhrakut: siz nasılsınız?
Kircicegi: bende de gözler gidiyor ama dostlarin yazilarini okuyayim dedim)
zuhrakut: bende yeni bir sey yazıcam dusuk cumleli noktalama isaretleri yetersiz kalabalık bir cümle sürüsü dizicem belki tbessumlu bır ge
zuhrakut: gece güneşi gibi olur :=))
zuhrakut: hiç gece güneşi gördünmü?
Kircicegi: yaziniz bitene kadar burada olursam memnuniyetle yayina alirim
zuhrakut: :=)) teşekkur ederim ama ben resım eklıyemıyorum ?
zuhrakut: gosteremedım gokyuzunde gecen sandalın resmını?
zuhrakut: ):
Kircicegi: neden agac ve dag resimli bir button var yazinizin üstünde
Kircicegi: onu tiklayin acilan bencereye resim linkinizi yerlestririn ikincisine gecin yine linki yerlesitirin ve okeyleyin
zuhrakut: peki puslu kıtaları yazıyorum denıycem
Kircicegi: deneyin bakin görün olacaktir
NautilusPro: sitenin şekli şemali mi değişmiş acaba
ugur erhan: npro sürmanşette aynı yazı yan yana duruyor eğer düzeltebilirsen iyi olur hoş durmuyor
ugur erhan: aynı sorun manşet altındada var
NautilusPro: Yapan arkadaşın ilgilenmesi gerekiyor sanırım çünkü bende kilitli görünüyor onaylama sayfası
NautilusPro: Yapan arkadaşın ilgilenmesi gerekiyor sanırım çünkü bende kilitli görünüyor onaylama sayfası
SERDAR: arkadaslar, yazisina reismle bekleyen arkadaslarin
SERDAR: yazi ozeti alinamadigindan dizayi bozulur anasayfanin. bence foto ustte ise orta veya en alta alip
SERDAR: Teaser dugmesini kullanrak yazinin ozetini siz belirleyin
SERDAR: Gel Gozune ay ... isimli yazida bu yuzden olan sorun anasayfadaki gorunumu bozuyordu
SERDAR: bi yaziyi anasayfaya tasidiktan sonra lutfen
SERDAR: gorunumun nasil gozuktuguna bakin anasayfada
NautilusPro: Serdar bey nasılsınız?
NautilusPro: Serdar bey nasılsınız?
SERDAR: selam
SERDAR: gormedım
SERDAR: pardon
SERDAR: calısıyorudm da
NautilusPro: önemli değil ben tek yazdım da o çift atmış , iyi çalışmalar size o halde
SERDAR: msn e gecıyorum
erhantigli: Şarkılar seni söyler diyrum kadınlarımıza, şarkıdaki huysuzu çkardım.
NautilusPro: Sayın erhan Tığlı çok teşekkür ederiz
Hakan Kızılay: merhaba oscar tahminini yazacak kimse yok mu?
NautilusPro: Ben ben ben!
NautilusPro: Ama geç kaldım sanırım
Kircicegi: selam arkadaslar nasilsiniz ?
NautilusPro: tşekkür ederiz siz nasılsınız
NautilusPro: oscar için tahminlerinizi bekliyoruz.
zuhrakut: recep tayyip erdoğanın düşleri bence oscakarı alır
zuhrakut: :=))
zuhrakut: kımsenın hayal edemedıklerını yaptı denizin düşlerini çaldı,o aslı gencin düşlerini yok dahga ötesi ama kım uyarlıycak kı peyaz
zuhrakut: perdeye bu sesi boşuna çekildi bunca acı bunca genç ölümü meger ne kolaymıs tayyıp geldı ne darbe kaldı nede
zuhrakut: zıncırbozan demokrası 6.fılo sımdı daha özgür neguzel mustafa kemal daha anlamsız ne mutlu,asyanın
zuhrakut: asyanın son kalesı yıkılıyor ıste heryerde amerıkan askerı neguzel özgürlük kayboluyor ne mutlu ne acı
zuhrakut: bundan daha ötesi ama kım peyaz perdede gösterıcekki bu fil mi? hani nerde sözlerim kulaklarınızı tırmalıyormu?
zuhrakut: varmı daha guzel bır fıl oskar adayıo?
zuhrakut: ben böyle bır fılm daha ızlemedım hersey canlı hersey gercek dopdolu fantastık bılım kurgu efekte falz apara harcanmamıs
zuhrakut: :=)) herkese iyi gunler dılerim
Hakan Kızılay: Sayın zuhrakut yazdıklarınızı anladım ama anlamadım bence bunu yazmalısınız
zuhrakut: siz erdemli insanlardansınız alguıları açık müjdelenmişsiniz ne mutlu
zuhrakut: herkese aynı algılarda dem tutmayı nasip etsin tanrım gercek olan sözlerde
zuhrakut: :=))
NautilusPro: En iyi yönetmen dalında mı, oyuncu mu, kurgu mu
NautilusPro: oh be sitenin alıştığımız görünümü süper ))
NautilusPro: masterverita tahminleri alalım...
NautilusPro: iyi geceler zuhrakut.
zuhrakut: iyigeceler dilerim pardon görmedim
NautilusPro: nasılsınız
masterverita: arkadaslar masterverita her zaman ben olmuyorum
masterverita: turkce disinda dil bilen 3-5 kisiden biri olabilir
SERDAR: ben avatarın odül almasını istemiyorum
SERDAR: cunku cok basit bir oyku
SERDAR: zaten var olan 3d teknolojisini sanki ilk o kullanıyormus gibi lanse etme
SERDAR: apartılmıs gorsel yapılar, roger dean
SERDAR: diye internetten resimlerine bakabilirsiniz
Kircicegi: bence Zuhraykuta katilmak lazim yaziyi bekliyorum haberiniz olsun ) Nauti bence her dalda almali)sevgilerimle
hayattorlak: HAYIRLI PAZARLAR
hayattorlak: KIRÇİÇEĞİM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
hayattorlak: İYİKİ DOĞDUN ,İYİ Kİ VARSIN
Kircicegi: sagol hayattorlak cok tskler sende iyi ki hayatimdasin
Hakan Kızılay: kırçiçeği mutlu yıllar, daha nice doğum günlerine
Kircicegi: sagolun Hakan Bey hep birlikte insallah
Kircicegi: yaban neden ciktin arkadaslarim arasindan ?
kırlanqıç: Nice mutlu, sağlıklı güzel yıllara çıkmanız dileklerimle...
Kircicegi: tskler kirlangic)
zuhrakut: YÜREĞiNDE Ki SINIRSIZ SEVGİDİR KADIN VE ÇİLEDİR SABIR-TAŞIDIR, PEYGAMBERLER DOĞURUR SONSUZLUĞUN UMUDUNU TAŞIR KADIN,AŞKLA GÜNEŞİ
zuhrakut: YAKAR ŞEMS ONLARIN KALBİNDE YATAR BİR GÜN DEĞİL HER GÜN KADINLARIN GÜNÜDÜR.KUTLU OLSUN!
Kircicegi: Kadinlar Günü kutlu olsun)
zuhrakut: merhaba
mental: Serdarın Avatar yazılarını yeni gördüm
mental: Avatardaki 3D ile ilgili şunları söyleyebilirim.
mental: Evet abartı var. Teknoloji de 17-18 yıllık
mental: Ama 18 yıldır geliştirilen kısmın daha eski bir süreci var.
mental: Bunu herkes bilmez: Burada kullanılan teknolojinin esası; MUSE, MUSH MUD sistemlerine dayanır.
mental: Eğer 88 sonrası İTÜ EEF yada UUBF öğrencisi birine bunu sorarsanız
mental: Size o teknolojilerin temellerinin İTÜ'de atıldığını söyler.
mental: Avatar'a gelince: Senaryo, görsellerin estetiği,
mental: yada filmin kurgusu için SERDAR ile aynı fikirdeyim.
mental: BASİT VE SIRADAN
mental: Ama kullanılan teknoloji?
NautilusPro: Merhaba arkadaşlar

FİLİKİ ETERYA VE PKK

1800 yılında Fransa ve Rusya; Osmanlıyı kendi aralarında anlaşarak teoride paylaşmıştı. Ruslar; Doğuyu alırken, Fransızlar; Akdeniz ve Mısır'a sahip olacaktı. Bu anlaşmada Napolyon ile Çar I. Pol'ün anlaşamadığı tek yer vardı; İstanbul. Her iki ülke de İstanbul'u ve Boğazları birbirine kaptırmak istemiyordu.

Osmanlının; Fransa ve Rusya'nın yakınlaşmasından, hatta topraklarının nasıl paylaşıldığından haberi vardı. Rusya'nın istediği; Afganistan, İran, Hindistan; İngiliz egemenliğindeydi. Aynı zamanda, Fransa'nın; Akdeniz ve Mısır hayaline İngiltere'nin; -çıkarları doğrultusunda- izin vermesinin mümkün olmayacağını düşünen Osmanlı; İngiliz yanlısı politika izlemeye karar verdi.

Gene aynı dönemde; Napolyon'un tüm Avrupa'yı tehdit etmesi karşısında, bu ülkeler ancak; birlik olup Fransa'nın ilerlemesini durdurabilmişti. II. Mahmut ülkesinin toprak bütünlüğünü korumak ve İngilizlere şirin görünmek için; 1800 yılında başlayıp 1815 yılında biten bu savaşta yer aldı. Fransa'nın ilerlemesini durdurmak için 1814 yılında Viyana'da; bugün "Avrupa Birliği" olarak andığımız "Avrupa Devletler Konseyi"nin temelleri atıldı.

Ancak; tehdidin ortadan kalkmasından sonra o günkü adıyla Avrupa Devletler Konseyine; Fransa bile dahil edilirken, Osmanlı kabul edilmedi.

Aynı yıllarda Konsey üyesi ülkeler; Osmanlının Yunanistan'a bağımsızlık tanıması gerektiği yönünde yayınlar yapmaya başlamış, diğer yandan da ayrılıkçı Yunan "Filiki Eterya" örgütünün Rusya önderliğinde kurulmasına destek vermişlerdir.

Osmanlı; bu örgütün ayaklanmasına ve İmparatorluktan ayrılmasına, İngiltere'nin her platformda sarf ettiği "Osmanlının toprak bütünlüğünden yana oldukları" beyanına güvenerek izin vermeyeceğini düşünüyordu.

Ancak 2000'e yakın Müslüman'ın Yunan ayrılıkçıları tarafından katledilmesine İngiltere; "Ayaklanmanın ardında Rusya'nın olduğunu biliyoruz. Rusların; Yunanlıları kullanıp Akdeniz'e inme hedefinden de haberdarız. Yunanistan; siz isteseniz de istemeseniz de bağımsızlığını kazanacaktır. Biz İngilizler; bu ayaklanmayı bastırıp, Yunanlıların düşmanlığını kazanmaktansa; onlara destek olup, Rus güdümünden çıkararak, bizim etkimize girmelerini sağlayacağız. Siz de Yunanistan'ın bağımsızlığını tanıyın ve bize destek verin ki Rusya; Osmanlı topraklarında daha çok yayılmasın" diyerek Yunanistan'a kendi çıkarları doğrultusunda destek vermiştir.

Osmanlı ilk etapta bu teklifi kabul etmedi. Bunun yerine Mora Yarımadasında çıkan ayaklanmayı Mısır destekli donanmasını göndererek bastırdı. Mora'nın tekrar Osmanlı hakimiyetine kavuşması; tüm Avrupa devletleri için sorun olmuştu. Dostumuz ve müttefikimiz olduğuna inandığımız ve tüm dış politikamızı ona göre belirlediğimiz İngiltere; -ayaklanmayı bastırdığı için- Osmanlıya ültimatom verdi. Osmanlının ültimatoma rağmen Mora'dan çekilmemesi üzerine; Rus, Fransız ve İngiliz savaş gemileri, Osmanlı donanmasına baskın düzenleyip; Navarin Limanında 6000 askerimizi şehit etti. Bu yenilgiden sonra Osmanlı ve Mısır askerleri Mora Yarımadasını terk etmek zorunda kaldı.

İngiltere'nin Osmanlıyı arkasından vurmasına rağmen II. Mahmut; İngiliz güdümlü dış politikadan vazgeçmemiş; 1839 yılında Balta Limanı Sözleşmesini imzalayarak, gümrük egemenliğini İngiltere'ye teslim etmiştir.

1800'lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğunun yaşadığı bu olayın günümüz Türkiye'sinde başrol oyuncularının; PKK, Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika olduğunu sanırım anlamışsınızdır.

1945'li yıllarda başlayan soğuk savaş döneminde; Rusya'nın Boğazlar ve sıcak denizlere inme politikasından çekinen, kominizmin ülkemizi de etkisi altına alacağı korkusu yaşayan Türkiye; Osmanlı'nın, 1800'lerde İngiltere himayesine sığındığı gibi; Amerika'nın hegomanyasında bir dış politika izlemeye başladı. Osmanlı döneminde İngiltere; içimize, "Ruslar topraklarınız üzerinde daha fazla yayılır" korkusu salmıştı. Soğuk Savaş dönemindeyse Amerika; "Ruslar sizin komşunuz, bu dönemde bizim yanımızda olmazsanız topraklarınızın bütünlüğünü kaybedebilirsiniz" korkusu işlemiştir.

O dönemde; Napolyon'un ilerlemesini durdurmak için yüzlerce şehit vermesine karşın Osmanlı; Avrupa Devletler Konseyine dahil edilmemiştir. Bugün de; Sovyetlere karşı Avrupa ülkelerinin ve Amerika'nın güvenliğini sağlamak maksadıyla kurulan NATO bünyesinde gene yüzlerce şehit vermemize karşın, Avrupa Birliğine kabul edilmemekteyiz.

Avrupa Birliğinin üyeliğimize hiçbir dönem sıcak bakmadığını bildiğimiz halde; Osmanlı'nın Balta Limanı Sözleşmesi gibi, Türkiye'de; Gümrük Birliği Sözleşmesine imza atmıştır.

Rusya'nın önderliğinde ve o dönemin tüm güçlü devletlerinin desteğiyle; Yunanistan'ın Osmanlıdan ayrılmasına neden olan ve 2000 Müslüman'ı katleden Filiki Eterya örgütü günümüzde karşımıza PKK olarak çıkmaktadır. Filiki Eterya örgütü gibi PKK'da; kuruluş dönemlerinde özellikle Rusya ve Fransa'dan destek görmüştür. Tıpkı II. Mahmut'un bu konuda İngiltere'den yardım istemesi gibi Türkiye'de Avrupa Birliğinden yıllarca PKK'ya destek olmamaları konusunda destek istemiştir. O dönem İngiltere; Osmanlı üzerindeki düşüncelerini, sekteye uğratabilecek Rusya'ya karşı, nasıl Yunanistan'ı desteklemişse; bu gün de Amerika; Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde başlangıçta destek vermediği; ayrılıkçı Kürt örgütü PKK'yı kanatları altına almıştır.

II. Mahmut'tan sonra tahta geçen Abdülmecit'te babası gibi; İngiltere yanlısı dış politikaya devam etmiş, İngiltere'nin kanatları altında Avrupa Devletler Konseyine kabul edilmek için 1839 yılında Avrupa ülkelerinin dayatmasıyla; Tazminat Fermanını ilan etmiştir. Bugün de hükümetler uyum yasası ya da reformlar adı altında Avrupa Birliğine girmek için kendilerine dayatılan tüm konularda milli çıkarlarımızın zedelenmesini dahi göze alarak çalışmalar yürütmektedir.

Yunanistan; gerek Rusların gerekse İngilizlerin desteği ile, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan ve bağımsızlığını ilan eden ilk ülke olmuştur. Balkanlarda Yunanistan'la başlayan çözülme; Sırplar ve Bulgarlarla devam etmiş, ardından da koca İmparatorluk dağılmıştır. Bugün Kürtlere özerklik verilmesi, hatta 81 il; 81 eyalet söylemlerinin bizi; Osmanlı İmparatorluğunun sonundan farklı bir yere götürmeyeceği; gördüğünüz gibi tarih tarafından kanıtlanmıştır. Biz ise hala -dost ve müttekif- Amerikan yanlısı dış politikamızı devam ettirmekte; Avrupa Birliğinin demokrasi maskesi altında, tamamen ayrılıkçı unsurlara getirdiği özerkliklere sonunu düşünmeden onay vermekteyiz.

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.
Sinan Dirlik kullanıcısının resmi
Hanımefendiciğim "tarih Sinan Dirlik tarafından Per, 09/04/2008 - 17:19 tarihinde gönderildi.

Hanımefendiciğim "tarih kanıtlamaz", tarih olsa olsa geleceği yönlendirmek için fikir verir. Bir tarih dilimindeki nesnel ve öznel koşulların, bilmem kaç yıl sonra "aynı şekilde biçimlendiğini" ileri sürmek "bilimsel" bir tutum olmasa gerek. ABD'nin adını çok rahatça ifade etmekten kaçınmadığınız "terör örgütünü" desteklediğini söylerseniz, bölgeyi ve bölgedeki gelişmeleri yakından izlemediğiniz fikrini oluşturur. Zira, ABD, Kuzey Irak'ta "istikrarlı bir Kürt bölgesi" oluşturmak istiyor ve adını verdiğiniz terör örgütü, bu istikrar için "tehdit kabul ediliyor". Terör örgütü liderinin ABD tarafından "paketlenerek" teslim edilmesinin nedeni budur. Aslına bakarsanız, Türkiye'nin eline mükemmel bir koz verilmiştir ancak Türkiye her nedense bu kozu kullanamamıştır... diye düşünüyorum.

Osmanlı'nın parçalanmasını ise giderek abuklaşan resmi tarihimize göre okursak herhalde iyice içinden çıkılmaz hale getireceğiz işi. Türk ulusalcılığı, ancak ve ancak Osmanlı "ümmet anlayışı" parçalandığı ölçüde ortaya çıkabilme gücünü ve zeminini bulabilmiştir. Yani bir yandan Osmanlı "parçalandı" diye ah vah edip, ondan sonra Türk ulusalcılığı söylemini kullanmak tuhaftır. Türk ulusalcılığının ortaya çıkması ve güçlenmesi en az Yunan ulusalcılığı kadar Osmanlı'nın parçalanmasına hizmet etmiştir. Osmanlı "ümmeti" bir bütün olarak o dönemin "küresel trendine" uygun biçimde "ulusal kimliklerinin" farkına varmaya başlamıştır. Yoksa Osmanlı'nın Türk diye bir kimliği ve derdi yoktur. Hatta Türk, Osmanlı'da "aşağının aşağısı" bir etnik grup olarak görülür. Ziya Gökalp'ten Atatürk'e bütün bir zincir, Türk kimliğini "oluşturmak" amacıyla var güçleriyle çalışmışlardır. Hal böyleyken, sadece "yunan ya da ermeni ayrılıkçılığını" (!) tarihsel bir nefret unsuru olarak kullanmak tuhaftır. Osmanlı "ümmetçiliği" tarihsel olarak miadını doldurmuş, küresel olarak ulusalcılık rüzgarları esmiştir o dönem. Tam da bu noktada Yunan ya da Ermeni "ayrılıkçılığı" her ne ise, Türk "ayrılıkçılığı" da benzer biçimde ele alınmalıdır. Buradaki tek fark, belki Yunanlıların daha önce, Türklerin ise daha sonra "aymış" olmasıdır ki, "entelektüel açıdan gelişmiş" Yunan toplumu karşısında Osmanlı tarafından geri bıraktırılmış Türk etnisitesinin geriden gelmesi doğal olsa gerektir. Unutmamak gerekir ki Osmanlı "parçalandığında" ve hele ki "hilafetten vazgeçildiğinde", ayrılan her unsurun "Osmanlı mirası" üzerinde hak iddia etme hakkı vardır. Osmanlı geçmişiyle sert biçimde kopuşmayı tercih eden Türkiye Cumhuriyeti, aslında bu hakkı diğer "parçalara" vermiş sayılmalıdır...

yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşcesine

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
CAPTCHA
Virus saldırılarına karşı otomatik yazılımlara engel olmak için konuldu, uğraştırdığımız için kusura bakmayın.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.