KIRIK BİR SEVDA TÜRKÜSÜ
Lise son sınıfına gelmişti, okulun en güzel kızıydı. Uzun saçlı, kahve rengi iri gözleri, fizik yapısı güzeldi, çok düzgün de bacakları vardı. Dudakları ilkbahar da açan yaylaların gelincik çiçekleri gibi narindi. Elleri kelebekler gibi nazlıydı. Kokusu başımızı döndürür,bakışları bizi öldürürdü. Gülümsediğinde dişleri inci gibi ışıldardı. Konuştuğunda etrafına mutluluk dağıtırdı. Yüreklerimizi güneş gibi ısıtırdı Ece.
En çok ona sınıf öğrencileri vurgundu. Ece sınıfa girdiği zaman delikanlılık yüreğimiz yerinden fırlar gibi atardı. Kente yeni taşınmışlardı. Ece ile zaman zaman göz göze geliyor tatlı tatlı bakışıyorduk; ikimizde ayrı kentlerin çocuğu olmanın ürkekliği vardı üzerimizde. Bütün kalbimle tutkundum ona. En azından konuşma cesaretini buluyordum kendimde. Günler birbirimize bakışarak geçmişti. İlk hamleyi ben yapmıştım gelincik yapılı dudaklarından dökülen sözcüklerin yerini evet doldurmuştu. Kırılacak bana diye ödüm kapardı kırmayı hiç aklımdan geçiremezdim Ece’yi.
Kimya dersi çalışmak üzere beni evine davet etmişti evine gittiğimde kapıyı açan Ece’ydi öylesine güzel öylesine yaşam doluydu ki,günlük giysiler onu daha çok güzelleştirmişti. İçeriye girdikten sonra çalışma odasına almıştı. Oda küçüktü ama bana çok sevimli gelmişti. Ece’nin odasıydı içinde hayaller kurduğu,sırlarına tanık olduğu Ece’nin odasıydı.
Bir süre sonra annesi geldi yanımıza. “Hoş geldin”dedi. Utancımdan Cılız bir sesle sadece “hoş bulduk” diyebildim. Kısa bir süre sonra annesi ayrılmıştı. Nihayet Ece ile baş başa kalmıştık. Bundan Ece’nin de memnun kaldığı her halinden belli oluyordu. Oturduğu yerden kalktı bana doğru yaklaştı bende ayağa kalkmıştım Ece hiç beklemediğim bir şeyi yaptı “bırak şimdi ders çalışmayı” dedi. Üzerime doğru yürüdü dudaklarımı öpmeye başlamıştı bile. Ben de ona karşılık verdim bir iki dakikalık bir öpüşmeydi bu. Çünkü her an annesi gelebilirdi. Bir kez daha sarıldım dudaklarından öptüm sonra da toparlanmıştık.
Annesi çay servisi yapmıştı çaylarımızı içerken yaklaştı yanıma tekrar sarıldı bütün saflığı ile. “Seni seviyorum anlıyor musun beni?“dedi. “Bende seni seviyorum Ece” demiştim. Tekrar sarılmış gençliğin verdiği tanımsız duygularımızla öpüşüyorduk. Hiç ayrılmayacağımızı söylemiştik, kendimiz için söz bile vermiştik...
Bütün gece uykusuz geçen otobüs yolculuğundan sonra terminale indiğimde bunları anımsadım birden bire.
Otobüs yolculuğunun benim için çok derin anlamı vardı. Yine yollardaydım yola çıkar çıkmaz yol boyu uzanan çıplak elma ağaçları narenciye bahçeleri incir ağaçları gözüme çarpıyordu. Otobüs ne zaman çevirdi yüzünü Çanakkale yönüne doğru, yine yol boyu akıp giderken, gözüm yeşile boyamış bahçelere dalıp gitmişti.
Doğa güzellikleri ile can bulan yol boyu yarıp geçtiğimiz kaz dağları pembeleşmiş değil ama yeşil ve mavi renkler uyumunu sergiliyordu. Uzun ve sıkıcı bir yolculuktan sonra vapur iskelesine vardığımızda koca vapur sırtına aldı attı bizi karşıya, sabah erken Edirne terminaline inmiştim. Çantamı yere bırakıp öylece beklemeye başladım. Bilinçsizce gözlerim etrafı tarıyordu, biliyorum beklemiyordu ama, yine de gözlerim arıyordu. Eskiden kalma bir alışkanlık olmalı bu diye düşündüm... Uzun bir zaman önce gitmişti bu kent den biliyorum ama, inatla gözlerim arıyordu yine de, bunca geçen zamana rağmen...
İzmir de hava ılıktı, Edirne’ye indiğim de biraz hava serin üşüyordum... Benim de düşlerim yağdı Edirne’ye... Ellerimi cebime soktum bir süre öylece bekledim... Sanki biraz sonra bir köşeden çıkıp gelecekti, ya da biraz geç kalmıştır;merdivenleri koşarak çıkıp sarılacak diye aklımdan geçiriyordum...
Biliyordum uzaklarda . Ne düşünüyordur kim bilir, belki de benim gibi yalnızdır. Oralar da serindir belki. “Hala canını sıkıyor mu, bir ömür tükettiğin bu hayat kavgası?”.
Beni sorma! “Suyu tükenmiş limanların denizlerine yürüyüp duruyorum... Hayatımın sesi kısılmış, yaşlanmış dudaklarımdaki kelimeler, kimse aramıyor, anlamıyor beni... Unutulmuşum anlayacağın” diye aklımdan kalbimin derin köşelerine yazıyordum bütün bunları....
Beklerken gözlerin geldi gözlerimin önüne, gelincik yapılı dudakların, duruşun, gülüşün, sevgiyle bakışın... Sonra aklım, ayrılığın bir burgu gibi işlediği yüzüne bakmaya, elini tutmaya korktuğum günlere gitti. Burgu ağır ağır işliyordu içime! ama, ağır döndüğü daha çok acıtıyordu beni... Ben böyle düşünürken, sen ne düşünüyorsundur kim bilir, sen de düşünüyorsundur diye aklımdan geçiriyordum. “Belki de öyledir kim bilir”.
Yıllardır bu kente her gelişimde aynı acıyı duyarım, aynı özlemi hissederim, aynı hüznü yaşarım zaten... Oysa aradan uzun yıllar geçmişti ama her şey daha dünmüş gibi gözlerimin önünde canlanıyordu... Ne zaman kente gitsem içim burkulur, gözlerim durup durup dolar. Her esen yel de, yağan yağmur da, çağlayan ırmakta, uğuldayan orman da lise günlerimizdeki kokunu hala duyarım... Her esintide soluğunu hissedip içime dolduruyorum her yokluğunu yokladığım da ruhum sızlıyor zaten.
Biliyor musun? Çekip gitmiştin kalbinin bütün kapılarını kapatarak. Durmadan büyüdü içimde yokluğun. Günler aylar, yıllar geçip gitti ...
Gelmeyeceğini biliyordum beklemem nafileydi; ama yine de köşe başlarına bakıyordum belki bir köşeden çıkar gelirsin diye. Biliyorum uzaktasın bir ömür kadar... Benimkisi tek yönlü bir yol bir özlem işte, gidip de dönmeyen...Ve sen bir yel gibi esip gittin hayatımdan arkana bakmadan. Bense yelkeni kırık tekne gibi bakıyordum dalgalı denizlerin üzerinden...
Seni ne zaman ansısam bir hüzün şarkısı kırılır içimde; “hiç unutamadım ki seni zaten”, yıllar oldu buraları terk edeli, yıllar oldu ayrıyız, gelincik dudakların benden uzak, bedenlerimiz, ellerimiz, gözlerimiz uzak. Başımı döndüren kokun gelmiyor. Oysa aşk karşılıklı olmalıydı, dokunmalıydık, paylaşmalıydık hayatı. Hala kulağım sesinde, gözlerim etrafta seni arıyor, uzaklar da olduğunu ve gelmeyeceğini bile bile...
Benimki kırık bir tebessümdü, anımsadığım bir sevda türküsüydü belki... Yaban
- yaban's blog
- 4842 okunma
- Yaziyi paylaş



iyimser sevdalar demledim
duru bakışlarına
direnmenin tadını sürdüm
acıların firarı dudaklarına
ağladı bir güzel
bir mermer acıdan yöneldim
avcundaki sevinin gerdanlığına
kopardım boynumdan
hükmü geçmiş acıların ipini
suskunluğun kehriban çoksesliliği
yüreğinin ilmiklenmez yarasını
dağladı bir güzel
Ugur yazının resmini benim yüklediğim resmi yüklermisin sana zahmet olmazsa
Kırçiçeği
Yaban arkadaşın yazısındaki resimi manşete koyarmısın. Resim JPG değil ben pointte JPG yaptım ama bu sefer resim çok büyük diye kabul etmiyor.
Sen benden daha iysin bu resim konusunda.
Ugur beni duyuyormusun yazının resmine benim yüklediğim resmi yüklersen çok çok sevinirim sana zahmet olmaz sa benim resmi yükle onun ifadesi daga güzeldi
Yaban,
Denedim ama bir türlü beceremedim resim JPG değil pointte JPG ye çevirdim ama bu sefer resim büyük diye kabul etmiyor Kırçiçeği sanırım şimdi halleder.
hallettim halletim bilgisayarinizdaki resim programiyla jpeg yapmaniz lazimdi sevgiler
Susmak degil bazen konusmak lazim.....
ugur resim aslında küçüktü yaaa neden büyüdü ki küçülte bilirsin aslında amam sana zahmet veriyorum bu talepleri isterken
Zahmet değil ben biraz teknoloji özürlüsü olduğum için zorlanabiliyorum. Benim yapacağım editörlükte işte ancak bu kadar olur.
ben simdi bakarim yaban
Susmak degil bazen konusmak lazim.....
resimin boyutu 337- 390 aslında büyük degil ama neden olmuyor onu anlamdık
Yeni yorum gönder