Bafa Gölü VE Kapıkırı Köyü
Sayıları çok azalmış balıkçı teknelerinden biri ile bafa gölüne açılıyoruz.
Sayıları çok azalmış balıkçı teknelerinden biri ile bafa gölüne açılıyoruz. Göl çok dalgalı. Denizden koparak bir göl haline gelmiş olsa da Bafa, Ege ve Akdeniz’in ögleden sonra dalgalanma geleneğini onlarla birlikte devam ettiriyor.
Göl çalkalandıkça kızıla çalan kahverengine bürünüyor. Ve şeritler halinde akan köpük dalgaları sarıyor teknenin etrafını. Bu ilk bakışta ciddi anlamda bir kirliligin işareti gibi geliyor bizlere.
Fakat bizi teknesine davet eden Sahin’e göre suya bu rengi veren sey yüksek oranda plankton. Yaz aylarında ısınan su planktonların gelişimi için çok uygun bir zemin hazırlıyor. Tabi Bafa gölüne hem zehir hem hayat veren Menderes ırmağının da artık göle akmayışı da bu konuda çok önemli bir etmen.
Hem zehir hem hayat geliyor menderesten çünkü ırmağın göle aktığı dönemlerde denize ulasan deltadan Bafa gölüne hem balık sürüleri hem yumurtalar akıyor. Oysa madolyonun bir de öteki yüzü var tabii. Izmir sanayisinin zehirli atıkları da bu yolla karışabiliyor Bafa gölü’ne. Ama balıkçılar menderes’in sularının eskisi gibi yükselerek yeniden göle akmasını istiyor hakli olarak. Çünkü göldeki balık oranı giderek düşmekte.
Bafa Gölü’nün suyu sizin de tahmin edebileceğiniz gibi tatlı değil. Fakat tuz oranı da her yer de ayni değil. Bu yüzden gölün çesitli bölgelerinde farklı cins balık avlanabiliyor. Çeşitli tatlı su balıklarının yani sıra Bafa Gölü’nden Çupra, levrek ve mavraki adı verilen iri kefaller yakalanılabiliyor. Şahin levrek gibi son derece zeki balıkların kıyıdan serpme ağlalarla yakalandığı dönemleri hatırlıyor.
Kapıkırı’da hemen herkesin anlattığına göre Son dönemlerde Heraklia ve Bafa’yı yine tarihinde olduğu gibi bir liman kentine çevirebilmek için çeşitli projeler düşünülüyormuş. Gölü bir kanal vasıtasıyla yeniden denizle buluşturma planları kuruluyormuş. Bu sayede göl kendi kendini temizleyebilecek ve yat turizmi için de doğal bir liman haline gelebilecekmiş...
Oysa bu varsayım bugün gölü kendilerine bir konaklama bölgesi ya da ev olarak benimsemiş ender bulunan kus türlerinin bölgeyi terk etmesi anlamina geliyor.
Ağustostan eylül sonuna kadar Bafa’ya açıldığınızda doğal ortamlarında pelikan ya da pembe flamingoları görebilme imkanına sahipsiniz...
Teknemizin gürültüsünden ürkerek havalanmaya başlayan flamingoları herhalde hiç bir zaman unutamayacağız...
Burası gerçek anlamda bir kus cenneti. Ama ne yazık ki hemen hemen her yerde rastladığımız mermi kovanları Bafa Gölü’nün de ayni Manyas ya da Uluabat gölünde olduğu gibi yeterince korunamadığını kanıtlıyor. Ne yazık ki Bafa Gölünde avcılık için değil sadece öldürmek için kuşlar hedef alınıyor çünkü ne pelikan ne de flamingo bir av hayvani değil.
Labranda antik yerleşim yeri. Milas’a sadece 14 kilometre uzaklıkta. Adini Zeus’un sembolü olan çift başlı balta(Librit) ‘ten alan kent. Karya uygarlığı için önemli bir merkez olmuş. Ama labranda, Heraklia gibi bir liman kenti olduğu için önemli sayılmamış tarih sayfalarında. Büyük bir savas sonrası Karya’lıların buluşma ve yeniden toparlanma noktası olmuş...Devam edecek YABAN
- yaban's blog
- 131 okunma
- Yaziyi paylaş



Yeni yorum gönder