"Nothing But The Truth" veya TARAF ya da...

Vaktiyle bizi heyecanlandıran şeyler farklıydı. Gazetecilerin, gazetecilik mesleğinin değerlerini savunduğu yıllardı o zamanlar.

 

Beni ve bir çok arkadaşımı “Basın Yayın’da okumaya” yönelten gazeteler ve gazeteciler dönemiydi… Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü günü hatırlıyorum örneğin. Evet bir “burjuva gazeteciydi” (!) İpekçi bizim için ve Cumhuriyet dururken, Politika, Demokrat varken Milliyet’in esamisi okunmazdı pek bizim cenahta ama, faşist kurşunlara hedef olduğunda İpekçi ve onun aslında neyi savunduğu berraklaşıvermişti çoğumuzun kafasında…

 
O kadar çok cenazeye, o kadar çok protesto yürüyüşüne katılmıştık ki o yıllarda, şimdi geriye doğru baktığımda haykırdığımız onca ismin ve başkaları tarafından haykırılan isimlerin devasa bir puzzle’ın kanlı parçacıklarına dönüştürülmüş olduğunu ancak fark edebiliyorum…

 

 

 

Tütengil’in, İpekçi’nin, Türkler’in, Mumcu’nun, Dink’in ve daha yüzlerce aydının, sendikacının, politikacının, gazetecinin cenazelerinin serpiştirildiği onca yıla tanıklık ettim. Gazetecilik mesleğinin, “basın yayını ilk tercih olarak belirlemeye değer” bir meslek olduğu o yıllarda bizi heyecanlandıran şeyler farklıydı…
“Ateş Altında” filmini izlediğimizde, Nikaragua’da Somoza’nın askerleri tarafından katledilen Amerikalı bir gazetecinin öldürülüşünü dünyaya duyurabilmek için can pahası bir mücadele veren Nick Nolte kahramanımdı… Somoza’nın kameralara baka baka yalan söyleyerek, “bu cinayet komünistlerin işidir” dediği sırada kahramanımız, cinayeti belgeleyen fotoğrafları dünya medyasına ulaştırmak için ölümü göze alıyordu… İnsanların “halkın haber alma özgürlüğü” için her şeyi ama her şeyi feda edebileceği ve bunun gazetecilik mesleğinin yegane varlık nedeni olarak kabul edildiği yıllardı o yıllar…
Uğur Mumcu, İpekçi cinayetinden Papa suikastına uzanan örümcek ağını ilmek ilmek çözmeye çalışırken mesleğin onur kavgasını veriyordu aslında. O yıllarda bizim için “kabul edilmez şeyler” söylüyordu Mumcu. Ülkücü katil Ağca’nın “sosyalist” Bulgaristan gizli servisiyle, KGB ile bağlarını seriyordu gözlerimizin önüne. Mumcu, kapkaranlık bir bilinmezde kaybolan bir topluma elindeki titrek mum aleviyle bir yol açmaya çalışıyordu. Eğer pek çok “steril” salon gazetecisi gibi konformist bir yaşam tercih etseydi Mumcu… Ülkücü mafyayı ve devlet içerisindeki bağlantılarını deşifre etmeye kalkışmasaydı… Öldürülür müydü?
İdealleri uğruna, daha demokratik, daha aydınlık bir Türkiye uğruna, meslek ilkeleri uğruna, halkın haber alma hakkı uğruna rahat yaşamlarından, sevdiklerinden vazgeçmeyi seçenleri sevdik biz… Devlet tarafından, karanlık güçler tarafından, nursuz uğursuzlar tarafından, iyi saatte olsunlar tarafından sevilmeyenleri sevdik hep…
Önceki akşam Nothing But The Truth’u izlerken gazeteci Rachel Armstrong’un şahane kurgulanmış öyküsü yıllar önce yitip giden gazetecilik değerlerini düşündürdü bana. Bir CIA ajanını ifşa eden Armstrong, devletin “kaynağını açıkla” baskısıyla yüzyüze gelir. Gazetecilik mesleğinin onur savaşını veren Armstrong, “haberi” ile değil “kaynağını açıklama baskısı” ile devletin hedefi oluverir bir anda. Çalıştığı gazete, arkadaşları, eşi, hatta avukatı bile “kaynağını açıkla kurtul” derken, Armstrong reddeder ödün vermeyi… Meslek ilkeleri uğruna bedel ödemeyi seçer…
Taraf muhabiri genç Baransu’nun haberlerini okurken “bu çocuğun annesi, babası, sevdiği ne hissediyordur?” diye düşünüyorum bazen. Dağlıca, Aktütün, Kafes, Balyoz gibi Türkiye’yi sarsan bir çok haberin altında Mehmet Baransu’nun imzası var. Bu genç adam, medya dünyasındaki binlerce muhabir gibi suya sabuna dokunmayan haberler yaparak hayatını mutlu mesut geçirme imkanına sahipken, birbiri ardınca fincancı katırlarını ürkütecek, milyonlarca insanı derinden sarsacak haberlere imza atmayı seçiyor… Bu genç adam, hayatını, konforunu, sevdikleriyle sakin bir yaşam sürme hakkını elinin tersiyle bir kenara iterek kendisini riske atıyor… Düşünüyorum… Ne adına?
Yasemin Çongar. Olgunluk çağını süren, son derece iyi eğitimli, kentsoylu, uzun yıllar yurtdışında yaşamış, Milliyet Gazetesi’nin Washington muhabirliğini yapmış bir kadın… Üniversite yıllarında Beyazıt meydanı’nın gediklilerindendi Çongar. Çoğu “solcu kıza” benzemeyen bir narinliği, zerafeti ama tüm “solcu kızlar” gibi dikbaşlı, hırçın bir yapısı vardı… 12 Eylül’ün en karanlık dönemlerinde, benim de içinde olduğum ilk üniversite öğrenci eylemlerinin liderlerinden biriydi. Çongar’ı okurken ya da televizyonda izlerken, olgunluk çağında da gözlerindeki o hırçın solcu kızın direncini görmek, bu direncin şimdi “halkın haber alma özgürlüğünün” kavgasını vermeye dönüştüğünü görmek iyi hissettiriyor bana…
 
Tuzu kuru Ahmet Altan’a ne demeli? Kitaplarının, aşk hikayelerinin, babadan kalma bir soyadının rantını ağarmış sakalını sıvazlaya sıvazlaya yemek varken… Taraf’ın soyunduğu statükoyu yıkma mücadelesinin bayraktarlığını yapmak niye? Hangi sersemce delikanlılık ruhu Ahmet Altan’ı konformist bir hayattan derin güçlerin hedefi haline gelmeyi göze almaya yöneltebilir?
Taraf Gazetesi’ne dair yargınız ne olursa olsun… Sadece gazetecilik mesleği açısından ya da sadece bir okuyucu olarak, bir yurttaş olarak “haber alma özgürlüğünüzü” çok ama çok ciddi bedeller ödemek pahasına savunan bir avuç insanın öyküsünü bir an için gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın…
Taraf’ın “misyonunu” kuşkulu bulabilirsiniz… Taraf’ın manşete çıkardığı haberleri inandırıcı bulmayabilirsiniz… Ama lütfen şunu bir an için olsun düşünmeye ayırın zamanınızı… Türkiye’de on milyonlarca insanın tahayyül bile edemeyeceği bir cesaretin nedeni ne olabilir? Para mı?... Çongar’ı, Altan’ı, Baransu’yu toplumun çok ciddi bir kesiminin öfke oklarının önüne atmaya, devletin en güçlü kurumlarının nefretini ve şiddetini çekmeye hangi para ikna edebilir? Kendinizi koyun onların yerine… Böyle bir haberciliği yapmanız için kaç para ikna edebilir sizi?... Şöhret mi? Türkiye’de şöhret olmanın binbir kolay yolu varken, üstelik afili kokteyllerde boy gösterebilmek, devletin asıl iktidar güçlerine dokunmaksızın “muhalifmiş gibi” yaparak mesleği icra edebilmek imkanı varken… Hangi tutku sizi böyle bir “haberciliğin” peşine düşürebilir?
Bir düşünün… Cesaretiniz olsa… Gazeteci olsanız…
Magazincilik, paparazzilik, salon gazeteciliği değil ama…
Bir zamanlar gıpta ettiğimiz, uyduruk güçlerle değil, devletin karanlık koridorlarından can pahasına edindikleri karanlık bilgileri bizlere ulaştırma cesaretini gösteren “araştırmacı gazetecilerden” biri olsanız… Devletin en güçlü kurumlarının halktan gizlediği gerçeklere ulaşsanız…
Bunları yayınlamaz mıydınız?...
 
Uğur Mumcu olsaydınız örneğin… İpekçi cinayetinin arkasındaki karanlık güçlere dair edindiğiniz binlerce bilgi ve belgeyi saklar mıydınız yoksa…. Yoksa iyi saatte olsunların öfkesini çekmek pahasına yayınlar mıydınız bunları? Mumcu'ya bu bilgi ve belgelerin kaynağı soruldu hep... 80'li yıllarda cesaret işiydi ülkücü mafyayı, derin devlet bağlantılarını, uluslararası cinayet şebekelerini, istihbarat örgütlerini yazmak... Bunlara ilişkin bilgi ve belgeler yayınlamak...
 
Hrant Dink olsaydınız örneğin… Ters düşmemek adına tehcir hikayelerini gizleyip “muteber vatandaş” olmayı mı seçerdiniz?
Bu ülkenin “gazetecilere” her zamankinden fazla ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim… Ama namuslu, ama cesur, ama halkın haber alma özgürlüğü için konforundan, huzurundan, sevdiklerinden, can güvenliğinden vazgeçebilecek kadar gözü kara gazetecilere… Yoksa akşamki kokteylde ne yediğini, sevgilisiyle nasıl seviştiğini, kürt şarkıcı kızcağızla ne fanteziler yaşanabileceğini yazan “muteber gazetecilerden” külli miktarda var zaten…
 

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.
Işık kullanıcısının resmi

Sinan bey,
.
Yazınızın içinde sorduğunuz bazı soruların cevapları bence yine yazının içinde mevcut.
.
Şimdi diyecekniz ki, hangi sorunun cevabı nerede yazıyor. O zaman hadi bulmaca çözmeye:)))))

Haberci kullanıcısının resmi

Taraf'ı çok beğenmem bazı haberlerini yanlı ve habercilikten uzak bulurum. Ama iş cesarete araştırma gazeteceliğe gelince kim ne derse desin Türkiye'de bu tür gazeteciliğin tek örneği. Ha bu zamanın gazeteciliğinin en büyük handikapı olan haberin gerçek olup olmadığına sansasyonundan daha az önem verdikleri olmuyor mu oluyor. Ama biri çıkıpta Taraf'ın ülkenin dil uzatılmaz denilen her kesimine dilini hiç çekinmeden uzatmadığını söyleyemez. Keşke herkes bu kadar cesaretli olabilse.

Sektörde yer bulamamış bir gazeteci adayı olarak benimde örnek aldığım bir gazeteciliği yazınızın temeline oturtmuşsunuz. Bu sektörde dışarıdan bakıldığında "solcu" denilen gazetecilerin nasıl para için tüm değerlerini sattıklarını gördüm. Bugün kendine araştırmacı gazeteci diyenlerin nasıl başka kanala geçince sözde tarafsız gazeteciliğini silah gibi kullandığını gördüm. Bir tarafta ne olursa olsun cesur ama bağımsız gazetecilik yapanlar üç kuruşa tamah ederken büyük holdinglerde yıkama yağlama yapanların bu kadar astronomik ücretler alıyor olması içimi acıtıyor. Böyle bir tablo varken kendime ara sıra acaba bu sektörde yer bulmak için biz çok mu namusluyuz diye sormadan edemiyorum.

"Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrimi satın alamazsınız, devrimi yapamazsınız, devrim olabilirsiniz ancak..."

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
CAPTCHA
Virus saldırılarına karşı otomatik yazılımlara engel olmak için konuldu, uğraştırdığımız için kusura bakmayın.

mental: Uğur haftalık raporu yayınlarken "çalıştırın klavyeleri" anlamına gelecek ufaktan sopa gösteren bir şeyler yazmış..
mental: Aman abiii deyip, hemen gönderdim yazıyı...
mental: Bu editör takımına bulaşmaya gelmez.
mental: adamı rezil de eder vezir de! ))))
ugur erhan: şu ana kadar kimi rezil ettik beyaa Mental)
mental: Yaa uğur her editör senin gbi mi!
mental: Sana laf etmek kimin haddine..
mental: Seni bu sitede en eski ve en yakın bilenlerden biriyim.
mental: Bu arada 3üncü yaşımızdan gün aldık...
mental: Kutlayan olmadı!... : )))
ugur erhan: Site sahibi pasta falan kesmiyor ki kim kutlasın kuru kuru))))))
hayattorlak: pastanın resmini koyup bilgilendirseydiniz bari)
SERDAR: arkadalar lutfen yazılarınızda en az 2.3 paragraf olsun ya
SERDAR: detaylandırın
SERDAR: evet diyenler neden evet dedigini
SERDAR: hayır diyenler neden hayır dedigini
SERDAR: linkler, referanslar uzerinden ornekler uzerinden tartıssınlar lutfen
SERDAR: yeni yasımız kutlu olsun, o kadar olmus mu ya? bence 2 senesi
SERDAR: dolmus gibi gelio bana
ugur erhan: Sayın editör yetkisi olan arkadaşlar kendi yazdığınız yazıyı manşete alıp diğer yazıları es geçmeniz doğru bir davranış değildir
ugur erhan: Ya hiç birine dokunmayın yada hepsine bir düzenleme getirin.
ZuhalVoigt: Onverita Onpunto'dan sonra yayın hayatına girmedi mi? Onpunto Temmuz 2008 de kapatıldı. Demek ki kaç yaşında?
ZuhalVoigt: Doüum günün kutlu olsun Onverita!
ZuhalVoigt: Mental de 3üncü yaşımızdan gün aldık demiş zaten))
deniz_seckin: Polyanna kaşarı bence psikopatın teki.
NautilusPro: Arkadaşlar siyaseti taşırmışız yine.Araya bişreyler karıştırayım...
yaban: selam dostum
yaban: sagmısın sen ))))
yaban: selam hayat torlak
yaban: ben bu ralardan uzaklaiınca bayagı bu sitede çok şeyler degişmiş
yaban: yazılar yazarlar daha bir çok nedenler
hayattorlak: yaban
hayattorlak: nerelersin )
yaban: selam nasılsın
yaban: bir süre uzaklaştım
hayattorlak: sağol şu kırık bir sevsa türküsü yazını güncellesen
yaban: hanı yaw kokerec yıcektık izmirde yunan ıstana ınadına
hayattorlak: yeriz yeriz )
yaban: o nasıl oluyor k güncellem ben bilmem ki söle bana hemen güncelleyım
hayattorlak: dediğimi anladınmı
yaban: hadı de be yaw
hayattorlak: yazıyı paylaş diyuor ya
yaban: haaa anladım hemen paylasırım
hayattorlak: orayı tıkla güncelle
yaban: bu teknolojıde geriyim dostum )))
hayattorlak: güzel bir makaleydi
yaban: tşk
yaban: izmire yol yokmu yakında
hayattorlak: valla hanım çocuk yarın çeşmeye geliyorlar ben istanbuldayım şuan
yaban: o zaman yol görülüyor demektır
hayattorlak: güncelledin mi
yaban: hayır sohbet ediyoruz dıye dokunmadım bile
hayattorlak: ben yazını okuyorum biraz eleştireyim seni)
hayattorlak: kırık bir sevda türküsü
hayattorlak: ))))
yaban: buna ıhtıyacım var eleştır
hayattorlak: chat için niye burayı kullanıyorsun ki yorumları kullansan)) herkes öyle yapıyor da)))
yaban: biz herkezden ffarklıyız
hayattorlak: Avcıyız diyosun yani))
yaban: onlar yazıları yorum alsın dıye yapıyorlardır
yaban: aynen öyle
hayattorlak: Tahtın sarsılıyo)
yaban: gecen gün attım oltayı cıke geldı guca bır dumuz gırav gırav dıye vurdım obı
hayattorlak: Hiç sorma bide safarideydik geyik vurduk
hayattorlak: ))
yaban: o ne ki ben gecen gun ayı avladım
hayattorlak: postunu sakla alırım izmire gelince
yaban: abı görüşmek üzere bır dortum geldı ona bakım sona tel görüşmesi yaparız
hayattorlak: biliyosun demi noyu 532 li
hayattorlak: İyi akşamlar adem
deniz_seckin: Allah'ım bir yol göster bana !
NautilusPro: Merhaba zuhal
ZuhalVoigt: Merhaba Nauti galiba geç gördüm mesajını((