Sinan Dirlik günlüğü
HAYIR'mı? Hadi Canım Siz de!
- 2 yorum
- 600 okunma
Ayrışma mı Bir Arada Yaşama mı?
- 2 yorum
- 248 okunma
Yetmez ama EVET!
- 2 yorum
- 225 okunma
AKP Değil Diyanet İşleri Kapatılsın!
- 1 yorum
- 75 okunma
Mozaik?
- Yeni yorum ekle
- 68 okunma
Günaydın Kıbrıs! Gözünaydın Türkiye!
- Yeni yorum ekle
- 110 okunma
Neyiniz Eksik Paşalar?
- Yeni yorum ekle
- 96 okunma
Yahudi Zekası, Kıbrıs'a Gidecek Gemiye Sığabilir mi?
- Yeni yorum ekle
- 263 okunma
Aptal Yerine Konmanın İngilizcesi
- 2 yorum
- 657 okunma
Yoğurtlu Bakla!
- Yeni yorum ekle
- 70 okunma
YESİNLER LAİKLİĞİNİZİ!
- Yeni yorum ekle
- 674 okunma
Deja Vu!
10 yaşındaydım 1974’te. Ecevit rüzgarının kasıp kavurmaya başladığı yıllar. Erbakan’ın MSP’si ile koalisyon yapmış bir Ecevit. Sonra MC iktidarları. 1979’a doğru Karaoğlan’ın dört bir yanda fırtına gibi estiği, “bu düzen değişmeli, umudumuz Ecevit” sloganlarının yeri göğü inlettiği dönem. 11’ler kepazeliği gelir hemen ardından. Sonra yine Demirel’li hükümet ve sonrası malum… 12 Eylül…
Birileri “umut” olduğunda tüylerimin diken diken olmasının nedeni belki de tanık olduklarımızdır. Bu ülke ne zaman mesihlerin peşine düştüyse, en ağır düş kırıklıklarını yaşadı hep.
Şimdi, Kurultay’da kürsüden inerken başına “Ecevit kasketi” geçirilen o ufak tefek, sempatik adamı izlerken ne yazık ki hissettiğim şey coşku ve umut değil. Tam tersine, derin bir teessür duygusu. Teessür nasıl anlatılır genç kuşaklara?
Sokakların kan gölüne döndüğü, yoksulluğun kol gezdiği o siyah beyaz yıllarda, Ecevit toplumun beklediği Mesih gibi ortaya çıkmıştı.
- 1 yorum
- 114 okunma
Kruscev, CHP ve İhanet ya da Ulusalcı Sefalet!
- Yeni yorum ekle
- 95 okunma
Yürü Be Gandi! Kim Tutar Seni!
- 3 yorum
- 353 okunma
Tamam da Niye İstifa Etti?
CHP’nin 70’li yıllardaki ucu sola “azıcık” açık söyleminden ve 80’li yıllardaki “göreli” anti militarist duruşundan uzaklaşmasının mimarı Baykal, sanki bir skandalın kahramanı değilmişcesine gürleyerek sergilediği “istifa showunun” ardından, hayranlarının göz yaşları arasında evine çekildi.
Baykal’ın basın toplantısının özeti şuydu:
Ağır bir siyasi komplonun kurbanı olmuştu.
Bu komplonun düzenleyicisi “pensilvania” değil, AKP Hükümetiydi.
Ve istifa yoluyla asıl büyük mücadeleye karar vermişti…
Hepsi bu…
Baykal’ın iğrenç bir komploya kurban gittiğini hiç kimse inkar edemez. Bu, kime karşı yapılırsa yapılsın, kim tarafından yapıldıysa yapılsın; aşağılık, pespaye, ahlaksızca bir komplodur. Aklı başında vicdan sahibi hiç kimse bunun aksini iddia edemez. Komployu düzenleyenlerin kimliği elbette günü geldiğinde ortaya çıkacak ve işledikleri bu iğrenç suçun hesabını da vereceklerdir… Buraya kadar tüm toplumun mutabık olduğundan kuşkum yok…
Baykal, basın toplantısında bu komplonun iddia edildiği gibi yıllar öncesinden değil, son birkaç hafta içerisinde pişirilip servis edildiğini söylüyor…
- Yeni yorum ekle
- 157 okunma
Baykal'ın İstifası Doğru, Gerekçesi Yanlış!
Genç kuşak hatırlamaz. 1979 yılının 4 Ekim Günü bir magazin gazetesinde, dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in bir şarkıcı hanımla Hilton Oteli’nin kapısında görüntülenmesi büyük bir skandala yol açmıştı. Hasan F. Güneş, haberin yayınlanmasından 1 gün sonra “Türk halkından özür diliyorum” diyerek istifa etmişti. Başbakan Bülent Ecevit, Güneş’in istifasını “siyaset özel yaşamdan kesin özveri ister” sözleriyle kabul etti.
6 Ekim 1979 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yer alan haberde, Hasan F. Güneş, Başbakan Ecevit ile 25 dakikalık görüşme sonrasında, gazetecilere bakın neler söylemiş?
- İstifanızı Başbakan’a verdiniz mi?
- Evet
- Kabul etti mi?
- Bu kadar…
- İstifanız için gösterdiğiniz gerekçe nedir?
- Hakkımdaki son yayınlar.
- Yayınların seçime 10 gün kala yapılması, buna karşılık olayın daha eski bir tarihte meydana gelmesini nasıl yorumluyorsunuz?
- Bir yorum yapmıyorum. Yalnız şunu yazarsanız memnun olurum. İçtenlikle Türk halkından çok özür diliyorum. Sanıyorum yapmam gerekeni yaptım. Teşekkür ederim.
- Bu olay nedeniyle basına kızıyor musunuz?
- 1 yorum
- 236 okunma
Bazı Koltuklar Zihin Açar...
İşte budur! Sn. Eroğlu’nun 18 Nisan sonrası sergilediği her türlü takdirin ötesindeki çözüm yanlısı duruş, ulusalcı-milliyetçi kesimde de karşılığını bulmaya başladı. Volkan Gazetesi’nin vatanperverliğinden asla kuşku duyulmayacak yazarlarından Sn. Sabahattin İsmail’in yazısına bakalım:
Yazının başlığı “Downer’in Tek Egemenlik Yorumu, Ancak Ortak Egemenliğin İki Egemen Halktan Kaynaklanması Şartıyla Kabul Edilebilir”…
Başlıktan da anlayacağınız üzere, Sn. İsmail, “Tek Egemenlik ihanettir” demiyor… “İki egemen halktan kaynaklanması şartıyla kabul edilebilir” diyor… Yani tıpkı bugüne kadar Sn. Talat’ın “iki halkın siyasi eşitliğine dayalı çözüm” politikasında ısrarla ve ısrarla vurguladığı gibi… Yani Sn. Eroğlu’nun 23 Nisan 2010 tarihli BM Genel Sekreteri’ne yolladığı mektupta yazıldığı gibi…
Okuyalım Sn. Sabahattin İsmail’i…
- Yeni yorum ekle
- 170 okunma
KİMSE SN. EROĞLU'NA HAİN DİYEMEZ!
- Yeni yorum ekle
- 100 okunma
Eroğlu Desteklenmelidir!
Kabul ediyorum, değişim çok hızlı.
Sn. Eroğlu’nun görevi devraldığı 23 Nisan’dan bugüne henüz 2 hafta bile dolmadı ama, 18 Nisan’daki o katı milliyetçi lider gitti yerine uzlaşmacı, çözümden yana, BM parametrelerini özümsemiş bir lider geldi
Sn. Eroğlu, göreve başladığı gün BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a yazdığı mektupta “23 Mayıs mutabakatına bağlılık” teminatı verdi ama bir eksiği vardı. O eksiği de Downer ile olan görüşmesinde tamamladı: 1 Temmuz mutabakatına bağlılık… İşte bugün itibarıyla Sn. Eroğlu ile Sn. Talat’ın müzakere masasındaki pozisyonları eşitlenmiştir… Kim ne derse desin, artık arada herhangi bir “fark” yoktur… Bu müthiş, sevindirici, umutlandırıcı bir değişimdir.
Sn. Eroğlu’nun “Talat’laşma hızı” Türkiye’de ve Kıbrıs’ta çözüm isteyenleri ancak ve ancak sevindirmelidir.
Kolay değil, 70’lik bir siyaset adamı, yıllardır reddettiği, eleştirdiği bir müzakere anlayışına (Müzakere sürecine değil, müzakere anlayışına… Zira Sn. Eroğlu defaatle müzakerelere değil, müzakere anlayışına karşı olduğunu belirtmişti) şaşırtıcı ve sevindirici bir hızla uyum sağlamayı başarmıştır.
- 3 yorum
- 157 okunma
Anayasa Paketi, Türkler ve Kürtler...
Anayasa Değişiklik Paketinin 2. Tur oylaması sürerken, “Siyasi Partilerin Kapatılmasına İlişkin” madde TBMM’de “takıldı”. Oylamaya CHP ve MHP’nin yanı sıra BDP’li milletvekillerinin katılmaması, bir kısım AKP’li üyenin de red oyu vermesiyle madde ancak 327 oy alabildi ve “düştü”.
Herşeyden önce sorulması gereken ilk soru, partileri defalarca kapatılan Kürt hareketinin Parlamento’daki temsilcilerinin bu denli kritik önem taşıyan bir maddenin oylanmasına niçin katılmadığıdır. Siyasi parti kapatmalarına karşı olanların, bu maddenin en fazla zulmüne uğramış BDP’den beklentisi hiç kuşkusuz bu oylamaya katılarak Evet oyu vermesiydi.
BDP’nin bu oylamaya katılmama nedenlerinin başında Öcalan’ın 30 Nisan tarihli avukat görüşmesinde söyledikleri geliyor. Öcalan, “orta şiddette savaşa hazırlıklı olun” uyarısını da yaptığı görüşmede “AKP’ye destek verilemez” diyor ve BDP’yi açıkça uyarıyor: “AKP'yi desteklemek kuyrukçuluktur, kendini inkar etmektir. Kendini inkar etmek de ahlaksızlıktır. Bu koşullarda BDP evet derse siyaseten kendisini bitirir, kendisine olan saygısını azaltır. AKP'yi desteklemek siyaseten çok zarar verir, bunu halka da anlatamazlar, dönüşü zor bir yoldur.”
- 1 yorum
- 377 okunma
1980'lerde değiliz Sn. General...
Genelkurmay Başkanı yine konuştu. Basının bir bölümünü “mütareke basınından da beter” olmakla suçlayan General, son olarak Tunceli’de gerçekleşen terörist saldırıya ilişkin basında çıkan haberleri “hainlik ve adilik” olarak nitelendirdi.
Demokratik bir ülkede basın, “dördüncü kuvvet” olarak isimlendirilir ve en temel yurttaşlık bilgisi dersinde bile bir ülkenin demokratiklik kriterlerinin başında “özgür basın” gelir. Hiçbir demokratik ülkede, bir Genelkurmay Başkanı, hoşuna gitmeyen konuları yazan gazete ve gazetecileri “hainlikle”, “mütareke basınından beter olmakla” suçlayamaz… Hele ki “adi” diyerek hakaret edemez. Etmemeli…
- 1 yorum
- 109 okunma
ALİYE KAVAF İSTİFA!
Pervari’de oynanan bir “çocuk oyununda” 2 ve 3 yaşındaki iki bebeğe 8 yatılı okul öğrencisi tarafından tecavüz edilmiş. Bebeklerden biri öldürülmüş. Ve konu, “yerel gelenekler” doğrultusunda, Vali’nin, Jandarma’nın, Kaymakam’ın, Savcının, ailelerin bilgi ve onayıyla “kendi aralarında” çözülüvermiş…
“Bir garip öldü diyeler, kırk günden sonra duyalar” demiş ya Yunus, o hesap. Tam 11 ay önce yaşanan olaylar, bugün gazete sayfalarına düşüyor. Tam 11 ay boyunca bebeklerine tecavüz edilip öldürülen aileler susuyor ve Pervari’nin asayişinden, yurttaşların can, mal ve ırz güvenliğinden sorumlu yetkililer susuyor. Olay bir biçimde “tatlıya bağlanmış” ya, konunun medya tarafından mıncıklanmasına neredeyse bozulmuşlar… “Biz hallettik aramızda, pişmiş aşa su katmayın kardeşim” havasındalar…
“Namusunu temizlemeyi” aile içi sorun olarak kendi yöntemlerince “çözen” geleneksel yapı, her türlü ahlaksızlığı, vicdansızlığı, insanlık dışı uygulamayı “geleneksel aile yapısı” içerisinde örtmek ya da “temizlemek” yoluna gidiyor.
- 1 yorum
- 390 okunma
Değişiyoruz Ama...
- Yeni yorum ekle
- 276 okunma
Eroğlu ve Ulusalcıların "U" Dönüşü!
Türkiye ve Kıbrıs’ta ulusalcıların işi çok zor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üzerinden daha sadece 1 hafta geçmeden, Talat’ın koltuğuna oturan Eroğlu öyle işler yapmaya, öyle sözler söylemeye başladı ki, 5 yıldır “Hain Talat ve AKP Kıbrıs’ı satıyor” diye feryat figan edenlere şimdi Allah kolaylık versin. Çünkü Eroğlu’nun sadece birkaç gündür yaptıkları, söyledikleri bile son 5 yıldır Talat ve AKP’ye yönelik ne kadar ikiyüzlü bir kampanya yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.
KKTC’nin 3. Cumhurbaşkanı, koltuğa oturduğu gün BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a bir mektup yazarak, “müzakere sürecine” ve özellikle de 23 Mayıs 2008 anlaşmasına bağlılığını bildirdi.
Hatırlanacağı üzere, ulusalcı-milliyetçi kesim, Talat ve Hristofias’ın 23 Mayıs 2008’de açıkladıkları mutabakat belgesini bir “ihanet belgesi”, “KKTC’den vazgeçişin tescili” ve “Kıbrıs Türk Halkına karşı imha planı” olarak ilan etmişler ve Sn. Eroğlu’nu da “emperyalizmin bu oyununu bozacak lider” olarak sunmuşlardı…
Ne vardı 23 Mayıs 2008 Mutabakatında? Aynen şu ifadeler vardı:
- Yeni yorum ekle
- 429 okunma
HANİ TALAT HAİNDİ? HANİ EROĞLU MİLLİYETÇİYDİ?
Dün bir, bugün iki! Daha Sn. Talat’ın koltuğu soğumadı. Ama 19 nisan sabahına kadar Talat’ı “ihanetle suçlayanlar”, sadece 4 gün sonra, 23 Nisan 2010 tarihinde kaleme aldıkları mektupta çark ettiler...
Hemen konuya girelim:
Talat “ihanetine” karşı, ulusalcı milliyetçi güçlerin ortak mücadelesi sonucu 3. Cumhurbaşkanı olan Sn. Derviş Eroğlu, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a 23 Nisan 2010 tarihli ilk resmi mektubunu gönderdi.
Mektupta BM çözüm müzakereleri sürecine bağlılık defalarca teyid edildikten sonra son derece dikkat çekici iki önemli ifadeye yer veriliyor:
“…Bu anlayışla, 23 Mayıs 2008 Ortak Açıklaması’na uygun olarak devam eden BM sürecinin esas çerçevesinin tarafımızdan tam olarak desteklendiğini açıkça ifade etmek istiyorum.”
- 4 yorum
- 451 okunma
Yaşasın AKP, Türkiye, Kıbrıs Üzerine Saçmalama Özgürlüğü!
Birkaç gün içerisinde gecikmiş ve aslen yanlış olan soru sorulmaya başlanacak: “Türkiye’nin Kıbrıs politikası değişiyor mu?”.
Kısa yoldan bir cevap: Hayır! Türkiye’nin Kıbrıs politikası hiçbir zaman değişmedi ki?... AKP’nin Kıbrıs konusundaki “proaktif” dış politikası, Türkiye’nin gerçek anlamda bir politika değişikliğine yöneldiği anlamına gelmedi hiçbir zaman. Herşeyden önce, bakmayın siz ulusalcı-faşist mankafaların çığırtkanlıklarına, AKP devleti dönüştürmeye çalışan değil, devleti “modern zamanların gereksinimine uygun biçimde” revize etmeye çalışan bir siyasi projeden başka bir şey değildir…
Çok mu iddialı? Aklın şu veya bu kampa teslim edilmediği bir duruş, özgürce ve sorumsuzca ufuk turu yapabilir. En fazla ihtiyaç duyduğumuz ve çoktandır yitirdiğimiz haslet değil mi bu? İnanmak istediklerimizi görmeye çalışıyoruz, dışımızda olanı değil… Oysa ak sakallı, bundan yüz küsur yıl önce çözüp koymuştu önümüze aklı özgürleştirecek yöntemi…
- 1 yorum
- 124 okunma
Kıbrıs'ta Bundan Sonrası...
Eroğlu-Denktaş ittifakı kazandı. Sokaktaki adamın duygusal reaksiyonlarının olması normaldir ama 19 nisan’dan itibaren gerek Kıbrıs, gerek Türkiye ve gerek dünya için tüm hesapların revize edildiği yeni bir dönem başlıyor.
Türkiye 2003 yılından itibaren AKP’nin proaktif dış politikası doğrultusunda Kıbrıs’ta çözüm rüzgarlarının estiği bir dönem başlatmıştı. Rauf Denktaş’ın büyük tepki verdiği ve engellemek adına vaktiyle kendisine en ağır hakaretleri eden çevrelerle kolkola girmek pahasına mücadele ettiği bu sürecin aslında bir stratejinin değil tamamen taktik bir faaliyetin sonucu olarak başladığı anlaşılıyor… Türkiye, 2003-2010 arasında, BM ve AB’nin sıkıştırmaları karşısında soluklanabileceği taktik bir operasyonu yürütmüş ve risk alarak başlattığı bu operasyonu başarıyla yönetip, başarıyla tamamlamışa benziyor.
- Yeni yorum ekle
- 607 okunma
Şimdi Samimiyet Zamanı
- Yeni yorum ekle
- 573 okunma
Hepimiz Teferruatız!
- Yeni yorum ekle
- 478 okunma
Rauf Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanlığı yarışında Derviş Eroğlu`nu destekler mi?
Hesapta çok biliyorum ya (!), eş dost Kıbrıs hakkında aklına geleni sorar oldu. Şu ara en popüler sorular, Denktaş Eroğlu’nu mu destekleyecek? Kıbrıs sağı hangi adayı destekleyecek? Kıbrıs’taki TC kökenliler kimi destekleyecek?... Şeklinde uzayıp gidiyor…
- Yeni yorum ekle
- 1016 okunma



13 saat 38 dak önce
14 saat 31 dak önce
19 saat 3 dak önce
19 saat 15 dak önce
21 saat 18 dak önce
22 saat 24 dak önce
23 saat 58 dak önce
1 gün 11 saat önce
1 gün 13 saat önce
1 gün 14 saat önce