İNSANIN EPİK YOLCULUĞU 4
BİR HAYAL İÇİN AYİN
Sizin önünüzde duran yazgıyı sizin yarattığınızın farkında değil misiniz? Başkalarını özendirmek için şehvetle istediğiniz, arzuladığınız, ihtiyaç duyduğunuz, düşlediğiniz, düşündüğünüz şeylerin gerçekleştirilmemiş bir yazgının parçası olduğunu bilmiyor musunuz? Ve sizler, sadece bu yazgıyı gerçekleştirdiğinizde ondan kurtulduğunuzu bilmiyor musunuz?
Sizin gözleriniz önünde olan manifesto, manifestonun bir harikası değildir. Bu, hafiflemenin harikasıdır.
Ancak bir hayal gerçekleştiği zaman artık içinizi kemirmekten vazgeçer. Ancak gerçekleştiği zaman artık size sahip olmaktan vazgeçer. Kendini maddi dünya içerisinde göstermeye başladıkça, sizleri de özgür bırakmaya başlar. O zaman hayal artık “satış için serbest” hale gelmiş demektir.
“Bütün bu yıllar boyunca” ben size, gökyüzünün krallığına uzanan yolun İÇ YOLDAN geçtiğini öğretmeye çalıştım. Hazza ulaşan yol buradan geçer.
Sizler bütün bir gün boyunca dalgın ahmaklar gibi etrafa gülücükler saçarak ve “ Gerçekten, gerçekten, gerçekten! Ben Tanrı’yım! Ben Tanrı’yım!” Diyebilirsiniz, ancak sizler bu yolla içinizde, kalbinizde yaşayan hayallerinizden kaçamazsınız ya da onları umursamıyor muş gibi davranarak onları yok sayamazsınız.
Gerçekleşmemiş hayalleri göz ardı etmeniz mümkün değildir. Gerçekleşmemiş hayalleri, entelektüel ve kendi gücü olmayan spritüel dogmalar aracılığıyla göz ardı etmeye çalışmak, sahtelik ve ikiyüzlülük olarak adlandırılır.
Hiç kimse, herhangi bir zaman kendisine söylediklerimi kavramamıştır. Hiç kimse “habercinin” ne anlama geldiğini anlamamıştır. Sevinç! Oraya giden yol nasıl görünür? Belki de ben “gerçekten, böyle olabilir!” diye çok şey getirdim.
Şimdi ise bunu sadece açıklayacağım.
Yolun adı kendinde haz. Sizler, buna muhtemelen saygı göstermemişsinizdir. Bunun yerine siz, başkasının yoluna girmeyi tercih edersiniz. Sizler hepiniz bütününüzde birer “yol – kaynaklar ”, “guru – sıçrayıcılar ”ve “öğretmen – taraftar”sınızdır.
Ve siz hiçbir zaman öğrenemezsiniz;
ta ki size gösterilene ve bildirilene kadar…
Göklerin krallığına giden yol sizin içinizdedir ve bu yolun adı hazdır, sevinçtir. Bundan sonrasında da ilgiye devam etmeniz çok önemlidir. Bizler şimdi, sizin kaderinizin bu aşamada nasıl oluştuğu üzerine konuşacağız.
Sizler hayallerinizi sınırlamalardan kurtarıp da gerçekleştirmeye başladığınızda bunu kendiniz hemen fark edebileceksiniz. Ruhunuz içerisinde duyguların “sarmaladığı” her ne varsa, bunları hemen fark edeceksinizdir.
İşte buna kader denir. Ve bu aşamada kader; zaman, yer, uzaklık ve hayatın hızı tarafından yönetilmektedir. Sizler, bir zaman akışı içerisinde yaşamınızı sürdürürsünüz.
Sizin tininiz ( zihniniz), gelecektedir. Duygularınızsa şimdidedir. Ve bedeniniz geçmiştedir. İşte siz tam olarak böyle yaşarsınız!
Ve şimdi de sizin yaşamınızın dış katmanlarına bir göz atalım ve bunların işleyişlerini incelemeye çalışalım. Bunlar nelerdir? Mesela, siz: “saçlarımı kestirmek istiyorum; ancak bunu yapamam; çünkü arkadaşlarım saçlarımı çok beğeniyorlar. Ama ben saçlarımdan nefret ediyorum. Ve ben, Tanrı tarafından bana bahşedilen bu mücevher gibi tacı ben kestiğimde, ben sadece bir günahkâr olmakla kalmam aynı zamanda da eşimin/ arkadaşımın benim yerime bir başkasını bulması için de gereken ortamı hazırlamış olurum.” Dersiniz. Ve bu düşünceleriniz doğrultusunda saçlarınızı tarar ve fırçalar.
Bu ne tür bir hayaldir peki?
Bu şekilde bir ifadenin arkasında olan hayal şudur: “ saçlarımdan kurtulmak istiyorum.” Ve bizi geri çeken de şudur: “ Başkasının benden yapmamı istediği şeyi yapmayıp da kendi isteğime yöneldiğim zaman yaptıklarımdan dolayı artık sevilmemekten korkuyorum.” Sonuç olarak, asıl hayalimiz içimizde hapsolur – gerçekleşemez. Bunu anlayabiliyor musunuz?
Peki ya yaratıcı ve büyük dehasıyla çalışmaya yeteneği olan sanatçıda durum nasıl olurdur? Sanatçı bilir ki, eğer karşısında istediği şans çıkmış olsaydı, dehasıyla daha fazlasını yaratabilirdi. Ancak o, dehasını göstermekten korkar; çünkü bu onun konumunu tehdit edebilir. Bence siz buna “politika” diyorsunuz. O hiç keşfedilmemiş, uyanık bir yeteneğin yerine yaşamayı tercih eder. İşte görüyor musunuz? Sonuç olarak insanlar dalgaları oluşturmaktan kaçınırlar. Bir şeyleri birbirine geçirmek istemezler.
İkinci kısımda da kocasıyla yaşayan ancak ona karşı içerisinde bir tutku barındırmayan bir kadını ele alalım. Bu batanın gizli kalmış istekleri arasında özgür olmak, dilediği gibi gidip gelmek, istediğini istediği zaman yemek ve istekten ziyade bir emirmiş gibi kendi halinde olmak vardır. Ancak eşi kendisini geçindirdiği için kadın, hayallerini gerçekleştirme imkânını kendisinde görememektedir. Tabii bir de durum bu şekilde gelişirse çocuklar ne der kaygısı da yok değildir. Çocukların hali ne olacak? İsteklerini gerçekleştirecek yolda devam etmenin, içindeki suçluluk duygusunu dengeleyeceğine inanmamaktadır. Sonuç olarak bu birey, bastırılmış duygularla yaşana yaşlı bir kadın olarak çıkar karşımıza.
Yarım kalmış hayaller.
Sizler şanssızlıklarınızı bir kenara bırakmadığınız sürece, varlığınızın efendisi ve Tanrı’sı olamazsınız.”
Görüyorum ki, hepinizin hayallerinde kendi fikirlerine sahip olmak, yaratıcı ve istediğini elde edebilen bir insan olmak, bir şeyler ortaya koyabilme yetisine sahip olmak ve bütün dünyanın tanıdığı bir buluşu ortaya koyabilmek vardır. Ancak bu hayal, bir ölçüde altına dokunur. Ve sizler, düzene oturan çalışma saatlerinize geri dönersiniz ve zihninizde süzülen hayaller esnasında siz, yanlış bir yaratıcı güce inanırsınız.
Ve bir de mutsuz olmayı isteyen kişiler vardır. Onlar asında gerçekten zavallı ve acınacak durumda olmak isterler ve onların fantezileri aşağılık ve bağnaz olmaktır.
Onlar gerçekten böyle olmak isterler ancak kendilerine güvenemezler. “Tanrı aşkına! İnsanlar ne düşünür? Hans Dampf mutsuz mu?” ve artık içteki duygularını saklamaya başlar. Yüzüne bir gülücük oturtur, tırnaklarındaki ojeyi temizler ve yüzündeki tüyleri tıraş eder. İşte tam bir riyakâr. Sizler mutsuz olmak isteyebilirsiniz; ancak kimse bunun yolunda giden bir şey olduğunu söylemez. Sizlerin kültüründe bu yasaktır. “Mutlu ol! Be happy!”
İnsanın kendi kültüründe, üzerinde pek fazla konuşamayacağı bazı duygular vardır. Neden psikologlara bu kadar rağbet olduğuna şaşmamak gerek; çünkü konuşulmayan konularla ilgili olarak insanlar hep birine gidip anlatma ihtiyacı duyarlar. Ve yıllar geçen bir ısınmadan sonra bile bu, insanın kendisini mutlu hissedebilmesi için yeterli olmayabilir. Peki, neden bilir misiniz? Çünkü psikologlar size “ her şey yolunda, gidin ve kendi halinize acıyın.” Demezler.
Ve bir yanda da kendini mutlu hissetmek isteyip de kendisini birtakım temellere bağlı hisseden kişiler de vardır. Mesela siz zayıf olmak istersiniz; ancak bu isteğinizi düşündükçe kendinizi daha fazla yemeğe vermeye başlarsınız. Ya da güzel olmak istersiniz; ancak aynaya baktığınız her fırsatta karşısızda gördüğünüz varlıktan nefret edersiniz. Gülmek ve mutlu olmak istersiniz ancak bu adicedir.
İşte ikilem budur. Siz bunu istersiniz, ancak düşünürsünüz
Ve bunu hak etmezsiniz.
Sizler, bir ikilemin içersinde yaşarsınız. Ve bu ikilem içerisinde sizin ruhunuzda gerçekleşmeyen hayalleriniz ve istekleriniz bir kargaşa içerisindedir. Ve bu şekilde içinizde bir yükseliş olur; bu çoğunuzda böyledir. Sizler hayatınızda denge sağlayacak ve sizin hayatınıza anlam katabilecek birini bulabilmek için Amok koşusuna çıkarsınız. Sizler, hayatınızda sizin sıkıntılarınızı paylaşacak ve karışıklıklarınızda ve yaralanmalarınızda hayatınız içerisinde başrolü oynayabilecek, bunları taşıyabilecek birisine ihtiyaç duyarsınız ve onu istersiniz. Psikolojik olarak bu duruşu taşıyabilecek ve her zaman yanınızda olarak size gülerek ve sevgi dolu bir şekilde: “Sen harikasın! Harikasın! Harikasın!” diyecek birisinin varlığını hissetmek istersiniz.
Buna “başkasına suçu vermek” de denebilir.
Bu konuyla ilgili olarak daha verebileceğim çok örnek var. Sizin içinizde süzülen gerçekleşmeyen hayallerinizle ilgili daha birçok örnek…
Umuyorum ki bu söz ettiğimiz şeylerin, sizin gece rüyalarınızda gördüğünüz berrak suların arasından dörtnala koşan şövalyelerinizden ve istenmeyen savaşlardan, üzerine ay ışığıyla bahar çiçekleri dolu bir ortamda saçları beline kadar uzanan ve kemeri delinmiş bir bayan bulmanızdan farklı olduğunu anlamışsınızdır. Ben bu tarz sıradan hayallerden söz etmiyorum.
Ben, sizin sürekli istediğiniz ancak gerçekleşmesi baskı altında olan hayallerinizden söz ediyorum.
Haz, sizin yasalarınızla tanımlanamaz. Haz, bu yasaların da ötesinde bir duygudur. Sizin kaybettiğinizdir haz. Siz halk arasında da dendiği gibi “sıradan bir hayat” sürdürürsünüz; ancak hayatınızda suçların, vahşetin, tecavüzün, savaşın ve esrarengiz bağımlılıkların ortaya çıkma alanı daha geniştir.
Ve sonrasında ise dillerini başkalarının suçsuzluğuna zarar vermek için kullanan askerler çıkar meydana. Ve bunun ardından da sizin toplumunuz modern, dini ve Tanrıdan korkan bir toplum olarak adlandırılır. Ve bu Tanrılardan bazıları sizin hayatınızı yönetenlerdir.
Haz, baskının uzaklaştığı ortamda aydınlanma ile ortaya çıkar. Haz, size istediğiniz şeyi yapabilmenizi ve olabilmeniz için karşınızdaki sınırları aşabilmenizi sağlar. Hayallerinizin sizi serbest bırakacağı yere ulaşabileceğiniz sürece kadar bu böyle devam eder.
Siz, her an kurtuluşun varlığını hissettiğinizde haz alırsınız. Ben bir keresinde: “ Ben sizin kapılarınızı ve dolaplarınızı açacağım, parlayan ve görünen ruhunuzu temizleyeceğim. Ve bunu haz ile yapacağım.” Demiştim.
Hazın ölçütü, sizin karanlığınızı ve kirliliğinizi etraflıca eleştiren, sizin acınası hayatınızı sürdüren nedenlerdir; çünkü sizin dolaplarınıza sıkıştırdığınız hayalleriniz, aslında sizin deneyimlerinizin katalizörleridir ve bunlar size hazzı getirecektir.
Sizler artık anlamlarla değil beyninizle yaşıyorsunuz.
Sizin bulanık ve artık kullanılmayan anlamlarınız, ruhunuz için sadece bir pusuladır.
Sizleri geçmişte yaşarsınız ve istediğiniz şeyleri görürsünüz.
Sizler, dünyayı ölü gözlerle görürsünüz.
Çeviri: Burcu ÖZKURT
- yaban's blog
- 53 okunma
- Yaziyi paylaş


Yeni yorum gönder